Üzgünüm...


Toplum giderek önü alınmayan bir sürüncemede, önüne geçilmeyen bir yitirilişte…


Ahlaki oksijen kalmamış, çoğu bu yönde nefes alamıyor. Hepimiz kendimizi kendi ellerimizle her yönden çaresiz, çözüme muhtaç bırakıyoruz. Üzgünüm dedim çünkü tüketiyoruz, iyi geliyor sanıyoruz ama yaşam alanımızı bitiriyoruz. Farkında değiliz.


Daha nefes alınabilir yollar varken, tüketmiş bitirmiş vaziyetteyiz her şeyi. Herkes herkese bakarak onun kadar olma, onu geçme ya da ondan daha fazlası olma yarışında... Birileri diğerinin aşağısında kalma endişesinde, evlenenlere bakıp evliliğe geç kalma telaşında, çocuk sahibi olmuş, hayata bir çocuk sunamadığının telaşında...


İş sahibi olana bakınca, henüz hayata atılamamış olmanın eksikliğini bulup eziliyoruz kendi düşüncelerimizde... Kendimiz düşünüp, kendi düşüncemizle kahroluyoruz. Bocalıyoruz, arayanlardan oluyoruz, çözüm üretemiyoruz.


Sorunlar karşısında dert sahibi olmayı iyi biliyoruz da çözüm kapısına bir türlü yönelemiyoruz.


Uyanmak yerine sürekli yatıyoruz. Dertleri uyutup uyutup büyütüyoruz, çok da lazımmış gibi, onlarla yatıp onlarla kalkıyoruz. Hapsolduğumuz düşüncelerle uyuşup kalıyoruz...


Yitirdiklerimizin farkına varamıyoruz, varınca değiştirmeye kazanmaya çalışmıyoruz. Üşeniyoruz... Kıymetli geri gelmeyecek zamanın, o atmadığımız üşengeç adımların, alınmayı bekleyen kararların, özrünü beklettiğin hataların, halen olduğu yerde ve senin tembel ruhun zerre kıpırdamıyor yerinden.


Bu üşengeçliği de trend haline getirdik. En favori modamız öğleye kadar uyuyup, uyuşup kalan bedenimiz ettik ve bunu modalaştırıp birbirimizin uyuşmuş taklitleri haline geldik...


Asıl uyuşanın taze fikirlerimiz, asıl yattıkça yatanın geleceğimiz olduğunu, ideallerimiz olduğunu bilmeden.


Gittikçe ön göremediğimiz kadar idealsiziz, idealsizleşiyoruz...


Topyekûn yapınca iyi bir şeymiş gibi hissediyor, kendimizi avutuyoruz.


Hâlbuki bir uyanışa bakıyor iş. Gün doğmadan uyanışa, bir fikir ayağa kaldırışa, bir silkelenip bedenimizle bir uyuyan zihnimizdeki hareketlenişle, kendimize gelişe bakıyor... Orayı halledebilmek işin anahtarı... En zor ama ev vurucu yanı.


Tüketmekten vazgeçelim artık.


Tükettiğimiz kadar bu hayata geri veremiyorsak, tüketmek bana akıl karı gibi gelmiyor, buna daha akıllıca çözüm yolu bulma zamanı geldi de geçiyor...


Tüketmek yerine elimizdekini elden çıkarmakla başlayalım işe. Elimizde olanları kıymetlendirip kullanılabilirliği yönünde cesaret verelim kendimize, elimizde olana da fırsat verelim yaşaması için.


Üreten beyinler için uyuşan toksinleri atalım vücudumuzdan, çevremizden, zihnimizden...


Detoksu sadece vücudumuza değil, evimize, çevremize de denemek için adımlar atalım.


Bizi uyandırmanın, toplumu ışıl ışıl etmenin, yeni günün aydınlanan güneşin farkına vardırmanın tek yolu yine insandan geçiyor. Senden, benden, bizden...


Kendim için bunu yapınca ve sen kendine uyanınca aslında, bütün insanlığa hareket katıyorsun... Çünkü sen kendini onarmadıkça avare beyinler, uyuyan fikirler yine uyuşup kalmaya devam ediyor. Güvenli mutlu, umutlu ilham veren bir atmosfer için toplumdan önce kendini uyandırmalısın...


Bu hayat sadece bana nazik davranmak için var olmadı. Sen kendine nazik olup çevikçe yerinden fırla ki hayat sana bereketiyle gelsin...


Uyuşukluk, tükete tükete tükenmişlik ve manevi yoksulluk ile daha ne kadar anlamsız günler geçirmeyi planlıyorsun?


Bu yaşamı eğer gerçekten anlamlı yaşamak istiyorsan daha asil yollar bulmalısın.


Haydi kalk! Bugün erken uyan, ben öyle yapıyorum her sabah... :)

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.