Gün boyu bastırılan duyguların faturası, 'buna değerim' fısıltısıyla kredi kartına kesiliyor. 'Yönetilen Kalp' tuzağından çıkıp zihinsel ve finansal dengeyi kurmanın ipuçları...
Sabah 09.00’da başlayan yüksek tempolu toplantıda, yine en profesyonel maskesini taktı. Kriz anında ortamı sakince yumuşattı, çatışmak üzere olan iki tarafı idare etti, müşterinin aksi tavrına içtenlikle gülümsedi ve gün boyu tüm öfkesini, yorgunluğunu, kırgınlığını profesyonellik adına bastırdı. Dışarıdan bakıldığında işini yapan, düzeni sağlayan, sistemin çarklarını döndüren bir çalışan kadındı.
Saat 21.30’da eve dönüp yalnız kaldığında, birikmiş psikolojik yorgunlukla içsel bir hesaplaşma başladı: Kimimiz "Bütün gün herkesin kahrını çektim, bunu hak ettim" diyerek hiç ihtiyacı olmayan elbiseyi sepete ekledi; kimimiz "Cildime ve sağlığıma yatırım yapıyorum" tesellisiyle bin 200 TL’lik gece serumunu sipariş etti; kimimiz ise zaman ayıramayacağını bildiği halde "Kendimi geliştirmeliyim" hissiyle online atölyeye kaydoldu.
Belki elbiseye mesafeli durabiliriz ama çoğumuz o gece maskesine ya da atölye kaydına hayır diyemeyiz. Aslında kaçacak yerimiz yok; tüketim toplumu o kadar rafineleşti ki bize öz değerimizi artık 'sağlıklı yaşam', 'kendine yatırım' ya da 'evini sığınak yapma' ambalajıyla satıyor. Gün boyu harcanan ağır yükün ardından bir seruma, özel bir kahve çekirdeğine ya da atölye kaydına sığınıp adını da koyuyoruz: "Kendime değer veriyorum." Oysa harcanan şey bütçe, satın alınan şey ise sadece geçici bir 'yeterlilik' hissiyatı...
Tencerenin buharı ve Yönetilen Kalp
Bu durum, mutfakta ocağın altı sonuna kadar açıkken tencerenin kapağını zorla kapatıp buharı içeride tutmaya benzer. İçeride biriken basınç bir noktada tahliye edilmek ister. Gün boyu iş hayatında ya da ev içinde gülümsemek, sabırlı olmak ve duygularını ‘yönetmek’ zorunda kalan kadın, gece odasına çekildiğinde içindeki basıncı düşürecek bir supap arar. Sepeti onaylama anı, bastırılan duyguların "Ben de buradayım!" çığlığı gibidir.
Sosyolog Arlie Hochschild, The Managed Heart (Yönetilen Kalp) kuramında tam da bu mekanizmayı anlatır. Bireyin hissettiği öz duygular ile sergilemek zorunda olduğu hisler arasındaki uçurum, görünmeyen ama insanı tüketen bir ‘duygusal emek’ doğurur. Bu süreçte üç aşamalı bir döngü yaşarız:
-Duygusal emek (Gün içindeki yük): Sabır, gülücük ve idare etme becerisi bir sermaye gibi harcanır.
-Yönetilen Kalp (Yabancılaşma): Gerçek hisler bastırıldıkça içsel bir tükenmişlik ve kendi benliğine yabancılaşma başlar.
-Telafi edici tüketim (Tepki): Harcanan psikolojik enerjinin faturası sisteme kesilmek istenir. Kredi kartından yapılan harcama, zedelenen öz saygıya biçilen geçici bir tazminattır.
Hak etme yanılsamasını kırmak için
Gün boyu harcadığımız duygusal emeği bir anda sıfırlamak ya da dış dünyaya tamamen kapanmak elbette gerçekçi değil. Ancak o alışveriş sepetiyle aramıza sağlıklı bir mesafe koymak için bilimsel temellere dayanan şu pratik adımları atabiliriz:
1-24 saatlik ‘soğuma’ molası verin: Ekran karşısında o "Bunu hak ettim" fısıltısını duyduğunuz an, ürünü sepette bırakıp telefonu kapatın. Davranışsal ekonomist George Loewenstein’ın sıcak-soğuk empati açığı kuramında anlattığı gibi; duygusal olarak tükenmiş ve ‘sıcak’ olduğumuz anlarda beynimizin mantık mekanizması baskılanır. Kendinize 24 saat verip ‘soğuk’ duruma geçtiğinizde, o satın alma dürtüsünün nasıl yatıştığını göreceksiniz.
2-Faturayı ‘eylemsizlik’ ile kesin: Tüketim endüstrisi bize sürekli "Kendin için bir şey yap, satın al, kendini geliştir" telkininde bulunur. Oysa sosyolog Byung-Chul Han’ın Yorgunluk Toplumu analizinde vurguladığı gibi; sistem bize hiçbir şey yapmamayı bile bir eksiklik gibi hissettirip öz bakımı tüketimle ikame ettirir. Gün boyu ‘kalbini yönetmek’ten yorulan bir kadının gerçek ödülü yeni bir eylem ya da kurs değil; hiçbir şey yapmadan durabilme, yani Niksen lüksüdür.
3-Harcamanın adını dürüstçe koyun: Kendinizi "Sağlığıma/eğitimime yatırım yapıyorum" kılıfıyla kandırmayı bırakın. Eğer o akşam bir şey almak size psikolojik olarak iyi gelecekse, bunu "öz bakım" bütçesinden değil; dürüstçe ‘duygusal yorgunluk fonu’ndan harcayın. Tüketici psikolojisinde dürtüsel satın almayı frenleyen en temel mekanizma, harcamanın arkasındaki gerçek duygusal ihtiyacı dürüstçe etiketlemektir.
4-Ekrana değil, analoga sığının: Biriken duygusal basıncı dijital ekranlarda tahliye edemezsiniz. Teknolojinin bizi psikolojik ve sosyal olarak nasıl değiştirdiği konusunda uzman olan MIT profesörü Sherry Turkle’ın dijital yorgunluk ve iletişim üzerine yaptığı araştırmalar, ekranların insanda geçici bir doyum ama kalıcı bir yetersizlik yarattığını gösterir. Telefonu başka bir odaya bırakıp dokunsal dünyaya geçmek; örneğin bir örgüye, toprağa, kâğıt-kaleme dokunmak ya da sadece bir çay demlemek, sinir sisteminize sepet onayından çok daha derin ve kalıcı bir öz değer hissiyatı sunar.
Sonuç olarak kendimizi ödüllendirmeyi nesnelere ve faturalara bağlamaktan vazgeçtiğimiz gün; sistemin bize sunduğu avuntulara değil, hakiki öz değere adım atabiliriz.