Ayrılık Güncesi: Kaladuran Yürüyüşe

Bilmiyorum ki. Onlar hep vardı. Bir banka oturuyordum. Önümden sırayla akıp geçiyorlardı. O zaman bank durmanın simgesidir, diyordum. Duraklamanın. Aynı yerde durakalmanın. Öyleyse denizle birlikte sakin bir akıntı gibi yürümeye başlamalı. Yine aynı şey oluyordu. Yanım sıra var oluyorlardı. Onları yıkıp geçmenin imkânı yoktu. Geride bırakmanın. Artlarından koşmanın. Her şeyden önce, hayatımın belli anlarında ortaya çıksalar da, aslında var değildiler. Ama asla yok da diyemezdim onlara. İçimde ne zaman insan olduğuma dair bir kıpırtı duysam altından daima onlar çıkıyordu.




Onlarla yürüyünce, durmak da aynı şeydi aslında. Bazen birilerine şikâyet ediyordum. Yalnız yürümek ya da yalnız kalmak istediğim zamanlarda. Onlar diyordum, her yerdeler. Her yerlerimde. Var mı bunun bir mümkünü? Şöyle bir açılsalar da etrafımdan, nereye gittiğimi bir görsem.


Akıl veriyorlardı bana. Mademki yürümeye niyetlendin, öyleyse yürümek için önce yolu temizlemelisin, diyorlardı. Ah şu birileri! Kendi gömülmüşlükleri yüzünden seslerini bir türlü duyamadıklarım. Bazı şeyleri asla temizleyemezsin ki. Çünkü kir değildir onlar. Ya da kirli.


Yolumu açmak için hepsini bir bir sırtlıyordum tekrar. Ayaklarımın altında olmalarındansa sırtımda olmaları daha iyiydi. Ama asla bir hançer gibi değil. Ve asla bir hançer olmadılar. Sadece attığım her adımda sırtımda biraz daha çoğaldılar. Ve gariptir ki, yürüyüş, biten bir şey değildi. Sen onu tüketmeye çalıştıkça çoğalıyordu. Tıpkı sırtındakiler gibi. İşte o zaman kaybolmak ihtimali çıkıyordu ortaya. Büyük bir özveri ve umutla attığın her adımda biraz daha yavaşlıyordun. Gördüğün ufuk değil, sadece parmak uçlarındı artık. Öyleyse yürümenin ya da aramanın ne anlamı vardı ki. Kafanı kaldırıp da etrafına bir bakamadıktan sonra.


Yine de gölgesinden tanıdıklarım vardı. Bir yerde gölgeler bu kadar uzunsa, iki ihtimal vardır. Güneş ya batıyor ya da doğuyordur. Ama kesin olan tek şey, ufkun varlığıdır. O zaman gölgelere yöneliyordum. Kaynağında bana yolumu gösterecek biri var umuduyla. Ama yanlarına vardığımda bir hayal kırıklığına dönüşüyordu bütün yürüyüşüm. Herkes kendi ölüsüne ağlamakla o kadar meşguldü ki, gözyaşlarından kimsenin kimseyi görecek gözü yoktu.


O zaman anlıyordum. Adına bir zamanlar sevgi dediğimiz şey bile artık hatırlanamayan bir anıya dönüşmüş. Bir eşyaya. Orada, yerden eğilip sırtıma onlardan birini daha alacak gücüm kalmıyordu artık. Ne zaman yola çıktığımı bilemediğim yürüyüşüm orada son buluyordu. Sırtımdakilerden kurtulup şöyle bir kendime geldiğimde, bir banka oturmuşken buluyordum kendimi. Ve etrafımda yine onlar vardı.


Bilmiyorum ki. Bu kaçıncı yürüyüşüm? Ve artık hatırlayamıyorum. Başlangıçta kim vardı; ben mi, onlar mı? Kendim bile onca yürüyüşle bir anıya dönüşmüşken, nasıl verilir bu sorunun cevabı?


Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.