Kim yaşlı, kim genç; nerede yanlış yapıyoruz?

Prof. Dr. Temel Yılmaz, yaşlanmaya dair bilinmesi gerekenleri anlattı

Kim yaşlı, kim genç; nerede yanlış yapıyoruz?

İnsanlık tarihi boyunca, “Kim genç, kim yaşlı, gençliğin sınırı nerede biter, yaşlılık ne zaman başlar?” üzerine tartışmalar hep güncelliğini korudu. Çünkü bu tartışmalar, yaşamın sınırlarının belirlenmesinden yönetim mücadelesi ve gücün el değiştirmesi gibi birçok toplumsal ve sosyal dinamiği etkiliyordu. İnsanlığın yaşam süresinin uzaması ile gençlik ve yaşlılık kavramları da değişmeye başladı. Dünya Sağlık Örgütü, konuyla ilgili son raporunda bu konudaki birçok algıyı altüst etti.

 

Toplumda yaşlı algısı farklı

Yaşlılık ve yaşlanma üzerine son günlerde sağlık medyasında birçok yazı çıktı. Bu yazıların çoğu hüzünlü, çoğu da veda yazısı kıvamında. Son yazılardan biri meslektaşım Osman Müftüoğlu’na ait. Hocanın “Maneviyat önemli” başlıklı yazısında, toplumda yaşı 50’yi geçen hemen herkesin yaşlılık meselesini tartışmaya başladığını, 60’lı yaşlara girdiğinde iyi yaşlanmanın, yaşlılıkta sağlam kalmanın yollarını aradığını söylüyor. Sonra “Zarafetle yaşlanan birisi olmak istiyorsanız hayatın ruhsal yanına da ağırlık verin” diyor. Hoca yazısında haklı. Güzel yaşlanmak, zarafetle yaşlanmak çok önemli de 50’li, 60’lı yaşlarda hemen bu psikolojiye girmemek gerek. Aslında toplumun yaşlanma konusundaki algısı da farklı. Topluma göre bir futbolcu, 35’li yaşlara geldiğinde artık yaşlıdır ama 50’sinde bakan olanlar genç bakandır, 60’ında cumhurbaşkanı olanlar da genç cumhurbaşkanı olarak anılır. Genel müdür 60’lı yaşlara gelince “Artık emekli olsun, ayrılsın” denilir. Ama 80’li yaşlarda rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil kabinede Dışişleri Bakanı olunca o zamanlar toplum garipsemedi. 80 yaşın üzerinde dünyanın en güç işlerinden birini, Dışişleri Bakanlığı görevini gayet güzel yürüttü. O zaman yaşlılık kavramı, biyolojik tanımları bir tarafa bırakırsak bir algı olayı. Bu algıyı belirleyen iki önemli kavram var, birisi toplumsal algı. Bu konunun yukarıda örneklerini verdik, yorumlar çok değişken, algılar çok farklı. Diğeri bireysel algı, yani sizin kendinizi nasıl gördüğünüz, asıl önemli olan da bu.

 

Erdal İnönü’nün bir yorumu

Yaşlılığın biyolojik tanımı birçok farklı şekillerde yapılabilir. Ama çok da anlamı yok. Çünkü kimsenin genetik yapısı, sağlık karnesi aynı değil. Bu nedenle kimseyi bedensel yapısıyla, biyolojik özellikleriyle, tek kalıp içine almak ve tanımlamak mümkün değil. Buna göre yaşlılığın en güzel tanımı, “Yaşlılık insanın kendini ruhsal olarak yaşlı hissetmeye başladığı an başlar” cümlesi. Yaşlılık, kendinizi 50’li yaşlarda yaşlanmış hissederseniz 50’li yaşlarda, 70’li yaşlarda hissedersiniz 70’li yaşlarda, daha ileriki yaşlarda hissederseniz de o yaşta başlar. Uzun yıllar birlikte olduğumuz, hekimliğini yaptığım, bu ülkenin yetiştirdiği en mütevazı ve kaliteli insanlardan biri olan Erdal İnönü de bir gün sohbet ederken ilginç bir cümle söyledi: “Biliyor musun, insan beyni hiçbir zaman değişmiyor, sadece doğa her 10 yılda bir size yeni bir yüz ve ifade veriyor. İnsan bu yeni yüze uyum sağlıyor ama beyin hiç değişmiyor.” Erdal İnönü de yaşamının sonuna kadar içindeki genç ruhu hiç kaybetmedi. Hep espritüel, hep hayat dolu oldu. Kilit noktası, yaşamı bırakmamalı. Unutmayınız ki; içindeki çocuğu ve gençlik ruhunu kaybetmeyen insanlar hiç yaşlanmayan insanlardır.

 

Artık 18-65 yaş arası genç kabul ediliyor

Yaşlılık aslında insanların çok da istemedikleri bir şey, doğanın bir dayatması, önce bedensel fonksiyonlar yavaşlıyor. Bedensel yaşlanmanın bilimsel adı, damar yaşlanması. Aslında hücreyi uygun bir kültür ortamında tutarsanız pratik olarak sonsuza kadar bölünebilir ve çoğalabilir. Dünya Sağlık Örgütü yeni tanımında 18-65 yaş arası herkesi genç olarak kabul ediyor. Yani artık 50-60’lı yaşlarda “Yaşlanıyor muyum?” diye endişe etmeye gerek yok. 66-79 “orta yaş” olarak kabul ediliyor, 80 ve üzeri “yaşlılık” olarak alınıyor. Yani “sağlıklı yaşlanmak, güzel yaşlanmak” deyimleri orta yaş sonrası 75-80 yaşlardan sonraki dönemlerde dert edilmeli. Osman Hoca biraz erken başlatmış, o kadar aceleye gerek yok. Hayatın sürekliliği, günlük yaşamın devamı iş, hobiler, aktiviteleri sürdürmek çok önemli. Çalışmaktan, sosyal aktivitelerden, sevinç duyulan şeylerden erken vazgeçerseniz, yaşam da sizden erken ayrılır. Geçenlerde, okul dönemindeki sınıf arkadaşlarımın düzenlediği bir yemeğe katıldım. Öğrencilik yıllarımızı birlikte geçirdiğim ama biraz hızlı yaşlanmış bir arkadaşımla karşılaştım. Sarıldık, sohbet ettik. “Yaşamın nasıl geçiyor?” diye sordum. Anlattı: “6 ay Bodrum’daki yazlıkta, 6 ay İstanbul’dayım. Sabah çıkıp gazetemi okuyorum, hanımla kahvaltımı yapıyoruz, biraz yürüyüş, öğlen yemeği, sonra uyku, akşam haberler derken gün geçiyor. Keyfim yerinde, çok rahatım.” Yaşamı bundan ibaret ve her günün döngüsü aynı. Biraz dikkat edince gördüm ki, çoğu dönem arkadaşı çalışmayı bırakmış, hobilerini terk etmiş, ama daha önemlisi yaşamın heyecanını, koşuşturmayı, sosyal iletişimi, sevgiyi unutmuş. Bana “Senin yaşamın nasıl geçiyor?” dediler, “Sabah 8, akşam 8, en az 12 saat koşuşturup duruyorum” dedim. Bence yaşlanmayı önlemenin en önemli yolu çalışmak, üretmek olmalı. Endokrinoloji Profesörü Şükrü Hatun Hoca’mın güzel bir lafı var, “Yaşam, âşık olmayı unuttuğun zaman biter” diyor. Bu aşkı sadece karşı cins olarak almamak gerek; güzel bir doğaya, bahçende yetiştirdiğin çiçeklere, ağaçlara, kuşlara, doğan güneşe aşktan bahsediyorum. Sevmeyi, âşık olmayı, heyecanı unutmayan insanlar aslında hiç yaşlanmayan insanlardır.

 

Nasıl hep genç kalınır?

Bedensel yaşlanma sanıldığının aksine hücre yaşlanmasıyla değil, damar yaşlanmasıyla başlar. Tıpta insanların asıl yaşı kronolojik yaşa göre değil, damar yaşına göre ölçülür. 40’lı yaşlarda 3 damar koroner by-pass operasyonu geçirmiş bir kişi ile 70’li yaşlarda ama koronerleri sağlam, metabolizması sağlıklı bir insanı sadece biyolojik yaşa bakarak değerlendirmek doğru değil. Yaşlılığı hızlandıran tüm faktörler, aynı zamanda damar hasarını hızlandıran faktörler, damarı ve hücreyi ne kadar koruyabilirsek, yaşlanmayı da o ölçüde yavaşlatabiliriz.

 

 

İşte yaşlanmayı hızlandıran faktörler:

 

1- Düşük oksijen yaşlanmayı hızlandırır, bol oksijen alın: Kutuplarda oksijen oranı düşük ve bu bölgede yaşayan insanlar daha hızlı yaşlanıyor. Oksijen azaldıkça doku ve hücre beslenmesi bozuluyor, yaşlanma hızlanıyor. Bu nedenle, sık açık havaya çıkın, hafta sonları bol oksijen alacağınız uzun yürüyüşler yapın, uyku apne sendromunuz varsa gece kronik oksijen azlığını önlemek için mutlaka tedavi olun.

 

2- Haftada en az 3 gün vegan beslenin: İşlem görmüş, plastik ambalajlı gıdalardan mümkün olduğu kadar uzak durun. Beslenme programınızın önemli bir bölümünü yeşil yapraklı sebzeyle yapılan salatalar, sebze yemekleri, kök bitkileri ve tohumlara ayırın. Vegan beslenenlerde kalp hastalıklarının daha az olduğunu unutmayın.

 

3- Aşırı kırmızı et ve yağdan kaçının: Kırmızı eti ve hayvansal yağları aşırı tüketen kişilerde vücutta “enflamasyon” adı verilen bir yangı gelişir. Enflamasyon, damar epitelinin hasarını ve dokulara oksijen götüren damarların bozulmasını hızlandırır. Yine yağ, metabolizmanın bozulmasını ve dokuların yeterli beslenmesini engeller. Hızlı yaşlanmak istemiyorsanız kırmızı eti sınırlı alın.

 

4- Stresten uzak durun: Stres hormonları ile yaşlanma ve damar hasarı arasında yakın ilişki konusunda birçok araştırma var. Vietnam Savaşı’nda, savaşta ölen genç askerlerden çoğunda otopside koronerlerde yaygın plaklar olduğu saptanmış. Stresin sadece kalp hastalığı değil diyabet, hipertansiyon ve obezitenin de en önemli tetikleyicisi olduğunu unutmayın. Stresi doğru yönetmek çok önemli.

 

5- Düzenli spor yapın: Ama koşmayın. Spor kalp-damar sistemini en iyi çalıştıran bir aktivite ama yaşla beraber kalp-damar hastalıklarının, koronerlerde plakların oluşabileceğini unutmayın. Ağır sporlar, koşu yerine uzun yürüyüşler yapın. Yürüyüş yaşla beraber artan insülin direncinin en önemli ilacıdır. Spor sırasında en çok dikkat edilecek nokta, güneşte uzun kalmamak, aşırı güneş cildi yaşlandırıyor.

 

6- Erken yatın, erken kalkın: İyi bir uyku ve fizyolojik melatonin hormon salgısı, hücrelerin dinlenmesini ve beslenmesini düzenler. Vücuttaki hormonların diürnal ritmi (günlük düzeni) ile stres hormonları, diğer organların kaliteli çalışması ve metabolizmanın aktivasyonu arasında çok yakın ilişki var. İyi uyumaya özen gösterin. İyi uyku yaşamı uzatır.

 

Yazı: Prof. Dr. Temel Yılmaz

Nasıl yaşlandılar?
+51
Güzin Özipek ve Adile Naşit

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön