Benim adım Leyla. Ya da Banu. Belki de Aylin.


İçimden bir kadın yükseldi. Geldi, yaşamıma sahip çıktı. İçimde bulduğum kadın, onu tanıdığım her yeni günde adını bana fısıldıyor. Aynanın karşısında, parlayan gözleriyle bana hınzırca gülümsüyor. Her sabah, evde bile olsa kırmızı rujunu sürüyor. Başına Aysel Gürel gibi taktığı süslerle, çiçekler ve taçlarla, kendi kendine attığı kahkahalarıyla günümü aydınlatıyor. Bu ateşin kaynağını hatırladıkça, bu hikâyenin nasıl da mutlu son ile bugüne geldiğine şaşırıp şükrediyorum. Ne badireler atlattım, ne sancılar, ne hüzünler yaşadım. İçimdeki kadın, artık tanımaz olduğum bedenimin içine tekrar yerleşirken aslında ben yeniden doğdum. Kadın olduğumu, kadın bedeninde dünyaya inen bu ruhun gayet de cinsiyetli bir varlık olduğunu fark ettim. Ben 42 yaşında, ilk defa bir kadın oldum.


Birçok kız çocuğu gibi başladı hikayem. “Bacaklarını kapat”, “Deli misin kızım?”, “Gel yemeğe yardım et”, “Bu yaştaki kız ruj mu sürer?” korosunun sesleri yıllar içinde “Yemek hazır mı?”, “Annemler çağırıyor”, “Gri pantolonum yıkandı mı?” ile yankılanmaya devam etti. Sesler zihnimde birikti, birikti ve öz benliğimle arama giren bir mahkemeye dönüştü. Bu mahkeme, erkek ve kadın seslerinin birbirine karıştığı, nihayetinde erkeklerin sözcülüğünü üstlenen ve hatta erkeklerin sesi olan, onlardan çok konuşan, ataerkinin çığırtkanlığını yapan kadınların tek vücut olduğu bir mahkeme oldu. Kendi sesim sandığım bir kadın sesi bana her adımımda seslendi. İç sesim sandığım o konuşmalar, kendim zannettiğim kadını seslendirenler bir yargıç, bir öğretmen, bir polis, bir temizlikçi, bir hayat kadını, bir anneydi. Ben hiçbir zaman kendim olamadım ama ben her zaman birçok kadın oldum.



Bu sabah, 42 yaşımda nihayet, aynanın karşısına geçiyorum ve rujumu sürüyorum. Evde yalnızım. 9 ay önce boşanmış, 16 yıllık evliliğinde aşkı tatmamış, tattığı şeyin aşk olduğunu sanmış, nihayet bir gün uyanmış ama yolun başında olan bir kadınım. Kadın olmayı börek sarmak, çocuktan fırsat bulabilirse çalışmak, saçını süpürge etmek, kocasının varoluşunun etrafında kendini şekillenmek, kocasıyla çocuğunun hayatını kolaylaştırmak sanan bir anneden doğma bir kız çocuğuydum. Şimdi artık, kendi içimdeki anadan doğma bir kadınım.

Kendi içimdeki öz anne bana “giyin” diyor. “Bugüne kadar giymeyi en çok arzu ettiğin elbiseleri giy”. “Sür” diyor. “Kimse görmeyecek olsa bile kırmızı rujunu sür”. “Yap” diyor. “O yemeği sadece kendin için yap”. “Git” diyor. “Sırt çantanı al ve oraya git”. “İste” diyor. “İstediğini söyle ve al. Sesini yükselt. Anlaşılmıyorsa, orada fazla durma”.

Yapmakla, sunmakla, kaybetmekten korkmakla geçen bir evlilikte kendimi unuttum. Nihayet kadınlığım içimden öyle bir yükseldi ki, kocamla aynı eve sığamaz oldu. Kocam, yükselen kadınlığımı kutlamak yerine korktu ondan… Kapsayamadı, eşlik edemedi… “Bütün” bir kadınla yaşamayı bilmediği için, bilmek için çaba da göstermediği için yol verdim kocama… Oğluma “Mutlu değilim. Beni büyüyünce anlayacaksın” dedim. Anneme “Ben boşandım. Bir şey demeye hakkınız yok. Daha fazlasını sorma” dedim. Dostuma “Gel bana. Kocalarla birlikte misafircilik oynamadan, hakiki ve samimi bir muhabbete gel, kimse bölmeden ve hiçbir sorumluluk bizi çekiştirmeden, birer liseli gibi kahkaha atmaya gel” dedim. Ben bunları dedikçe, içimdeki kadın canlandı, günden güne daha fazla can buldu. Yeni ihtimallere kalbini açtı. Hayata her zaman yeniden başlanabileceğini kendi ile gördü. Kitapçıdaki adamın gözlerinin içine baktı. Kim bilir? Belki bir gün?


Bu sabah uyandım ve gece yatarken sürdüğüm rujumu tazeledim. Evet! Canım isterse rujumu silmeden yatıyorum. Canım nasıl isterse… Bu sabah, yuvarlana yuvarlana uyuduğum yataktan kalktım ve ister süpürdüğüm ister süpürmediğim evimde bu sabah en sevdiğim şarkılardan birini açtım ve doya doya, kıvıra kıvıra dans ettim. Sadece kendim için rujumu sürüyor, içimden geldiğinde dans ediyorum. Özgürlüğüme, korkusuzca “Hayır!” diyebilmeye, “İstiyorum” ve “İstemiyorum” diyebilmeye, ben olmaya, kadın olmaya…


Kadınlığımı yaşamak ve istediğim kadın olmak için kimsenin onayına, kimsenin lütfuna, kimsenin bakışına, kimsenin hayranlığına bile ihtiyaç duymadığım günlere geldim. Geç geldin ama hoş geldin kadınlığım, haydi rujumuzu sürelim.


Bugün Esra.

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.