Yeni Türkiye’de bir olta şart

Zamanı gelmişti. Malum, ekonomik belirsizlik, işsizlik rakamları, fütursuzca artan fiyatlar derken hayatta kalmak gittikçe zorlaştı. Artık domatesin bizi parasıyla dövdüğü bir Türkiye’de yaşıyoruz. Gittim benim dünya tatlısı iki kafadarıma, “beyler” dedim, “bana balık vermeyin artık, balık tutmayı öğretin.” Zira memleketçe o kadar geriye gittik ki, yeniden avcı-toplayıcı primatlar olmamıza ramak kaldı.

 

Bir sevindi benimkiler. Hemen planlar yapıldı. Cumartesi saat beşe anlaştık. “Akşam di mi?” demek gafletinde bulundum bir homo fıraydicus olarak. İki küçük Çinli gibi gülümsediler bana. Şimdi normalde cumartesi sabah beş benim Yakup’ta rakımı içip yanında “mezgit marin”i götürdükten sonra tinkos tinkos eve döndüğüm vakitler. Ama karşımda öyle sevimli iki adam görünce perşembeden yoklamamı aldırdım, cuma gecesi tavuklarla birlikte yatağa girdim.

 

Sabah dört buçukta tacizler başladı. O dakika anladım ki balık tutmak ciddi bir iş. Güç bela kalktım. Soğuk olur, rüzgâr olur dediler, hafif de alayla paltomu giydim, buluştuk. Sabahın beşinde bunlarda bir şakalar, bir keyif, bir nümayiş, sanırsın Sabancı’ya iç güveyi gitmişler. Evli olanın bu keyfi, balıklarla evlilik dışı bir ilişki yaşadığını anlamama yetti ama şimdilik ses etmedim.

 

Gün doğmadan yollara düştük. Kıyı kıyı Kuruçeşme-Arnavutköy kıta sahanlığına vardık. Hava hafiften ağarmaya başladı. Deniz kokusu, martı çığlığı derken hazırlıklar tamamlandı. “Ee? Hani senin oltan çekirge?” “Fakat sensey…”

 

Sabah beşte vira bismillah ilk fırçayı kaydıktan sonra yine sinsi iki Çinli gibi gülümseyip bana çantalarından şırrak diye bir olta çıkardılar, ucuna bir kurşun ve takım bağlayıp beni at-çek nöbetine diktiler. Kendileri de nükleer serpinti olsa bozmayacakları bir ciddiyetle işe koyuldular. Yahu, dedim içimden. Bunlardan biri daha geçen hafta Perşembe Pazarı’ndan fosfor alıp oltasının iğnesini fosfora buladı. Neymiş, balıkların dikkatini çekecekmiş. Diğerinin rüzgârlı havalar için tasarladığı derin menzilli yivli kurşunu saymıyorum bile. Bunlar mı bana balık tutmayı öğretecek?

 

Hava ağaracak diye beklerken Boğaz’ı sis bastı. Aklıma “elimde olta, ucu sonsuzda” diye telifi bana ait dizeler gelmeye başladı ama oltamda tık yoktu. Yanımdaki Çinlilerse sisin içinden kıpır kıpır balıklar çekmeye başlamışlardı bile.

 

Bir kırk beş dakika sonra artık sıkıntıdan oltamı çekince gördüm ki, benim de oltamda bir balık var. Aslında oltaya pek gelmeyen bir sardalye. Dedim olsa olsa hemşeri kıyağıdır bu. Çanakkaleli olduğumu anladı herhalde. Hayatımda tuttuğum ilk balığa teşekkür ederek onu kovamıza koydum. Ardından yepyeni bir hevesle oltanın başına döndüm.

 

O ara taciz olduğunu zannettiğim bir olay yaşandı. Taciz edildiğini sanan bendim ama öğle değilmiş meğer. Oltanın ucunda bir kıpırtı olur hevesiyle dalıp gitmişken yanımda bir anda bir adam belirdi ve bana durup dururken çok affedersiniz “Senin takımlar kalın mı?” diye bir soru sordu. Tövbe tövbe, dedim içimden adama dönerken. Bir iki saniye, aramızda gözlüğü, birbirimize baktık. Ne diyeceğimi bilemedim. Benim Çinliler bilir desem, işler daha da karışacak. Oysa bu tarz konuşmalar olta balıkçıları arasında olağanmış. Bizimkiler vaziyeti anlayıp oltam hakkındaki teknik detayları adama verdiler de adamla papaz olmaktan kurtuldum.

 

İki üç saat içinde bir kiloya yakın balık tuttuk. Sisin ardından gelen yağmur bastırdıktan kıyıdan ayrıldık. Kolumda olta tutmaktan kaynaklanan tatlı bir sızı vardı ve bedenen yorulmuştum. Ama balık tutmanın sonunda gördüm ki en temiz yerim zihnim. Oh be dedim, hem balık tutmayı öğren, hem de kafa pırıl pırıl olsun. Daha ne istiyorsun! Bizim mütebessim Çinlilerin tuttuğumuz balıkları bana vermeleriyse günün en güzel hareketiydi.

 

Akşam yemekte balıkları yerken içimde yıllar önce ilk maaşımı aldığımda duyduğum mutluluk vardı. Emeğin her türlüsüne selamı çaktım.

 

Artık yeni anayasa da kabul edildiğine göre, donanımlı bir primat olarak, yenilenmekten cilası çıkmış Türkiye’de yaşamaya hazırım.

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Ayaktaki basınç noktaları
    Ayaktaki basınç noktaları

    Süresi : 01:04 İzlenme : 8830

  • Ne zaman su içilmez?
    Ne zaman su içilmez?

    Süresi : İzlenme : 6499

  • Yumurta dondurma işlemi nedir? Kaç yaşa kadar yumurta dondurulabilir?
    Yumurta dondurma işlemi nedir? Kaç yaşa...

    Süresi : 26:32 İzlenme : 730

  • Çocuklar ne izlemeli?
    Çocuklar ne izlemeli?

    Süresi : 41:12 İzlenme : 1956

  • Merve Büyüksaraç'la sukulent tasarımı yapıyoruz
    Merve Büyüksaraç'la sukulent tasarımı...

    Süresi : 17:20 İzlenme : 1862

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön