Kış uykusuna yattım, emekli olunca uyanacağım!

Ben Datça’ya kimseleri tanımadan, bilmeden geldim. Yanımda sadece iki bavul; tek bir insan, tek bir yürek tanımadan… Kimseleri tanımamanın ötesinde Datça’ya dair de duyduklarım ve okuduklarım haricinde hiçbir bilgim yoktu. Garip geliyor biliyorum ama öyle. İstanbul’dan ayrılmak isterken Datça’yı seçmemin iki sebebi vardı. Bir, 2007’den beri bu kasabaya dair gittikçe büyüyen merakım, iki, daha evvel hiç görmediğim, bilmediğim bir yerde yabancı olma duygusunun özgürlüğünü yaşamak istemem.

 

Kiminle bu durumu konuşsam önce gözler kocaman kocaman büyüyor, hemen arkasından da “Nasıl cesaret ettin?” sorusu geliyor. Özellikle kendim yaşadıktan sonra da şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki bazen zor dediğimiz şeyleri zorlaştıran sadece kendimiziz. “Yapamazsam, çok zorlanırsam dönerim, ucunda ölüm yok ya” duygusuydu rahatlığımın sebebi, bir de gelirken hiç “İstanbul’u tamamen terkediyorum” duygusuyla gelmemiş olmam. Öyle olsaydı, ne kadar sıkılmış olursam olayım, doğma büyüme yaşadığım, onca dostumu, sevdiğim insanı biriktirdiğim yeri terkediyor olma halinden korkar; gitme işini zorlaştırmak için elimden geleni yapar, sonra da “ben istiyorum aslında ama şartlar izin vermiyor” diye kadere çamur atardım. Gitme fikrini kendim için kolaylaştırmanın en iyi yolu “deneyeceğim” düşüncesiydi, “bir süre deneyeceğim.”

 

Geldiğimin daha ilk ayındaysa geri dönmeyeceğimi biliyordum ve bunu Datça’dan İstanbul’a bakarken söylemek müthiş keyifli ve kolaydı. Çünkü İstanbul’a hapsolmuş benim gibiler, bir yandan delicesine kaçmak isterken, bir yandan da başka bir yerde yaşamanın mümkün olmadığı gibi nerden öğretildiği belli olmayan bir izlenime sahibiz. Bunu hem kendi o zamanki düşüncelerimden hem de bir buçuk yıldır bu konuda tanıdık-tanımadık bir dolu insandan aldığım onlarca mail'den biliyorum.

 

İnsanın kendine hayatta istediklerini denemek için imkan tanımasının önemli olduğunu düşünüyorum. Ve istediklerini hayata geçirme fırsatına sahip olanların da, sadece ‘özgür’ insanlar olduğu fikriyle de problem yaşıyorum. Çünkü bu cümleyi kuranların mantalitesinde “özgürlük” kelimesinin eş anlamlısı çoğunlukla “bekarlık”. Bekar olmamayı hapsolmuşluk olarak algılamadaki sıkıntıdan zaten hiç söz etmeyeceğim. Ya da eşi ve çocuğu/çocukları engel, zincir olarak görmekten… Bunların hiçbirisi insan doğru düşünüp hareket edebildiği ve ne istediğini gerçekten bildiği sürece engel değil aslında.

 

Hayatımda böyle bir değişikliği yapabilmemi bekar ve çocuksuz olmama bağlayan, kendisinin de benzer bir değişimi çok arzu ettiğini ama eşi ve çocuğu yüzünden ancak emekli olduktan sonrası için hayal edebildiğini söyleyen bir arkadaşıma baktığımda misal, gördüğüm tek şey kocaman bir “palavra”! Ona sorsam, desem ki “İstanbul’u terketme hayalin için sana mevcut hayatında bir değişiklik yapma hakkı veriyorum. Neyi değiştirirdin?” Eminim ve biliyorum ki üzerini çizeceği şey eşi ve çocuğu olurdu. Bana göreyse değiştirmesi gereken tek şey mantalitesi, hayata bakışı. Bir yanda özendiği hayatlardaki sadelik, doğaya yakınlık, diğer yanda yaşadığı hayatta daha lüks, daha gösterişli bir evde oturabilmek için girilen binlerce liralık borçlar, o borçları ödeyebilmek adına sevmediği işlerde çalışılarak ipotek edilen yıllar… İşte böyle bir insanın, bana hayallerinin peşinden gidememesinin sebebinin sorumlulukları ve özgür olmaması olduğunu söylemesine pek kabulüm yok açıkçası. Çocuklarını buna engel olarak görüp onları hiç hak etmedikleri bir beton yığının içine, ömürlük servetler ödeyerek, üstelik de onların ‘iyiliği’ için hapseden anne-babalaraysa hiç yok.

 

Hala sokakta, denizde, toprakta, koşarak, tırmanarak, sürünerek büyüyebilen çocuklar olduğunu görebildiğime şükrediyorum. Yanlış yapılaşan şehirlerde yaşam algılarımız paramparça oldu çünkü. Annesi ve babasının kaptanlık yaptığı ticari teknelerinde, kâh teknenin üzerinde kâh kamarasında büyüyen, denize her girişinde kahkahalarından balıklar atlayan o bir yaşındaki veletle de benim şehirli algılarım paramparça oluyor işte.

 

Yaşam bir değil, tek değil, milyonlarca. Bugün burda, yarın orda, öbür gün binlerce kilometre uzakta. Ama bazıları hayatta yapmak istedikleri herşeyi emekliliğe erteleyerek iflah olmaz bir kış uykusunda…

Facebook Yorumları
Yorumlar
4
Onay Bekleyenler
0

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 17534

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 4456

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 7069

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8436

  • İlişkilerde bağlanma çeşitleri
    İlişkilerde bağlanma çeşitleri

    Süresi : 27:40 İzlenme : 1451

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön