Ailelerin astım hastalığıyla mücadele karnesi zayıf!

Prof. Dr. Nermin Güler, astım tedavisindeki en büyük zorluğun ailelerin durumu iyiye giden çocuklarının tedavilerini yarım bırakmaları olduğunu söylüyor.

Ailelerin astım hastalığıyla mücadele karnesi zayıf!

Astım, büyük şehirlerin kalabalık bölümlerinde doğup büyüyen kuşakta daha sık, geleneksel yaşam sürenlerdeyse daha az görülen bir hastalık. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Çocuk Alerjisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nermin Güler, sorunun çözümünde hekim-hasta ilişkisi dışında; devletlerin konuya verecekleri önemin, belediyelerin uygulamalarıyla şehir planlamacıları ve mimarların birlikte çalışmalarının büyük yarar sağlayacağına ve bu yolla hastalıktaki artışın durdurulacağına dikkat çekiyor.

 

Güler, astımda esas olanın basamak tedavisi olduğunu ifade ediyor. Astımın hafif, orta, ağır ve en ağır olmak üzere farklı türleri bulunuyor. Hafif olan ve aralıklarla ortaya çıkan astımda sürekli bir tedaviye ihtiyaç olmasa da, hasta yakınının atak durumu yaşayan her basamaktaki hastaya yapılması gerekeni bilmesi büyük önem taşıyor. Bunun gerçekleşmesi halinde müdahaleye evde ve ilk belirtiler (öksürük, balgam, hışırtı ve nefes darlığı) yeni gelişirken başlanabileceği için ağır solunum yetmezliğine giden yol engellenebiliyor. Bu nedenle her astım hastasının acil hareket planının ve ilacının olması gerekiyor. 

 

Astım ilacının dozu ustaca ayarlanmalı


“Hafif astımlı grubunun dışında kalan hastalara hava yoluyla kullanılan ve ‘inhaler’ denilen fısfısları öneriyoruz” diyen Prof. Dr. Güler, bunların dozlarını ustaca ayarlamak gerektiğini belirtiyor. Güler’e göre hekimlik sanatı bu noktada devreye giriyor. Düşük doz ilaç kullanımının yan etkileri  hesaba katılmayacak kadar düşük olmasına rağmen, buna uyulmaması halinde çocukta boy kısalığı gibi yan etkiler meydana gelebiliyor. Spreylerin uzun süre kullanımı halindeyse (nadir de olsa) farklı yan etkiler söz konusu oluyor. “Bu sorunun en kötü yönü ilaçları yanlış kullanmak ve ataklara girildiği zaman iğne ya da ağız yoluyla kortizonlu ilaç almak zorunda kalmaktır” diyen Güler, bu durumda günlük tedavide hava yoluyla vücuda giren ilaç dozunun çok daha fazlasının vücuda doğrudan girdiğini ve çocuğun ataklar nedeniyle bu tedaviye duyduğu ihtiyacın artmasıyla yan etkilerin aynı oranda katlandığını dile getiriyor.

 

Bilinçsiz kullanılan astım ilaçların yan etkileri:

 

Boy kısalığı, diyabet, yağ dağılımında bozulma, şişmanlama ve bağışıklık sisteminde zayıflama...

 

Nermin Güler, kullanımda olan kortizonlu spreyler sayesinde bu tür yan etkilerin ve ailelerin bilinçlenmesiyle kontrolsüz ataklara giren hastaların sayısının azaldığına dikkat çekiyor. Böylece astımın tümüyle tedavi edilemese de kontrol altına alınması mümkün hale geliyor.

 

Astımın kontrol altına alınmadığı çocuklarda atak görülmese bile, eforla şikâyetlerinin ortaya çıkması, bu çocukların sporda başarısız olmaları, hareket etmek istememeleri ve şişmanlama eğilimine girmeleri dikkat çekiyor. “Aileler, çocuklarının astımla mücadelede kortizonlu ilaç kullanmak zorunda olduğunu öğrenince çok üzülüyor. Oysa üzülmelerine gerek yok. Düşük dozlar kullanıldığında yan etkiler yok denecek kadar azdır” diyen Güler, tedavi sürecinin aileyi ve çocuğu bıktırmasıyla sık karşılaştıklarını söylüyor. Tüm kronik hastalıklarda olduğu gibi kendilerini hastalıkla mücadelede iyi noktada gören ailelerin çocuklarının ilacını kestiğine ve sinsi ilerleyişe izin verdiğine dikkat çeken Güler, bu durumdaki çocuğun risklerinin, hastalıkta kısırdöngü yarattığını belirtiyor. 

 

Farkındalık yaratmak şart!


Çocuklarının tedavilerini aksatan ailelerin oranının yüzde 60-70 civarında olduğuna ve karneleri zayıf aileleri bilinçlendirip farkındalık yaratmanın önemine dikkat çeken Güler, ailelere kortizon hakkında doğru bilgi vermek gerektiğini vurguluyor ve “Bu konuda her aileyle anlayacağı dilden konuşulmalı” diyor. Yarım bırakılan tedavi sonrasında bazen hiç umulmayan anlarda ataklarla karşılaşıldığı için çocuğun ağız veya iğne yoluyla kortizon alması gerekebiliyor.

 

Probiyotikten zengin beslenmek 


“Yaşam biçimi ve mekânlarımız değişirken beslenme alışkanlıklarımız da değişiyor” diyen ve bu kadar çok insana gıda ulaştırabilmek için devreye gıda teknolojisinin girdiğini belirten Prof. Dr. Nermin Güler, günümüzde kimyasal katkı maddelerinin vücut ve bağışıklık sistemiyle bağırsak florasına etkilerini daha iyi anladıklarını söylüyor. Bu anlamda gıdaların doğal tüketilmesi ve probiyotikten zengin olması büyük önem taşıyor. Bu konuda en büyük tetikleyicinin obezite olduğu ve astımlı çocuklarda reflüye daha sık rastlandığı belirtiliyor. Gıda alerjileri de astımı ağırlaştıran bir faktör olarak görülüyor. Çocuk beslenmesinde haftada 2 kez balık gibi Omega-3’ten zengin gıdaların tüketilmesi ve eser elementlerin kişiye dengeli bir biçimde sunulması öneriliyor. 

 

Evin ısısı 18 derece olmalı


Prof. Dr. Nermin Güler, “Astım kontrolünde ev içi ve ev dışı düzenlemelere ihtiyaç var” diyor. Bu kapsamda gereksiz eşyalardan kurtulmak gerekiyor. Küçük alanlara çok şey sığdırmak, ev tozu akarlarına aşırı maruz kalmak anlamına geliyor. Çok sıcak ev ortamının, evin hava ve güneş almamasının da risk faktörleri arasında olduğu belirtiliyor. Alerjik hastalar için ev içi ısısının 18 derece civarında olması öneriliyor. Buna karşın ev içinde sürekli çamaşır kurutmak ve kalorifere suluk asmak gibi uygulamalar önerilmiyor. 

 

Anne-baba astımsa risk yüzde 50


Anne, baba ve kardeşler; astım hastalığında en önemli risk faktörlerini oluşturuyor. Ebeveynlerden birinde astım olması durumunda çocukta astım görülme olasılığının yüzde 15 olduğu belirtiliyor. Ebeveynlerin ikisinde de astım varsa; risk yüzde 50’ye çıkabiliyor. Astım daha çok erkek çocuklarını seven bir hastalık olarak görülmesine rağmen, ergenlikten sonra vakaların eşitlendiği görülüyor. 

 

Kılavuz tedavisi yön veriyor


İlaçların, hastalığın aktif olduğu dönemlerde kullanılması öneriliyor. Küçük bir çocukta astımın virüs enfeksiyonlarıyla tetiklenmesi kış aylarında ilaç kullanımını gerektirirken, bahar aylarında daha çok polen alerjisi artış gösteriyor. Dünyada bu konuda çıkan kılavuzlar tedavinin 3 aylık periyotlarla gerçekleştirilmesini öneriyor. Basamak tedavisinde hasta 3 ay sonra yeniden değerlendiriliyor ve hastalıkta iyiye gidiş varsa tedavide bir alt basamağa inilip, kötüleşme olması durumunda bir üst basamağa çıkılıyor.

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 16540

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 4281

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 6792

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8419

  • İlişkilerde bağlanma çeşitleri
    İlişkilerde bağlanma çeşitleri

    Süresi : 27:40 İzlenme : 1415

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön