Neşe

Canım kardeşim, hepimize neşeli bir gün dileyerek başlamak istiyorum bugün.


Ne olursa olsun içindeki neşe özüne odaklanabildiğin bir gün olsun. Birlikte başaralım bunu.


Ama sakın bana şikayetlerde bulunma! Hayatındaki dertleri anlatarak, “neşe mi kaldı ki?” deme!


Biliyorsun sen de; BİZ anda olduğumuzda ne dert kalıyor ne tasa. Hele bir de doğanın içinde anda kalabilmeyi deneyimleyebilirsek ne ala! Ağaçların, kuşların, böceklerin neşesini hiç mi duymadın hayatında? Sence onların derdi var mı kardeşim? Onlara dertleri yaratan, en büyük kötülükleri yapan da insanoğlu. “İnsanlar olmasa, yaşam ve varoluş en mükemmel şekilde devam eder” diyor bilim insanları. Biz halbuki öyle miyiz? Doğaya ve içindeki canlılara bağımlı bir türüz. O zaman gel bu sefer biraz onlardan örnek alalım.


Sor kendine, hangi canlı acılarına bizim gibi tutunuyor? An’da olunca acı kaybolduğuna göre, acının da egomuzla bir alakası olabilir mi sence? Uzun süredir bunu düşünüyordum. Sonra ilahi akış önüme Osho’nun[1] NEŞE kitabını getirdi ve ben şu satırları okudum:

“Dışarıdan gelen hiçbir şey neşe değildir ve olamaz. Bir şeye bağlı olan herhangi bir şey neşe değildir ve olamaz. Neşe sadece sen yuvaya döndüğünde yükselir.”

“Istırabınla nasıl yüzleşeceğini öğrendikten sonra neşeli olmaya başlaman kaçınılmazdır çünkü tam da bu yüzleşmede ıstırabın yok olacaktır ve sen giderek daha fazla bütünleşmeye başlayacaksındır. Bir gün son derece mutsuzken sen onunla yüzleştiğinde, ansızın bir kırılma yaşanır. Ve mutsuzluğu kendinden ayrı bir olgu olarak görürsün; sen ondan tamamen ayrısındır. Aslında her zaman ayrıydın; o sadece bir yanılsamaydı, tuzağına düştüğün bir özdeşleşmeydi. Bunun farkına vardığında, acının sen olmadığını anladığında içinde bir neşe taşması, bir neşe patlaması yaşanır.”


Farkındasın değil mi kardeşim? Tutunuyoruz. Egomuz yüzünden acılara da tutunuyoruz. Ne olur bir anlığına unutsan bütün sıkıntılarını, dertlerini? Bir derin nefes çeksen içine, her hücrende dolaştığını hissetsen oksijenin ve gittiği her yere yaşam ve neşe götürdüğünü imgelesen hayalinde…Bir şeyler sezer gibi olmuyor musun? Yaşam her yerde…Bu evrenin her yeri canlılıkla dolu…Ölen canlıların dahi enerjisi burada bizimle. Çünkü evrende enerji kaybolmuyor, dönüşüyor. O halde bu kadar canlı bir evrende, her şey bizim kontrolümüzde bir gerçeklik yaratıp, zihnimizden akıyorsa, neşeyi, umudu ve mutluluğu neden seçmiyorsun sevgili kardeşim? Seçim senin elinde. İraden en güçlü müttefikin.


Her gün neşeli olmaya zaman ayır istiyorum artık. Çok acı çektik, çekiyoruz. Yenileri de gelecek eminim ama eğer sen dayanıklılığını artırıp NEŞE’yi seçersen inan bana çok şey değişecek. Olaylara bakış açını değiştirerek başlayacaksın önce. Acılardan kaçalım, yok sayalım falan demiyorum. Onlarla başa çıkma yöntemimizi dönüştürelim diyorum. Herkesin acısı kendisine en koyu, biliyorum. Hepimiz yürüdük, yürüyoruz o yolları. O halde gel güzel kardeşim, içindeki NEŞE’YE odaklanabildiğin, güzel bir acıyla baş etme yöntemi yazmaya çalışayım sana. Böylelikle sen de acı bağımlılığına giden eğilimlerini fark et ve artık daha fazla zikrederek acıdan bir gerçeklik oluşturma! Ne kendine ne de senden sonra gelecek olan yeni nesillere!


Zor günlerimizde hem sana hem de bana yardımcı olsun diye, kendi acıyla baş etme yöntemimi buraya not düşüyorum:


1- Acı’yı kabul etme: “Bu olay benim canımı çok acıtıyor” diyebilmeli insan kendine. Değiştirmeye gücümüz olmayan ve ilahi akışın önümüze koyduğu hakikatlere teslim olmalıyız. Yalan yok, ilk başlarda isyan çıkıyor insanın içinden ama sonra değiştirme gücü olmayan şeyler için üzülmenin anlamsızlığı sarıyor insanın ruhunu ve kabule geçiyorsun kardeşim.


2- Acı’nın içinden kavrulmadan geçme: O acıyı her hissettiğinde AN’a gelmeye çalışarak sonsuz varlığınla ve varoluşun kendisiyle bağ kurma çalışmaları yaparsak, üç boyut dünyasının illüzyonundan daha çabuk kurtuluyoruz. Yarattığımız her şeyin yapaylığından kurtularak varoluşun sonsuz neşesine bağlanıyoruz. Şartlanmışlıklara bağlı tüm mutlulukların ötesindeki NEŞE her zaman orada, uzanıp temas etmemizi bekliyor. Her zaman kendimize hatırlatmalı ve en yakıcı duygunun içinden bile ustalıkla çıkabileceğimizi bilmeliyiz kardeşim.


3- Acı’yı dönüştürme: Halen bu dünyadayken de kardeşim, acımızın ilhamıyla yapabileceğimiz harika işler olduğuna inanıyorum. Geçen hafta, torunları için mezarlığa kütüphane yapan çifti yazmıştım hatırlarsan. Senin acın sana ne anlatıyor? Ne olsa daha az acı çekebilirdin? Unutmana, o acıdan özgürleşmene izin vermeyen şey ne? O duygunun ne olduğunu bulabilirsen dönüştürmek de senin elinde.


Ben NEŞE’ye nasıl daha fazla alan açabildim?

Her seferinde bilinçli seçimler yaparak. Frekansımın düştüğünü fark ettiğim anlarda, titreşimimi yükseltecek faaliyetlerde bulunarak ya da sadece dinlenerek iyi olmaya çalışıyorum ben. “Neye ihtiyacım var?” diye sık sık soruyorum kendime. Her defasında kırılganlıklarım ve acımla da yüzleşiyorum. Tarafsız bir yerden neyin neden olduğunu anlamaya çalışıp, kendimi kaderin kurbanı gibi hissetmeden yapabileceklerime odaklanıyorum. Artık bu kaslar bende pratik yapa yapa, başıma gelen her şeyi bir gelişim fırsatı olarak kullana kullana o kadar gelişti ki zaman zaman anlamsız gülümseler yayılıyor yüzüme. İşte o zamanlarda anlıyorum, varoluş neşesine temas ettiğimi…


Varoluş neşesi nasıl bir şey? Nasıl ortaya çıkar?

Sevgili kardeşim ben ancak kendi deneyimimi yazabilirim biliyorsun. Ben de olan şey, aşırı coşkun bir duyguyla gülümsemeyle ortaya çıkıyor. Ve hiçbir şey yapmaz, düşünmez veya ilgilenmezken oluyor. Ama fark ediyorum onu…


Zaman zaman öyle bir geliyor ki, “iyi ki yaşıyorum, iyi ki bu bedendeyim ve iyi ki ben benim” diyorum. Bence bunları sen de diyebilirsin. Hissetmesen de söyle, mühüm değil. Zira beyin gerçekle kurguyu çok da ayırt edemiyor ve zihin eğitilebiliyor. Bunu çok iyi biliyorum çünkü koyu karanlıklardan geçtiğim bir zaman diliminde ayna karşısına geçer ve kendi kendime, “sağlıklı, mutlu, huzurluyum” derdim ve hatta gün içinde yüzlerce defa bir yerlere yazardım bu sözleri. Zaman zaman da ayna karşısında gülümseme egzersizleri yapardım. O kaslar çalıştıkça beynimin serotonin hormonuyla az da olsa geçici bir mutluluk illüzyonu yarattığını fark ederdim. Bence zihni azıcık kandırmanın hiçbir mahsuru yok. Ama bunun geçici olduğunu ve ÖZ’den gelen bir bütünleşme yaşamadıkça varoluş neşesini hissedemeyeceğini de bilmeni istiyorum kardeşim. O yüzden yapıyoruz ya bu yolculuğu seninle. Yolculuk kendimize doğru…BİZ ne kadar çok kendimizi tanır, ÖZ’den davranışlar ve eylemlerde bulunabilirsek hayatın akışıyla hizalanıyoruz. An’da olan her varlık da varoluşun o muhteşem neşesini hissedebilir, inan bana! Bugün olmuyorsa, yarın olacak. Sakın pes etme! O zamana kadar kalıplaşmış inançlarını, sana hizmet etmeyen davranış kalıplarını ve sen olmayan her şeyi kendi özünden temizlemeye devam et kardeşim. Devam et ki senin gerçek rengini görebileyim. Ben tüm çıplaklığımla, burada senin karşında nasılsam öyleyim. NEŞE içinde birlikte dans edeceğimiz günleri bekliyorum.


Tüm sevgimle,

Kardeşin Nihan,


[1] Hindistanlı mistik guru ve spiritüel Osho, 11 Aralık 1931 tarihinde dünyaya geldi. Gerçek ismi Chandra Mohan Jain olan ancak 1960'lardan itibaren Acharya Rajneesh, 1970'lerde ve 1980'lerde Bhagwan Shree Rajneesh, 1989'dan sonra ise Osho olarak tanındı. Hindistan’ın Madhya Pɾadesh adlı eyaletinde dünyaya gelen Osho, biɾ öğɾeti insanıdıɾ. Çocukluk yıllaɾından itibaɾen felsefeye ve özellikle ‘ben’ duygusu üzeɾine yoğunlaşan Osho, başkalaɾının veɾdiği bilgiye ve öğɾetileɾe değil; kendi iςinden doğan bilgiye ve öğɾetiye itibaɾ etmek geɾektiği kanaati ile asi biɾ ɾuh sergiledi.



Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.