Hayat insanlara kartlar dağıtır. Bu kartlar kimi zaman şans, mutluluk, ders, üzüntü, seçim, tecrübe kimi zaman hata ya da pişmanlık kartlarıdır.


Yaşam bana göre önümüze gelen bu kartları açtığımızdaki bakış açımız ve davranış biçimimizdir. Çoğu zaman içine düştüğümüz olaylar bizi öyle bir noktaya getirir ki nasıl tepki göstereceğimizi, nasıl bir davranış şekli ortaya koyacağımızı bilemeyiz. Yönümüzü, yolumuzu şaşırabiliriz.


Kendimize verdiğimiz telkinler aslında öğrenilmiş, dayatılmış düşünce şekilleridir.

"Dik dur, yenilme, pes etme, vazgeçme, savaş vb." Bazı hal ve durumlarda olayın üstüne gitmek, zorluklara göğüs germek, yeniden ayağa kalkmak, gayretli olmak tabii ki yaşam içerisinde seçtiğimiz yollar olmalı. Ama... Bazen de doğrusu bu değil!


Tam tersi akışa bırakmak, kabullenmek de bir nevi hayatla başa çıkma yöntemidir. Ayrıca kabullenmek teslim olmak olarak da algılanmamalı. Sanılanın aksine direnip hayatımızda olanları inkâr etmek, manasızca savaşmaktansa cesaret gerektiren bir durumdur kabullenmek. Bir durumla yüzleşebilmenin sorumluluğunu almak ve sonrasında ise çözüm aramak kabullenmek kelimesinin açılımıdır.


Kabullenmekten kastımız sorunlardan kaçmak değil; değişime adım atmaktır. Karar vermek en zor olandır hayatta. İşte kabullenebilmek karar vermeyi de kapsar. Kabullenebilen kişi artık seçimini de yapmıştır. En basit ve günlük haliyle ilişkimizdeki kabulle başlayabiliriz. Değişmez hatadır bu: Karşımızdaki kişiyi bir oyun hamuru gibi yoğurarak istediğimiz kıvama getirebileceğimiz düşüncesi. Biz biziz. O kişi ise bambaşka biri. Değiştirmeye uğraştığınız kişiye haksız suçlama yaparsınız; gereksiz çaba gösterirsiniz ne yorucu değil mi? Oysa kabullendiğiniz anda savaş biter. Başka bir mantaliteye geçersiniz. O noktada mantık ve sağduyu devreye girer. Boşa verilecek çaba yerini çözüm ve akılcılığa bırakır. İnsanız neticede ve yapabileceklerimizin sınırı var. Her durumu değiştirmek elimizde olmayacağına göre akışa bırakmak, teslim olmak hayata karşı ne güzel bir kafa tutuş şeklidir. Kendini değiştirmek de kabullenmenin birinci adımıdır.


Hayatımızda bir kere de olsa trafik nedeniyle yetişmemiz gereken uçağı kaçırmışızdır. Verdiğimiz sipariş yanlış gelmiştir. Hiç olmayacak yerde telefonumuzun şarjı bitmiştir. Biz birine âşık olmuşuzdur o kişinin bizden haberi bile yoktur. Bu ve bunun gibi büyük küçük bir sürü aksaklık her gün hayatımıza dâhil olan durumlar.


O anda isyan etmek, öfkelenmek bir noktaya kadar tamam. Fakat sonrası olmamalı. Öfke nöbetleri ve dövünmeler yerini çözüm arayışına bırakmalı. Bir durum meydana geldi; olumlu veya olumsuz. Kendimizi veya o durumu yargılamak değil artık olması gereken. "Evet, şu anda ortadaki durum bu. Değiştiremeyeceğime göre böyle kabullenip yönümü çizmeliyim" kararını vermeliyiz. Ya da biten bir duyguyla yüzleşip kalp yaramızı sessizce onarmaya çalışmalıyız. Bu da bir kabulleniş şekli. Nokta koyabilmek...


Belki de bunca cümlenin arasında anlatılmak isteneni en doğru özetleyen şu: "Allahım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirme gücü, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenme olgunluğu ver."


Bu doğrudan yola çıkarak kendimize de anlamsızca yüklenmek, kendimizi suçlamak insafsızlıktır. Olayları kabullendiğimiz gibi kendimizi de kabullenmeliyiz. İnsanın kendini de kabullenebilmesi büyük bir başarıdır. Hatalarımız bizim kötü ya da başarısız insan olduğumuzu göstermez. "Kendimi hatalarımla olduğum gibi seviyorum" diyebildiğimiz zaman işte o zaman kademe atlamış oluruz.


Doğum ve ölüm... Hayat bu iki kelime arasında geçen kısa bir süre. Bu zaman diliminde gelip geçen her durumu hayatımızın misafirleri gibi algılamalıyız. Yaşamda tüm duygu ve durumları yaşamalı zihnimize buyur etmeliyiz. Sonrasında ise bize yük olan olayları doğru bakış açısıyla gönderebilmeli, bizde kalanları ise olgunlukla kabul etmeliyiz.


Huzurlu bir yaşam, sağlıklı bir beden ve zinde bir zihin için hayatın bize sunduklarına "eyvallah" demek yeterlidir.

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Kabullenmek; ama neyi? Bilemiyorum. Bazı şeylerim; örneğin sosyal fobim. Ne isyan ettiğimde ne de kabul edip çözüm arayışına girdiğimde değişti. Ne yapayım bu böyleymiş deyip yoluma devam mı edeyim? Bir yerden sonra artık insan hayata karşı hissizleşiyor. Bence sizin kabullenmek dediğiniz şey aslında "hissizleşmek" ve siz de bunu "kabulenin" lütfen.
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.