Pembe ponponlu terlikler kapı ağzında bekliyordu. Dikişlerimin tam üstünde kucağımdaki minnak ile işte evimizdeydik. Ben eve girerken fonda hep neşeli bir müzik, sistemli beslenme saatleri, uzun koyun koyuna uykular, kibar kısa süreli misafirler, sıcak çorbalar, annemin bizimle olmasından ötürü; her daim bitmez deterjan kokusu hayal ederken... Daha ilk kez yavruyu yatağına uğurlama hamlesinden; ’cız, ben buradayım kaç dikişim biliyor musun?’ acısıyla uyanış başlamıştı. Bu ilk hamleyi görmemezlikten gelmek kolaydı. Ama ilk misafirimiz komşu yaşlı teyzenin beslenme saatinde tam gelip; miniğin güya yeleğini düzelten o manevralı el hareketleri, elleme, denetlemede neydi? Garibim de haklı ne etsin! Ya depolar boşsa? Bu yavru neyle beslenecek, serpilecekti. Yarın güreşe çıkması lazım! Üst katın torunu 'bir kucakken', bizimki 'bir damlacık' mı olaydı?


Annemin kavanoz dibi paralarıyla aldığı, salon tülü gibi bol dantelli lohusa gecelik takımını ki kendisi 86 parça yemek takımı ile yarışır, giymek sonunda nasip olmuştu. Ama üstümde kalma süresi on beş ila yirmi dakika arasıydı. Yeni bir ‘coooo’ diye kusma sesiyle makine yeniden, yeniden ve yeniden dönüyor. Hatta o bile banyonun içinde ahenkle yorgunluktan raks ediyordu. Bana ise hep dizi çıkmış eşofman altları ve ne kadar da yıkansa ne kusmuğu geçen, ne ayva göbeğimi bir türlü saklayamayan açık sözlü koca tişörtleri kalıyordu. 'Ay ben zaten kaç kilo aldım ki hepsi bebeğe gitti, kalanı ödem’ deyip neredeyse eski kilolarının da altına düşen ünlü momlar nerede? Nerede yavrusunu üç kilo bile doğurmayı becerememiş ve almayı unuttuğu kiloları ki kaldıysa lohusalık sonrası tekrardan almayı başaran bayan yanak?


Tabisi yavrucuğum benim yaka iğnemdi. Hâlbuki o yakada aile yadigârı yeşil bir zümrüt taş olsa, hani makineden çıkmayı başaramayan bembeyaz lohusa geceliğimin tam sağ üst köşesinde? ‘İnsanı annelik ne de güzelleştiriyor’ diyenlerin aksine şu aynada sırıtan gözaltı morlukları da neyin nesiydi? Aynanın önü çatlak kremleri doluydu ama diş fırçalamak bile gün içinde kendini şampiyon olmuş hissi gibi gıdıklıyordu.


‘Uzun uzun yıkanın, bakın nasıl rahatlayacak ve sütünüz artacak’ diyen sayfa sayfa yazıp üzerimizden para kazanan siz sevgili yazarlar, bizim eve uğrayıp yavruyu pışpışlarsanız; banyo sürem belki üç dakikanın üzerine çıkabilir. 'Acaba iğne deliği kadar bir yerim kuru kaldı mı?’ endişesi kenarda dursun. Vücudumun dörtte biri o hızda ıslanıyorsa ne ala!


Ah canım kocacığım! Evlendiğimiz günden beri; 'insanın evi gibisi yok, gezmekte neymiş, en güzeli sıcacık yuva' derken son günlerde dışarı olan merakı, doğarken içine nüfus etmemiş hayat enerjisinin tavan yapması, bir sosyalleşme çabası, hep bir toplantı yoğunluğu, yeni yazıldığı haftanın dört akşamı yüzme kursu! Bunların hepsine anlamsızca gülüyor hatta hak verebilecek muhallebi kıvamına gelebiliyordum. Günde on altı kupa rezene çayı için; bakın hayatı siz de yeniden nasıl seveceksiniz...


Her gün arayan soran arkadaşlar da çok yoğundu ‘ay canımcım aklım hep sende‘ lafları havalarda uçuşuyordu. Son yılların görülmemiş döviz ve altın yükselişine ne dersin? Altın için düşünülmüş hüzünlü yastığın önü örme yelek ile doldu taştı. Yelekleri söküp, iki düz bir ters örsek buradan bizim paşanın yirmi yıl sonra okuyacağı dil okuluna yol olur!


Bebeğin her ağlamasında; 'bırakın, anne onun gıklamasından bile ne istediğini anlar’ toplum baskısı ile son soruda iki şık arasında sıkışan zavallı kpss mağdurundan halliceydim. Gün ışığının gitmeye yeltendiği vakitler, saraydan kalma odama veliahdımla girer, imam efendi yatsıyı eda edip cami kapısını kilitlemesi ile başarıyı anca elde ederdim.


Gece beslenmesinin yirmi yedinci seansından sonra bebişi telgraf hızı ile yerine yollayıp rüyamdan fırlayarak kalkar, kucağımdaki yavruyu bulamazdım. Düştüğünü düşünerek ağlamaya başlar o ciyaklama neticesinde posta kuşu ile karşılıklı krize girip az sabahlamadım. Soran olursa; 'bomba gibiyim' cevabım hazırdı. Ama herkes rekorlarla dolu kendi lohusalığını anlatmaktan beni bir türlü soramazdı.


Yalnız annelik denen şu saltanatta ilk günden beri kapı önünde bekleyen ponponlu terliğimden başka hakiki dost yokmuş onu anladım. Ayağıma geçirdim ve şöyle dedim; bir numara küçük almışım ama şunlar kadar sıkmıyorsun be pembik!

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.