Çocuklarımızı kırılgan mı yetiştiriyoruz?

Kızım küçükken bizim ona söylemediğimiz birçok şeyi başkalarından duyuyor olması çok rahatsız ediyordu beni. Çocukluğumda ebeveynlerimden veya toplumdan öğrendiğim inanç kalıplarını tek tek bulup kırmaya çalışırken kızımın da bunlardan etkilenmesini, zihninin aynı benim gibi şekillenmesini istemiyordum. 

 

Daha doğrusu bundan korkuyordum.

 

O vakitler kendimi bu durumun, bana söylenenlerin, öğretilenlerin kurbanı gibi görüyordum biraz. O inançları öfkeyle kırıyordum. Çok çok güçlü olduklarını görüyordum içimde ve de kızıma da pranga olacaklar, acı verecekler sanıyordum.

 

Bu korku önce insanları susturmaya itti beni. Etrafımızdaki insanlara, özellikle yakın akrabalarımıza çocuk yetiştirme biçimimizi anlatarak -mesela çocuklara "aferin" dersek onların içsel motivasyonunu nasıl zedeleyeceğimizden bahsederek- önlemler almaya çalıştım kendimce. Parkta karşılaştığımız "ayyy kız çocukları pembe giyer ayol" diyen teyzelerden öfkeyle kaçtım ya da onları düzeltmeye çalıştım. O kadar öfkeleniyordum ki sahip olduğumuz kültüre... Kızımı ses geçirmeyen bir fanusta büyütmeyi hayal etmiyor değildim.

 

Ben böyle yarı öfkeli yarı kaygılı anlattıkça, çocuklara saygılı yaklaşmanın, empati yapmanın ve duygusal ihtiyaçları karşılamanın önemini vurguladıkça verilen "siz kırılgan çocuklar yetiştiriyorsunuz, ilerde onları anlayışlı davranacak kimse olmayınca ne yapacaklar" tepkisi de vardı tabi -ki sahip olduğum kaygı zemininde aldığım bu tepki oldukça doğru ve normaldi-. 

 

Doğruydu çünkü ben kızımı "hep" anlıyordum ama birisi beni anlamadığında, beklediğim gibi davranmadığında incinip savunmaya geçiyor, kendimi değersiz ve görünmez, ihtiyacımı da önemsiz sanıyordum. Ya da kendi değerimi hissedebilmek için karşımdakini suçlamaya, onu değersiz hissettirmeye girişiyordum. Kızım da bunu "insanlar beni her zaman anlamalı (ya da anne modeline bağlı olarak "ben her zaman anlayışlı olmalıyım"), anlaşılmadığımda bu benimle/karşımdakiyle ilgili bir yanlışlık olduğunu gösterir" olarak okuyordu.

 

Normaldi çünkü kırılganlıktan korkan bu neslin duyguları duyulmamış, anlaşılmamıştı ve onlar kendilerini hayal kırıklığına ve acıya zırhlar örerek "güçlendirmişlerdi." Güçlenmek hayat boyu yalnız olduğunu deneyimlerle görmek ve tek başına hayatta kalabilmek için duygulardan kaçmak dahil her yolu denemekti.

 

Sürecim kaygı zemininden rezilyans (esneklik, güç, psikolojik denge) zeminine yavaşça, zamanla kaydı. İnsanların sözlerinin bende uyandırdığı duyguları takip edip,  o duyguların beslendiği yaraları iyileştirip, deneyimlerimden kaynaklanan inançları/kendimle ilgili düşüncelerimi değiştirdikçe tepkilerim de değişmeye başladı. Verdiğim cevaplarla kendimi ortaya koyabilir, sınır çizebilir, hem kendime hem ötekine saygı duyabilir oldum. Esneklik kazandım. Güçlendim. Değişmeye başladım.

 

Ve o zaman gördüm etrafımdaki insanları kontrol etmeye, değiştirmeye çalışarak kızımı koruyamayacağımı. Üstelik onları kontrol etmeye çalışarak kızıma da böyle model oluyordum. Oysa bu illüzyondan, enerjinin boşa harcanmasından başka bir şey değildi.

 

Rahatladım. Başka iletişim donanımları kazanmak için kafa yormaya başladım.

 

"Şimdi ona şunu diyecekler, şöyle hissedecek, böyle öğrenecek" kaygısından sıyrıldım. Herhangi bir durum yaşandığında önce kızımın duygularını dinledim. Yorum yapmadan, susmasını istemeden duygusal ihtiyacını giderdim. Sonrasında konu hakkında onu ve karşısındaki kişiyi yargılamadan, suçlamadan, savunmadan konuştum. "Sanırım o konuda böyle düşünen biri, galiba birinin ona hayır demesi ona iyi hissettirmiyor, bugün pek iyi bir gün geçirmiyor olabilir" gibi ifadelerle ötekinin davranışlarının onun kendi düşüncelerinden, inanç ve duygularından beslendiğini hissettirmeye çalıştım. Ve de kendisinin o konuda ne hissettiğine/düşündüğüne odaklandım ve bunu ifade edebilmesi için cesaretlendirdim.

 

Ben iyileşip güçlendikçe, kendimi ve kendimden sebep karşımdakini anladıkça kızım için de korkmamaya başladım. Tepkilerimi kaygı zemininden vermedikçe o da korkacak bir şey varmış ya da başına gelenlerin kurbanıymış gibi hissetmeyerek güçlendi.

 

Geleni göğüslemeyi öğrenmeye başladı. Duygularını okumayı, inançlarını, düşüncelerini sorgulamayı ve dönüştürmeyi. Dışarıdan bir uyarıcı geldiğinde duygularını yaşamayı, kendini duymayı ve sonra bırakmayı. Kendi sınırlarını koyabileceğini ve bunda bir sorun olmadığını. Karşısındakinin tavırlarının, sözlerinin ve kızıma yönelttiği yargıların onun kendi "içinden" kaynaklandığını ve kişisel olarak kızımın" özüyle" bir ilgisi olmadığını. Hepimizin "halleri" olduğunu ve bunda bir sorun olmadığını. Başkalarını kontrol edemeyeceğini ama kendini anlarsa dengesini koruyabileceğini ve durumu eskisinden daha net görebileceğini. Yargılamamayı ve en güzeli de birinin ona yönelttiğini yargı değil "kişisel fikir/düşünce/duygu ifadesi" olarak duymayı. 

 

Öğrendi.

Öğrendik.

 

Bir fanus yoktu artık. Anlayışsız insanlarla dolu bir "dışarısı" ya da bunun tersi bir güvenlik illüzyonuna sahip "içerisi" yoktu. Bu hayatta herkes her şeyi söyler ve yapardı. Biz istediğimiz kadar "kimse kimseye böyle şeyler söyleyemez bir kere" diye bağırıp duralımdı... Hayattı bu; herkes her şeyi söylerdi, asla olamaz dediğin karşına çıkıverirdi.

 

Mesele senin onu nasıl duyacağındı... O bize öyle dedi diye değersizlik/yetersizlik/sevgisizlik inançlarına kapılıp gidecek miydik, yoksa değerimizin ötekinin sözlerine bağlı olmadığını bilip/hatırlayıp kendi duygusal ihtiyacımızı ve karşımızdakinin halini fark edecek, dengemizi koruyarak istediğimiz karşılığı verebilecek miydik? 

Facebook Yorumları
Yorumlar
4
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?
  •  
    01 Mart 2018 Perşembe 11:42

    beni anlatan bir yazıydı..teşekkürler

    Cevapla
  •  
    26 Şubat 2018 Pazartesi 22:48

    Bende aynı kaygıları yaşayan bir anneyim süreç aynı, çözümünüz Tek kelimeyle harika, duygularımıza tercüman olmuşsunuz, bu kadar iyi anlatılabilir ????

    Cevapla
  •  
    26 Şubat 2018 Pazartesi 21:41

    Muhteşem bir yazıydı, bir solukta okudum, işte bendim bu , olmaya çalıştığım daha o kıvama tam olarak gelemesem de o yönde ilerliyor olmak da güzel... Çok teşekkürler????????????

    Cevapla
  •  
    26 Şubat 2018 Pazartesi 19:12

    Bravo cok güzel

    Cevapla

  • Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?
    Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 5305

  • Ketojenik diyet nedir? Prof.Dr. Murat Baş yanıtlıyor
    Ketojenik diyet nedir? Prof.Dr. Murat Baş...

    Süresi : 18:58 İzlenme : 3220

  • Şiddete maruz kalan kadın ne yapmalı? Av. Aybike Şatır Oskay anlatıyor.
    Şiddete maruz kalan kadın ne yapmalı? Av....

    Süresi : 33:33 İzlenme : 877

  • Türkiye'de eğitim ve öğretmenlerin eğitimi
    Türkiye'de eğitim ve öğretmenlerin eğitimi

    Süresi : 35:31 İzlenme : 553

  • Anne Bebek Nefes Çalışması...
    Anne Bebek Nefes Çalışması...

    Süresi : 14:15 İzlenme : 2404

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön