Koşu

Çok hızlı koşardım ben çocukken. İlkokulda yakalamaca oynarken bir tek Emre beni ebeleyebilirdi. Koşmak hayatımın geneli için tercih edeceğim bir hal değildi ama oyun halini severdim. Normalde ben kendi iç dünyasına dalmış yavaş yavaş yürüyen bir tipim. Yine de istediğim zaman, istediğim kadar hızlı koşabileceğimi bilmek güvende hissettirirdi.


Üniversitede bambaşka bir deneyimin içine girdim. Adı; yetersizlik. En çok hissettiğim şey yeterliliğimi, dolaylı olarak da değerimi, kanıtlama baskısı ile aynı anda buna karşı duyduğum müthiş dirençti. Çalışamıyordum. Derslere ya da sınavlara çalışmakta çok zorlanıyordum.


O dönem benim için çok korkutucu bir tecrübe yaşadım. Bir sabah derse yetişmek için koşmam gerekti ama ben koşamadım. Beynim bedenime koş emri verdi, pozisyon aldım, kollarıma, bacaklarıma gücün gidişini hissettim ama tempolu yürüyüş hızının ötesine geçemedim. Sanki akıntıya karşı yüzüyor gibiydim. Bütün gücümü harcadım, yoruldum ama koşamadım. İki üç yıl boyunca ne zaman koşmayı denesem bu deneyimin içine hapsoldum. Daha sonra bu koşmaktan korkmak halini aldı. Güvende değildim artık sanki.


Şimdi dönüp geriye bakınca bu deneyimin, üniversitede yaşadığım psikolojik sıkıntının tam bir yansıması olduğunu görüyorum. Koşmam gerekiyordu, diğerlerine yetişmem gerekiyordu, kendimi ittiriyordum ama yapamıyordum. Bu bana büyük bir eksiklik, yetersizlik olarak görünüyordu. Korkuyordum. Aslında sadece benim için uygun olmayan bir yerde idim o kadar.


O zamanlar kendimi kabul etmek benim için imkânsızdı. Kabul; yetersizliğimi kabul etmek olur diye düşünürdüm. Koşamazken kendimi nasıl kabul edebilirdim allasen?


Şimdi daha farklı bakıyorum. Deneyimlemek için yeterli olduğum bir yolculuk var. O yolculukta koşmak olmayabilir, mühendislik olmayabilir, herkesin takip ettiği basamakları tırmanmak olmayabilir, kültürün başarı dediği şeyleri başarmak olmayabilir. Bambaşka şeyler olabilir o yolda. Daha önce deneyimlenmemiş, bilinmiyor olabilirler. Daha önce ben deneyimlememiş olabilirim...


Tamam diyorum kendime şimdi. Evet koşamıyorsun. Canım benim, ne kadar da istiyordun... Seni duyuyorum. Koşamıyorsun.


Sonra kendimi açıyorum içimde var olana. Bende olana. Fıtratıma. Yürümek mi yavaş yavaş? Hay hay. Bakalım ne yapmak istiyorum yürürken... Ne yapabiliyorum... Burada, bu yolda benim için ne var? Koşmamak eksiklik değil bu pencerede. Sadece "koşu" benim için uygun değil. "Ben" değil. İçimdeki akıntıya ters bir eylem. Peki benim yaşam pınarım nereye akıyor? Nasıl akıyor?


Merakla bakıyorum. İzliyorum... Açılsın bakalım yaprak yaprak önümde goncalar. Bekliyorum.

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.