Çimenlerin hemen yanından adımlayıp geçerken, baş gösteren mor çiçeklere ilişiyor gözüm. Burası bir çocuk parkı, az ötedeki aile kamelyasında iki çift, iki de küçük bebek var.


Hararetli konuşan beyaz tişörtlü hafif göbekli beyefendinin konuya vakıf durumda olduğu sesinin şiddetinden belli. Çift ona yönelmiş, diğer anne bebek arabasıyla ileri geri küçük bebeğe ritim tutarken, sol elinde tüten sigara dumanından öksüren bebeğe helal helal diye yineliyor, boştaki eliyle de sigara dumanını kovalıyor.


O sırada hararetli beyefendinin sesinin şiddetiyle, herkesin duyacağı öğütlü bir konuşma yaptığına kulak misafiri oluyorum.


Anne bebek arabası ve sigarası ile üç metre ileri, üç metre geri adımlarına devam ederken, beyefendinin bu hanımın eşi olduğunu anlıyorum ve diğer çifte arabuluculuğa geldiği, sözünün şiddetinden belli oluyor.


Kamelyanın soluna genç kadın, sağına yaşı oldukça genç adam bebek kucağında olarak oturmuş beyefendiyi dinlemeye devam ediyor. Gözleri kamelya ahşaplarında gezip söylenenleri sindirmeye, kendi iç muhasebesini yapmaya çalışıyor gibi bir hali var. Yüksek sesli beyefendi son gaz öğütlerini bir bir sıralıyor, sıralıyor demeyeyim de bir lav şiddetinde saçıyor ortaya.


"Sen Brad Pitt değisin oğlum, sen de Angelina Jolie değilsin!’’ diyor yine yüksek sesiyle.


’’Oğlum, kimse senin kapında ölüp bitmiyor. Senin de! Duyuyor musunuz beni? Sizin birbirinizden başka kiminiz var? Bir hastalık olsa karının başında sen bekleyeceksin, bir yerin sakatlansa karın sana bakacak, oğlum biraz aklınızı beyninize geçirin!”


‘’Kucağındaki çocuğunun o kucaktan başka bir kucağa ihtiyacı mı var? ‘’Ya senin? Kocan olmasa kimden yardım alacaksın? Az mantıklı olun oğlum kime diyorum!’’ diye bağıra çağıra, adeta ağzıyla tokatlıyordu çifti.


Kadın çimlere bakıyor.


Adamın dar ve sıska denecek omuzları düşmüş, gözlerini yerdeki taş desenlere dikmişti. Yeterince oturaklı olduğu düşünülüp kendine söz sahibi olma ve konuşma hakkı verilmiş olan beyefendiyi istemsizce dinledim.


Arası bulunamayan bu çiftin, onun sözüne yeterince değer verdiği anlaşılıyor.


Beyefendinin karısı ikinci sigarasını yakmaya çalışırken, büyük çocuğu koşturarak annesinin kazağını minik eliyle arkadan tutup gösterdiği yöne doğru çekiştiriyor.


"Bi dur be şimdi! Yine ne istiyorsun?’’ derken sigarası dudağının kenarında birkaç hamle oynuyor.


“Acaba?” dedim;


Acaba bu konular için mekân seçimi de o sözler kadar yerinde miydi?


Acaba bu beyefendi, başka ailelerde sözün şiddetini, geçirgenliğini yükseltebiliyorken, kendi ailesine bu denli sessiz kalmış olduğunun bilincinde miydi? Bu denli suskunluğunun hikmeti neydi?

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.