Dört sene önce, bir arkadaşım, İstanbul’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde kendini patlatanlara şaşırarak sormuştu: “Ben de öfkeliyim bu düzene, ben de değişim istiyorum ama gidip kendimi patlatmıyorum. Neden böyle yapıyorlar?” Ses getirebileceği, kendini duyurabileceği tek yol bunu bildiğinden; senin gibi, sinema ile, yaratarak kendini ifade edebileceğini bilmediğinden demiştim. Ferhan Abi podcastinde cahile cahil, aptala aptal demediğimiz için bu durumdayız diyor. Günümüzde, toplumun geniş bir kesmi, farklı akıl yapılarının bulunduğunun ve hepimizin akıllı olduğunun henüz farkında değil. Ya fark etmek işlerine gelmiyor, ya akademik çalışmalar umurlarında değil, ya da gerçekten haberdar değiller, bilmiyorum. Öte yandan dediğinin yarısına katılıyorum üstadın, ben de cahilliğe veriyorum her türlü aklımın almadığı eylemi.


Peki ne yapmalı cahillikle karşı karşıya kalınca? Kabullenmek farklı, eylemsizlik farklı. Malum eylemin de eylemsizliğin de sorumluluğu boynumuza. Vebali demiyorum. Benim için sevapla günahla alakalı bir durum değil bu. Bilinçli olmanın, cahil olmamanın getirdiği sorumlulukla alakalı. Sorumluluk demişken biraz ayrıcalıklar hadisesini inceleyelim. Önce alışıldık, istatistiksel bilgiler:


Başımın üzerinde bir çatı olduğu için dünya nüfusunun %2’sine (100 milyondan fazla insana) göre ayrıcalıklıyım.


Dünyaya geldiğim ve büyüdüğüm kültürde hayatıma devam ettiğim için yaklaşık 272 milyon insana göre ayrıcalıklıyım.


Üniversite mezunu olduğum için Türkiye nüfusunun %87’sine, yüksek lisans mezunu olduğum için %98,5’ine göre ayrıcalıklıyım. Yurtdışında yüksek lisans yapmanın oranını bulamadım ama girip girebileceğim yegane %1’lik dilimin bu olabileceğini tahmin ediyorum.


Bir de verisiz, orantısız ayrıcalıklarım var:


Anneannemin annesi hem Arapça hem Türkçe bilir, Kuran’ı anlayarak okur, hikayelerini anlatır ve bu yüzden takdir edilirmiş. Babaannem meslek okulu mezunuymuş, dedem görüp beğenip mektup yazmaya başladığında terzilik öğretiyormuş. Bizim ailede okuyan kadın sevilir. “İstediğin kitap olsun” denilerek büyüdüm. Hatırladığım kadarıyla hiç sansüre uğramadım, “bunu okuyamazsın” sözünü hiç duymadım. Bunun ne büyük bir ayrıcalık olduğunu Türkçe’ye çevrilmemiş kitaplar okumaya başlayınca ve sevdiğim bazı online çizgi hikayelerin Türkiye’den erişilemediğini görünce anladım.


Küçüklüğümden beri, hem ailem hem çevremdekiler tarafından, yazıp çizmek, şarkı söylemek ve dans etmek için teşvik edildim. Kendimi ifade etmek için müzik, beden ve sembol dilini kullanmayı Türkçe ile eşzamanlı keşfettim, hala keşfediyorum. “Şarkı söyleyemiyorsun, sus.” “Dans edemiyorsun, otur.” “Resim yapamıyorsun, bırak.” sözlerini duymuş, benimsemiş ve hala bünyesinden atamamışlara göre ayrıcalıklıyım.


Sevgi dolu bir evde yaşıyorum. Bu akşam yalnız kalmak istiyorum dediğimde, sevgimi sorgulamayacak kadar tok bir adamla birlikteyim. Şiddet almış başını yürürken, daha cazip diye pek çok ekranda sevgiden daha çok boy gösterirken, evimi dört duvardan öte sıcak bir yuva olarak gördüğüm için ayrıcalıklıyım.


Geçtiğimiz günlerde bu sevgi dolu adamla, ki kendisi rol icabı eşim olur, okur-yazarlık mevzusunu konuştuk. Okuyorsun ama yazmadığın için okur-yazar sayılmazsın demeye getirdim. Güldü. “Okur-yazarlık o değil.” dedi. Yapabilir olmaya deniyormuş.


Canım sevdiceğim,

Yapabilir olmakla yapmak arasında dağlar kadar fark vardır, ancak yaparak o dağlar aşılır.

Yapabilmek hayalse, yapmak gerçektir.

Hayal de gereklidir, ama zamanı gelmişse önünden çekilmeli, gerçeğe dönüşmelidir.


RTÜK’ün son kararı ile birlikte ayrıcalıklı çevremden “bir şey yapmalı” nidaları daha çok yükselmeye başladı. Meydanlarda yeniden bir araya gelme hayali kuruladursun, pek çoğumuzun öfkesi çıkacak delik arıyor. Ortam koşullarımızı değerlendirerek, sizi evinizin konforunda, bir kağıt ve bir kalemle gerçekleştirilebilecek, toplu değil ama uzun vadede topluma götürdüğü bilinen bir eyleme davet ediyorum.


Buraya kadar okuduysanız, biliyoruz okursunuz. Yazmak ise cesaret ister ve cesaret sevginin hallerinden biridir. O yüzden kimilerinin sevgi dolu bir eve ihtiyacı vardır yazmak için. Eğer eşinizden, sevdiceğinizden, çoluğunuzdan çocuğunuzdan, ananızdan babanızdan, nenenizden dedenizden, komşunuzdan dostunuzdan, hiç olmadı bu yazıdan bir parça sevgi gördüyseniz, ne güzel! Hissediyorsunuz ve yazmaya hazırsınız.


Bugün, tüm ayrıcalıklarınızın bilinci ve bu bilincin getirdiği sorumlulukla, bir şiddetsiz direniş eylemi olarak: Yazar mısınız?

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • Misafir Kaleminize sağlık; sonraki yazılarınızı da iştahla bekliyorum. Naçizane fikrim, dinlememeye, anlamamaya ve öğrenmeye çalışmamaya da şiddetsiz direnmemiz gerekiyor.
    CEVAPLA
  • Misafir Teşekkürler! Dinlemekle ilgili yeni yazım yolda. Anlamak ve öğrenmekse direnmekten ziyade, teslimiyetle alakalı benim için. :)
    CEVAPLA
  • Misafir Güzel bir yazı olmuş. Hayatınızdaki pozitif seyleri görebildiğiniz için de ayrıca şanslısınız.
    CEVAPLA

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.