İnsan türünün jenerik birer üyeleri olarak, koronavirüsten ölme ihtimalimiz, kumarda kazanma ihtimalimiz kadar ancak. Hatta mevcut sağlık sorunlarınız yoksa, çok yaşlı ya da çok genç değilseniz eğer, risk daha da düşmeye başlıyor. Peki o halde neden birçok ülke karantina önlemleri alıyor, yıldırım düşmesine eşdeğer bir ihtimal için sınırlar, okullar ve iş yerleri kapanıyor? Neden borsalar çöküyor, her türlü mail, gazete manşetleri, haber kaynakları ve yüz yüze konuşmalar özünde gribin yeni bir türü olan bir şeyin bahsi ile dolu?
Zihinlerimiz, yüksek, alarm verici sayılarla dolu tehditkâr manşetlere odaklanmaya meyillidir. Dünya çapında şu ana dek görülen Covid-19 vaka sayısı, toplam popülasyonun yalnızca %0.0001’ini oluşturuyor. Mevsimsel grip salgınlarında ise dünya çapında tedaviye ihtiyaç duyan 3 ila 5 milyon insanın bulunduğu, bunun yanı sıra saptanamayan bir o kadar daha vaka olduğu düşünülüyor. Mevsimsel grip, her yıl yaklaşık 290,000 ila 650,000 arası ölümle sonuçlanıyor – dünya popülasyonunun yaklaşık 0.008’i.
Koronavirüsün gerçek gücünü algılayabilmek için evrimleşmiş insan psikolojisinin labirentlerine dalmamız gerekiyor. En basit şekilde tanımlamak gerekirse, koronavirüs, ahlaki bir panik aslında. Gerçek anlamda. İnsan bedeni, zihin, toplumlar, anlam, norm ve ahlak sistemleri patojenlerle birlikte evrimleşmiştir. Bu kötü senaryoda kimin kimi tetiklediği belli değil. Bu tuhaf dinamiği anlayabilmek adına, insanların, mevcut salgının gerçek riskleri hakkında istatistiksel açıdan doğru çıkarımlar yapma konusundaki bariz yeteneksizliklerini düşünün. İnsan zihni, temel olasılıkları görmezden gelmeye eğilimlidir ve zihinlerimizin ‘çarpıcı’ bilgilere ulaşma düşkünlüğü bilimsel olarak desteklenmektedir. Olumsuzluk önyargısı, bu önceden planlanmış mental sezgilerin en etkili olanlarındandır; potansiyel tehlikeler ve tehditler hakkında bilgiler içeren her tür işaret, akılda yer eder, hatırlanması ve sürdürülmesi kolaydır. Bu özelliğimizin evrimsel açıdan apaçık bir avantajı var: tehlikeyi küçük görmektense fazlasıyla düşünmek, her açıdan daha iyi. Birçok durumda bu anlık ilişkilendirmeler, işe yarar. Patojen varlığına işaret eden izler, genelde otomatik tiksinti tepkilerini meydana çıkararak tehlikelerden uzak kalmamıza yardımcı olmaya çalışır. Zamanla, yüksek patojen varlığı ihtimalini zihne getiren bir dizi görsel ve işitsel işarete anında tepki verme becerilerimiz de evrilmiştir. İşte bu yüzden birçok insan farelerin ya da böceklerin varlığından ve hatta burun çekme sesinden iğreniyor.
Salgının adı: Corona virüs
Çiçek, veba, kızamık ve grip gibi ölümcül virüsler, insanların, hayvanların, bunların organik enkazlarının ve dışkılarının yüksek yoğunlukta olduğu şartlarda evrim geçirdi. Hatta hayvanlardan insanlara bulaşabilen hastalıklar, 12.000 yıl önceki neolitik çağda hayvanların hızla evcilleştirilmeleri ile birlikte, insanlar üzerindeki yeni seçilim öğelerinin etkisi altında birlikte evrimleştiler. Neolitik çağda insan ve hayvan popülasyonundaki yoğunluğun artışı, fare, serçe, güvercin gibi davetsiz ortakçıların – onlarla birlikte pireler, bitler, keneler, karıncalar, sinekler, arılar vs. – ortaya çıkmasına sebep oldu. Kısa süre içerisinde de parazitler, bakteriler ve virüsler sahneye çıktı. Yaşam alanlarındaki bu radikal dönüşümler, antropolog James C. Scott tarafından “Neolitik Sonu Türler Arası Yer Değişimi Kampları” olarak adlandırıldı.
Evrimin bir tür sayılar oyunu olduğunu unutmayın: popülasyon düzeyinde, türler, yaşam alanındaki diğer organizmaların hassasiyetlerini sömürerek sayılarını arttırmayı amaçlar. Neolitik çağda kimin kimi evcilleştirdiği net bir şekilde bilinemiyor. Ancak buğday, mısır, pirinç gibi bitki türlerinin hızlı yayılımını ve ‘başarısını’, akabinde insan bedenindeki ve aktivitelerindeki radikal yeniden yapılanmayı düşündüğümüzde, bitkiler tarafından koloni haline getirildiğimizi söylemek abes kaçmaz. Çeşitli protein ve lif kaynaklarının ve avcı-toplayıcı hayat tarzının sürdürülmesi için gerekli olan çevresel bilgilerin terk edilmesi, insan vücudunda derin fizyolojik değişimleri ve hasarları beraberinde getirdi. İnsan türü, tarıma geçişin şokunu hala tam olarak atlatmış değil; boy uzunluğunda düşüş, diş çürümeleri, kemik yoğunluğunda beslenme bozukluğu kaynaklı düşüş ve nihayetinde bağışıklık sistemi hastalıklarında ve yeni patojenlerin sebep olduğu ölüm oranında ani yükseliş. İnsan psikolojisi, normlar, toplumsal roller, ahlak kuralları, göç modelleri üzerinde yaşanan esnemelerden yola çıkarak, yeni patojenlerin sayı oyununu açık bir şekilde kazanmış olduklarını görebiliriz.
Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, Covid-19’un son derece akıllı bir evrimsel düşman olduğu ortada. İnsan psikolojisinin patojen atalar tarafından beslenerek oluşturulan hassasiyetlerinin sömürülmesi, birçok okulu kapattı, borsayı çökertti, toplumsal anlaşmazlıkları şiddetlendirdi ve göç modellerini değiştirdi bile. Covid-19’un epidemiyolojik açıdan inanılmaz derecede başarılı olduğunu kabul etmemiz gerek – özellikle de yüksek düzeyde ölümcül olmadığını göz önünde bulundurduğumuzda. Örneğin Ebola virüsü çok daha ahmak; %90’lık ölüm oranı ile konağını ve doğal olarak kendini hızlı bir şekilde öldürüyor ve sonuç olarak ihtiyaçlarını karşılamak için diğer türlerin hayat tarzını yeniden şekillendirmeye yetecek kadar uzağa yayılabilme ihtimalini ortadan kaldırıyor.
Kötü haber şu ki yoğun nüfus oranına sahip bir bölgede yaşıyorsanız eğer, koronavirüse yakalanma ihtimaliniz çok yüksek – mevsimsel ve küresel göç modeli ile bu yıl olmasa da önümüzdeki yıl ya da ondan sonraki.
İyi haber şu ki büyük ihtimalle ölmeyeceksiniz; büyük ihtimalle bir-iki hafta biraz halsiz hissedeceksiniz. Bu yıllık korona işgalleri ile mücadele etmek ise kendi duygusal dengesizliğinize, kendi önyargılarınıza ve mantıksızlıklarınıza direnmeniz ile mümkün olacak.
Koronavirüse karşı alınabilecek bitkisel önlemler
Referanslar:
Samuel Paul Veissière. "The Coronavirus Is Much Worse Than You Think". Şuradan alındı: https://www.psychologytoday.com/us/blog/culture-mind-and-brain/202002/the-coronavirus-is-much-worse-you-think. (27.02.2020)