Oğul

Hıdrellez...

 

Bir rüya görüyorum. Tatlı bir oğlan sesi konuşuyor benimle. Sanırım sevdiği şeylerden bahsediyor. Belki de yemeklerden ya da renklerden, bilmiyorum. Yarı uyanık gibiyim, sesi yanımda uyuyan Asım'ın nefesine, horultusuna, çıkardığı yorgan hışırtısına karışıyor. Kızıyorum, onu dürtmek istiyorum ama bu müzik gibi sesi kaybederim diye de kıpırdamaktan korkuyorum. Biri başımı okşuyor sanki. O mu? 

 

Bu gece yeni ay. Hem de Hıdrellez. Sevildiğimi hissediyorum. Gülümsüyorum ve derine, rüyalara geri daldığımı fark etmiyorum bile. Bir masa var şimdi. Etrafında da canım ailemin bir parçası; halalarım, amcam, rahmetli dedem ve babam... Yanımda tanımadığım bir oğlanla, karşımda daha önce hiç görmediğim bir kadın. Masmavi gözleri var. Öyle şefkatli bakıyor ki, sanki ona doğru bakan yanım ısınıyor. Yanımdaki oğlanla şakalaşmayı bırakıp sıcaklığa doğru dönüyorum. "Biliyor musunuz, bence siz hamilesiniz çünkü yanınızda biri duruyor!!" dediğini duyuyorum. Kalbimin hızlandığını hissediyorum. Ve işte uyandım. Rüya içinde rüya... Asım'ı uyandırıyorum. "Asım, ben galiba hamileyim". Galibası fazla. Biliyorum. Öyleyim. Sabah saat 4. Asım bana gülümsüyor. Elimi karnıma koyup uykuya geri dönüyor. Bir süre heyecanımı dinliyorum. Sonra uyuyorum. Bu defa rüyamda doktordayım. Doktor bana "hayır gebe değilsiniz" diyor, "birazdan kanamanız başlayacak." Kafam karışıyor, hayal kırıklığımın gücüyle uyanıyorum. Yine de mutluyum ve beklentili hissediyorum. 

 

Uzun süredir aklımda yoktu gebelik. Neredeyse vazgeçiyordum hatta. Cemre büyümüştü, işim kolaylaşmıştı, yeniden bir bebeğe yer açma konusunda emin değildim. Ama şimdi... Şimdi mutluyum. Rüyamda sesini duymuş, başımın üstünde nefesini, enerjisini hissetmiştim... Heyecanlanmış, büyülenmiştim. Onu bu kadar istediğimi daha önce fark etmemiştim. 

 

Öğlene doğru arazinin etrafına tel çit çekmek için dere kenarına gidiyorum. Biraz çalışıyor, biraz mola veriyorum. Asım direkleri çakarken dağları izliyorum. Kayalıkları, keçi patikalarını ve çalıları. Bütün dikkatimi "Şimdi olana" verdiğimde farkedebildiğim ince, altın rengi bir ışık girdi hayatıma aniden. O içimde... Enerjisini hissedebiliyorum. Meraklı ve beklentili. Benim gibi... Hatta şu an benim de etrafıma merakla bakmamın sebebi onun merakı sanki. 

 

Öğleden sonra dinlenmek için biraz uzanıyorum. Rüyamda ciğer tava gördüğüme inanamıyorum; soğanlı ve yeşil biberli. Akşama pişiriyorum ve şaşırarak canlandığımı farkediyorum. Bedenimi dinlemeyi nihayet öğrendiğime sevinir buldum az önce kendimi. Bu ihtiyaçlarımla paralel bir beslenme. Hoşuma gidiyor bir şeyi yemeden, tatmadan önce gerçekten onu yemeye ihtiyacım olup olmadığını sormak kendime. Bazen masadan aç kalkıyorum bir tabak dolusu yediğim halde. Biliyorum ki gerçek ihtiyacımı yemedim ve ona hala açım. Ve onun ne olduğunu bulduğumda çabucak doyuyorum, tahminimden az bir miktarla. Ve canlanıyorum. Şifalanır gibi sanki... İki haftadır kakao, hardal ve balzamik sirke üçlüsüyle yaşıyordum zaten, daha önceden ağzıma sürmediğim halde son ikisini. Bütün bunlar hamile olduğum için miydi?

 

Ahiret bilinmez bir muamma. Ben yine de bizim anne babalarımızı, anne babalarımızın da bizi seçtiğine inanıyorum. Birbirimizden öğrenmek üzere, bir yapbozun -kaderimizin- kusursuz uyumlu parçaları gibi... Bu güzel ruha verilmiş bir sözüm mü var? Belki verdiğim sözün karşılığıdır, hatırlatmasıdır şimdi içimde yeşeren annelik arzusu kim bilir?

 

2 gün sonra...

 

Bu sabah onsuz uyandım; enerjisini hissedemiyorum. Biraz bekleyecektim ama dayanamayıp test yaptım. İlkinde silik çizgi çıkmıştı, bunda bir şey görünmüyor. Ne yani, yok mu? Hamile değil miyim? 

 

Kızgınım. Kendimi hikayeye fazla kaptırdım. Rüyalarım her zaman çıkacak değil ya! Hayal kırıklığımın bu kadar büyük olmasını beklemiyordum. Olmayan çocuğun yası tutulur mu? Ben tutuyorum. Bütün gün hiçbir şey yapmadan yatmak istiyorum. Öyle de yapacağım.

 

Şu an içinde bulunduğum hali yukarıdan izleyen tarafımın farkındayım. Yorum yapmadan şefkatle izliyor duygularıma kapılan tarafımı. Ona söyleniyorum. "Burada kalacağım bir süre tamam mı? Farkındalık falan istemiyorum!" Henüz hazır değilim. 

 

1 hafta sonra...

 

Nihayet gerçek bir çizgi göründü bu sabah. Çok mutluyum. Yine de bir tuhaflık var. İçimde o ilk günkü enerjisini hissedemiyorum. İçim boş gibi ve sağ kasığımda sürekli bir ağrı hissediyorum... Böyle düşününce endişeleniyorum. Bugün kan testi yaptırmalıyım. Sonucuna göre bakarım... 

 

Kan testi öncesi...

 

Doktordan randevu aldım dün. Hazırlanmak için odama gittim ama bir anda öyle bir yorgunluk çöktü ki sanırım kalkamayacağım. Uzanmak istiyorum. Biraz uyursam iyi olurum... Bacaklarım ağrıyor. Sanki belimden aşağısı tutmuyor.

 

Nefesime odaklanıyorum. Gevşiyor ve zihnimin akmasına izin veriyorum. Düşüncelerimi dinliyorum. Ağrılarımla ilgili birtakım sızlanmalar, Cemre'nin dün söylediği birkaç tuhaf şey (izlediği bir şeyden mi etkileniyor?), dikenli tellerin kollarımda bıraktığı yaraların görüntüsü... Ve asıl mesele... Kısa bir an, kısacık bir an... Sezaryen ameliyatımla ilgili birtakım hisler ve görüntüler... Ne var orada? Yakaladım. Korku. 

 

Farkındalığımla birlikte giriyoruz o hislerin içine. Bedenim konuşuyor benimle. Onunla bu konuda daha önce hiç konuşmadığımı fark ediyorum. Korkusunu, travmasını görüyorum. Aynada bakamadığım ameliyat izini gösteriyor bana, "onu ben doğurdum diyemedin" diye hatırlatıyor. "Bu yaradan, o gün olanlardan iyileşmedin daha!"

 

Şakınım. Doktorlar için oldukça olağan, normal ve güzel, benim için ise travmatik ve hayal kırıklığı içeren bir sezaryen yaşadım. İlk zamanlar sisteme ve doktoruma çok ama çok kızgındım. Sonra en çok kendime kızdığımı fark ettim. Sistemi gördüm ve nasıl çalıştığını, doğuma, kadına, kadın bedenine, insana nasıl baktığını kavradım. Bana hizmet etmediğini anladığım için birçok alanda kendi alternatifimi oluşturdum ya da başkaları için destekledim. Sistemi ve var oluş biçimini anlıyor ve ötekileştirmeden kabul ediyorum. O var. Bir süre insanlığa hizmet ediyor. Sadece benim ihtiyaçlarımı artık karşılamıyor ve bu yüzden yenisini inşa ediyorum. Güzel... Peki ne ile ilgili bu korku? Ya da bu korku mu? 

 

Değil... Bu tutulmamış bir yas.

 

O gün ve sonrasında nedense hep kadın doğum uzmanlarıyla yaşadığım birçok acı verici, yaralayıcı deneyimin yası. Ve bu "gücümü teslim etmek" ile ilgili. Daha doğrusu "gücümü teslim ettiğimin farkında olmamak" ile ilgili. Gücümü teslim ettiğimi bilmeden teslim olduğumda yaşadığım korku, şaşkınlık ve hayal kırıklığı ile ilgili. Çünkü gücümü teslim ettiğimin farkında olarak, sorumluluk alarak teslim olmakta sorun yok benim için.

 

Bedenime bir şeyler oldu. Hiçbirinin olmasını istemezdim. İşin kötüsü; olmaya da bilirdi. Seçeneklerim vardı ama ben bilmiyordum çünkü gücümü teslim etmiştim. Seçme gücümü de... Bedenimi tanımıyor, dinlemeyi bilmiyor, onunla ilgili her şeyde dış seslere başvuruyordum. Bedenimin farkında değildim. Şimdi görüyorum. Şaşkın biçimde ameliyata girişimi. Orada yaşadıklarımı. Bedenime olanları ve olanların sorumluluğunu almadığımı. Sonrasında aynada bedenime bakmadığımı... 

 

"Üzgünüm" diyorum ona. "Çok üzgünüm." Ağlıyorum. Sessiz... Hıçkırarak… 

 

Yasım çok derin. Bütün kadınların yası ile birleşiyor. Gücünü teslim eden bütün kadınlar için yas tutuyorum. Kesilen rahmim için. Doğumunu acı içinde yaşayan kadınlar için. Bütün rahimler için yas tutuyorum... Tacizler ve tecavüzler için... Rahmimize olanlar için. Annemden, ona kendi annesinden, ona da kendi annesinden, rahimlerinden rahmime dönüştürmem, şifalandırmam için gelen tüm acıların yasını tutuyorum. 

 

Ne kadar sürüyor bilmem. Ağrım geçiyor. Yataktan kalkıyorum. Şimdi neden doktordan önce böyle olduğumu biliyorum.

 

Kan testi sonrası...

 

Doktor keseyi göremedi. Alttan muayene etmek zorunda kaldı. Önceki travmatik deneyimlerimden dolayı çok zorlandım. Bayılacak gibi hissediyorum. Midem bulanıyor. Neyse ki Evrim de yanımda. O beni yargıda bulunmaksızın ve yorum yapmaksızın dinlerken, kendimi, korkularımı, geçmiş duygularımı duyuyor ve kolaylıkla anlıyorum.

 

Haftası ile uyumlu değilmiş gebeliğim. Şimdi ciddi ciddi endişeliyim. İki günde bir kan testi vereceğim.

 

Kan testleri sonrası...

 

Yükselmiyor bir türlü gebelik hormonu. Daha doğrusu çok yavaş yükseliyor. Sağ kasığımdaki ağrı daha hissedilir hale geldi. Bana sanki tüpüm ağrıyormuş gibi geliyor. Sağ bacağım yürürken çeker gibi oldu birkaç defa. Çok yakınımdaki iki kişinin dış gebelik nedeniyle yaşadıkları, atlattıkları tehlike geldi aklıma dün. Korktum. 

 

Çok istediğin bir şeyin senin hayatını tehdit eder hale gelmesi çok, çok garip bir durum. İkiye bölünmüş gibiyim. “Hayır, ne olur kal, burada kal” diyen parçamı duyuyorum. Canım yanıyor. Bana zarar vermeden git diyen parçamı da duyuyorum. Canım yanıyor.

 

Kızgınım. Çok kızgın. Ama anlamak istiyorum kendimi... Kızgınlığımı dinlemek üzere uzanıyorum. Kendimi kızarken izliyorum. Ellerimi yumruk yapıp, dişlerimi sıktığımı görüyorum. Yatağı yumrukluyorum. Zihnimi serbest bırakıyorum...

 

"Neden rahat, güzel, neşeli bir süreç geçiremiyorum ki? Neden oldu ki bu? Her şey mükemmeldi oysa! Ne güzel bir rüya görmüştüm, ne güzel bir mesajla gelmişti hem de ne kadar kutlu bir gecede! Her şey neden böyle oldu? Neyi yanlış yaptım? Korktuğum için mu oldu? Bu durumu ben mi yaratıyorum? Neden, neden, neden? Sadece sevinmek istiyorum... Sevinebilmek."

 

Hikayeden sonrası...

 

Tutunduğum hikayeyi dinledim. Dış gebelik, boş gebelik, sorunlu gebelikle ilgili yazdığım üç farklı korku hikayesi daha duydum sonra. Tam "Neden daha olumlu bir hikaye seçmiyorum ki? Sonuçta şu an hiçbir şey belli değil, ne yazarsam ona göre bir duygu durumuna gireceğim. İstersem sevinmeyi seçebilirim" diyordum ki... Hiçbir hikayeye tutunmamayı seçtim. Deneyimi yorum olmaksızın izlemeyi. İyi ya da kötü demeksizin. Ve teslim olmayı... Ne olacaksa olsun benim en yüksek hayrıma olacağına güvenmeyi. Bir sıkıntı çıkar da desteğe ihtiyacım olursa, yorumsuz izleme halimin beni uyaracağına ve bileceğime güvenmeyi...

 

Şimdi akıştayım. Meraklı hissediyorum. İzliyorum. 

 

Rüya...

 

Eve geliyoruz Cemre'yle. Kapı açık. Telaşa kapılıyorum. Kim girmiş olabilir ki içeriye? Yatak odama koşuyorum. Darmadağın. Bir tek orası... Ayak izleri görüyorum yerlerde. Minik patiler. Kediler yapmış, ikisi bizim, birisi sokaktan. Bir de domuz yavrusu girmiş nereden girdiyse. Hepsini bulup evden dışarı atıyorum... Neden sadece yatak odam? Bu soruyla uyanıyorum. 

 

Rahim...

 

Yatak odam... Mahremim... Evet, rahmim... Onu hiç dinlemediğimi, onun üzerine hiç odaklanmadığımı şimdi, yeni farkettim. Onu görmezden geliyorum. Bedenimle konuşmak yetmiyor... Rahmimi duymam gerekiyor. 

 

Onu dinlemek için uzanıyorum. Ellerim üzerinde. Bütün dikkatim de. Bir sürü görüntü geçiyor gözünüm önünden. İlk reglim, ilk hamileliğim, doğum, spiral takılması, çıkarılması... Ona hitaben konuşuyorum şimdi. Onunla birlikte yas tutuyorum bir kez daha. "Senin rehberliğini kabul ediyorum, seni tanıyorum" cümlesi dökülüveriyor dudaklarımdan. Aynı anda rahmimin gevşediğini hissediyorum. Bunu planlamamıştım. Şaşkınım. Ne demek istedim ben?

 

Leke...

 

Rahmimim gevşemesinden hemen sonra bir ıslaklık hissettim. Kahverengi bir leke... Bir şeyler oluyor ama korkmuyorum. Bu bir temizlik sanki... Rahmimi temizliyorum. Huzurla uykuya dalıyorum.

 

Doktor...

 

Uyandığımda yeni bir kahverengi leke gördüm. Endişeli değilim. Sürece teslim olmuş bir haldeyim. Doktor yeniden kan testi istedi. Hem HCG, hem progesteron baktıracak. Sonuçlar istediğimiz gibi olmasa da henüz bana zarar verecek boyutta bir şey olmadığını söyledi. Rahatladım. Oldukça yorgun ve halsiz hissediyorum. Pazar alışverişi yapar yapmaz yatağa uzanmak istiyorum.

 

Dua ediyorum. Allah'ın sevgisini çağırıyorum ve dengelenmek için şifasını. Sıcacık bir duygu sarıyor içimi, bedenimde geziniyor sanki sevgi. Uykuya dalıyorum. 

 

İlerleyememek...

 

Rüyamda bir ses duydum. Bana “ilerleyemiyorum" dedi.

Bakındım. 

Karanlığın içinde küçük beyaz bir ışık topu gördüm. Bir engebeye takılmış. İnce bir borunun içindeydi. "Ah, küçük şey, ben seni oradan çıkarıp düşüreyim" dedim. Borunun ucunu tutup eğdim. Yuvarlandı.

 

Ağrı...

 

Rahmimde şiddetli bir sancı ile uyandım. Ne kadar süredir ağrı çektiğimi bilmiyorum. Çok ağrıyor. Öyle ağrıyor ki iki büklüm durabiliyorum ancak. Tuvalete gidince fark ettim. Kanamam var. Olamaz... O gidiyor. Hayır, böyle olsun istemiyorum. Çok ama çok üzgünüm... Ağlıyorum. Çok ağlıyorum. 

 

Onca duygunun içinde, rahatlayan bir taraf da görüyorum. O, dış gebelik ihtimalinden dolayı hayati tehlike hisseden, hayatta kalmak isteyen tarafım. Ona kızmıyorum. Onu anlıyorum. 

 

Destek...

 

Asım İstanbul'da evde Cemre ile yalnızım. Neyse ki yan arazide ev yapan dostlarımız o sırada buradalar. Dilek'i çağırıyorum. Onun şefkatli sesi duygularımı akıtmama yardımcı oluyor. Sarılıyorum. Hastaneye gidiyoruz. Beraber. Oradan da onların evine... Sıcacık, ıhlamur kokuyor. Sakinleşiyorum.

 

İzin... 

 

Asım annemle birlikte geldi. Asım'ın varlığında “güvendeyim” demek daha kolay. Annemin varlığında da “iyi olacağım” demek...

 

Yol boyu düşünüyorum. Bir yanım yas tutarken bir yanım deneyime izin veriyor yine. İyi veya kötü demeden, doğru veya yanlış, başarı ya da başarısızlık demeden bu deneyimi izlesem? Ona kendimi tamamen açıyorum. 

 

İzliyorum. Düşüncelerimi, duygularımı. Hepsinin akmasına izin veriyorum. Oldukları gibi...

 

Orada benim için bir şey var seziyorum. Bu deneyimin bana benimle ilgili, hayatla ilgili anlattığı bir şey var. Düşüncelerimin arasında... Onlar inançlarımı işaret ediyorlar ve korkularımı. Hediyem orada. Onların arasında...

 

Dinliyorum.

 

Yasımın öncesini iyice taradım; yetersizlik inancını bulamadım. Bebeğimi "kaybettiğimi, düşürdüğümü" yani benim hatam ya da yetersizliğim yüzünden ona bir şey olduğunu düşünmüyorum. Böyle düşünsem nereye, ne şekilde düşerdim hayal edemiyorum. Bu deneyimi anlatırken "gitti, bedenimden ayrıldı ya da tutunmadı" diyerek tarif ediyorum. Değişmişim... Şimdi yasım bebeklerinin gidişi yüzünden kendilerini suçlayan, başarısız hisseden, geçmiş deneyimlerini kendilerine yönelik hayal kırıklığı olarak saklayan bütün kadınlar için... Rahimlerinde yetersizlik inancı köklenmiş bütün kadınlar için...

 

Umut...

 

Bebeğim rahmimden ayrılırken, tam o sancıları çektiğim sıralarda evimizin duvar dibinde atıl duran kovanlardan birine oğul gelmişBir kovan dolusu arı bizim yuvamızı beğenip, yanımıza yerleşmeye karar vermiş. 

 

Bence o da yine gelecek. Şimdi istediğimi de biliyorum hem. Rahmimi de hafif ve temiz hissediyorum. Belki de yerini yaptı, geçmişin yüklerini taşımamak için, benimkinden başka bir yolculuk için... Hayırlısıysa gelecek...

 

Şükran... 

 

Bugün şükran duygusu içinde uyandım. Kendimle ilgili öğrendiklerim için şükran duyuyorum. Fark ettiğim korkularım, tutulmamış yaslarım, rahmime uyanışım, rehberliğini tanıyışım ve onu arındırışım için bu deneyime ve bu bebeğe şükran duyuyorum. Sanırım artık bütün bunların ne için olduğunu biliyorum.

 

Gücümü teslim etmekle ilgili çok şey öğrendim. Ve rahmimi dinlemeyi öğrendim, onun döngüsünü fark etmeyi. Rahmim, kalbim ve zihnim arasındaki bağlantıyı keşfetmeye niyetlendim. Rahmimi şifalandırmak için konuşuyorum onunla bol bol. 

 

Bu konuşmalar sırasında genellikle çevremdeki insanların akışlarına uyumlandığımı fark ettim. Kendi akışımın farkında olmaya, kendimle bağlantıda olmaya daha çok dikkat ediyorum. 

 

Şimdi, tam şu anda bir keşfe çıkıyorum. 

 

"Rahim" kelimesi etrafında dolanıyorum. Rahim nedir? Onun rehberliği ne demektir? Ne ile ilgili olabilir? 

 

İçimden Zihni, Kalbi ve Rahmi hizalamak diye bir kavram geçiyor. Zihin ve kalpten geleni rahimden doğurmak. İlhamı, arzuyu ve yaratıcığı/doğumu... İlahiyi, sevgiyi ve merhameti... 

 

Rahim diyorum; doğum, doğurmak, esnemek, şefkat, merhamet, annelik, büyütmek, yaratmak, yeterlilik, kendini açmak, içine almak, yaşam kelimeleri geliyor peşinden.

Var oluşa, yaratıma izin vermek... Oluşa izin veren boşluk... Güç, birleşme, Bir.

Akış, yaşamın akışı, akışta olmak... Zevk, hayattan zevk almak...Yaşam ve ölüm döngüsü (işte bu iki kelime canım Duygu İslamoğlu'ndan), döngü. Evren, Güneş ve Ay ile uyum, doğum sancısı, meyve, yumurta, olgunlaşma, bereket, bahar, yaz ve kış, uyku, karanlık ve hazırlık, üretkenlik, beklemek... Şimdilik kelimelerim bunlar etrafında gezindiğim. Birçok çağrışım yapıyor, birçok anı sürüklüyorlar zihnime. Birçok duygu ve farkındalık geliyor peşinden. 

 

Kelimeleri ve hayatımdaki karşılıklarını keşfediyorum. Bazılarına çok kafa yormuşum, bazılarına hiç. Şimdi hepsine rahim açısından bakmaya çalışıyorum. Rahim olarak...

 

Sizin kelimeleriniz var mı bana söyleyeceğiniz? 

Sizce rahim nedir?

Ne dersiniz?

Facebook Yorumları
Yorumlar
4
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

  • Akne neden olur ve tedavisi nedir?
    Akne neden olur ve tedavisi nedir?

    Süresi : 02:07 İzlenme : 1440

  • Kolesterolü etkileyen gıdalar
    Kolesterolü etkileyen gıdalar

    Süresi : 02:36 İzlenme : 816

  • Karın sıkılaştıran egzersizler
    Karın sıkılaştıran egzersizler

    Süresi : 03:33 İzlenme : 1532

  • Eğitim Uzmanı Koray Varol: Sınav sistemine nasıl yaklaşmalı?
    Eğitim Uzmanı Koray Varol: Sınav sistemine...

    Süresi : 23:38 İzlenme : 0

  • Travmaya duyarlı okul
    Travmaya duyarlı okul

    Süresi : 08:03 İzlenme : 0

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön