Dans

Gelincikler de açtı sonunda. Geldiğimizden beri her sene başka bir yere daha yayılıyorlar. Çiğdemler, akyıldızlar, düğün çiçekleri ve anemonlar da öyle. Bu çok hoşuma gidiyor. Dokunmuyorum hiç. Toplamaya kıyamıyorum. Çoğalıyorlar.

 

Cemre ile "Mountain" belgeselini izledik geçenlerde. Dağlar ve sevdalılarını anlatıyordu. Tırmanışçıları ve tutkularını. İnsan şaşırıyor onlar o imkansız, dik yamaçlarından tırmanırken "dağlarının". Gözlerimizi kaç kere kapattık, hatırlamıyorum izlerken. "Ahhh bu resmen delilik!!" diye kaç kere söylendik.

 

"Müziği duymayanlar dans edenleri deli sanırlar" dedi belgeselin bir yerinde...

 

Öyle.

 

Mesleğimi bırakıp kendi doğam, evren ve bilinmezlik ile barışmaya bu dağın başına geldiğimde çevremdekilerin duyduğu şaşkınlık da bundandı kuşkusuz. Bense sadece içimde çalan tamtamların peşinden gidiyordum. 

 

Kulağında böyle bangır bangır bir müzik çalarken, sanıyorsun ki onu herkes duyuyor. O yüzden şaşırıyorsun bazen anlaşılmamaya. Oysa ne kadar da doğal, kulağında bangır bangır kendi müziği çalan birinin seninkini duymayışı... Dans adımlarınızın, ritmin tutmayışı.

 

Yorumlardan, başkalarını izlerken/dinlerken onlar adına yazdığım hikâyelerden yani vardığım sonuç/yargılardan vazgeçtiğimden beri genişledi repertuarım. Geçenlerde bir arkadaşım, yapılmaması gerektiğini düşündüğü bir davranışı için başka bir arkadaşına sormak, onu şefkatle dinlemeye ve ayna tutmaya niyet ettiğinden bahsediyordu. Tetiklediği ve yorumda bulunduğu davranışın içinde, öfke dahil, birçok duygu uyandırdığını, öteki arkadaşı ile bağının yara aldığını görebiliyordum. Arkadaşının nedenlerini bilmek istediğini de görebiliyordum. Ve onun kendi yanlışını/kendini görebilmesi ve düzeltebilmesi için ona ayna tutmak istediğini de duyuyordum.

 

İçimde insanları anlamak isteyen, merak duyan ve kendine sağlam bir zemin arayan yer, kalbim, hop etti. Yok dedim. Bu değil benim durmak istediğim zemin. Bana kendimi rahat ve gevşemiş hissettirmedi. Şöyle bir "oh" dedirtmedi. Huzursuzlandım.

 

Düşündüm; birinin yaptığının "yanlış" olduğunu düşünmek olmuyor ilk tepkim. Merak oluyor; kendime ve ona yönelik. Önce bende uyandırdığı duyguları anlamak istiyorum. İhtiyaçlarım karşılanmadığı için öfke, hayal kırıklığı ya da aramızdaki bağ kanadığı için yas hissedebilirim. Sonra onun duygularını merak ederim, dinlemek isterim ve ifade etme arzusu uyanır içimde kendimi. Anlamak isterim... Bir aynanın arkasında durarak değil, merakla gözlerine bakarak. 

 

Müziğini duymak istiyorum çünkü onun. Duygularını merak ediyorum. Onu düzeltmeye çalışmadan yaralarını hissetmek istiyorum.

 

Ona bakmak ve onu görmek. 

 

Acaba:

 

"O olmak nasıl bir şey?" 

 

Biriyle/bir şeyle ilişki içindeyken içimde yankılanan tek cümlenin bu olmasını diliyorum. Buna niyet ediyorum. Kalbimi bu denli açmaya var olan her şeye... Koşulsuz bir sevgiyle.

 

Ve o nasıl anlatıyorsa, gösteriyorsa onu duymak... Yalnız sözcükleri ile değil bir bütün olarak dansıyla... 

 

Ne yollardan geçti kim bilir? Ne korkular, inanışlar biriktirdi? Neler öğrendi? Nelere güldü?

 

Bunu her yaptığımda genişliyorum sanki. Sınırlarımı kaybediyorum kısa bir an için. İki kişilik sonsuz bir evrende oturuyorum şimdi. Kalbimin nerede olduğunu bilmiyorum ama bağı hissediyorum... Gözlerinde bir ışık, gözlerimdeki bir ışıkla birleşiyor. Heyecanlanıyorum. Öyle yeni bir deneyim ki... 

 

Ancak kalbimle duyumsayıp, kabul edince olanı, seni ve beni olduğu gibi... O zaman sevebiliyorum... Şimdi birlikte onarabiliriz, ihtiyacımız var ise, aramızdakini. Hissettiğim o dur ki birimiz doğru, birimiz yanlışken olmuyor barış, kabul ve sevgi... Birimiz haksız olup dışarıda kalırsak, gönülsüzce "düzeltmeye" kalkarsak bir yanımızı, savaş çıkıyor önce içimizde, sonra dışımızda... Durum buysa kabule, sevgiye dair en derin korkularımız kalıyor çünkü baki...

 

Kendini yargılandığın, pişmanlık duyduğun, yanlış olduğunu düşündüğün seçimlerini düşün bir... 

 

Ne yollardan geçtin kim bilir? Ne korkular, inanışlar biriktirdin? Başka seçeneğin olmadığını düşündüğün ne sıkışmışlıklar yaşadın? Ya da seçenekler olduğunu bilsen bile kendini alıkoyamadın? Ne hissediyordun o an? Neler öğrendin kim bilir? Nelere güldün? Nelere içlendin? 

 

Ben bilemem...

 

Sen duyuyorsun müziğini. Sadece sen...

 

Dansını görmek için açıyorum kendimi. 

 

Olduğun gibi bakıyorum sana...

 

Anlat bana var oluşunla:

 

Sen olmak nasıl bir şey?

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Koruyucu psikolojik yaklaşım
    Koruyucu psikolojik yaklaşım

    Süresi : 29:24 İzlenme : 0

  • Çocukken korumak, yetişkini tamir etmekten kolay: Çocukluk çağı travması
    Çocukken korumak, yetişkini tamir etmekten...

    Süresi : 41:21 İzlenme : 0

  • Travmaya duyarlı okul
    Travmaya duyarlı okul

    Süresi : 08:03 İzlenme : 0

  • Eğitim Uzmanı Koray Varol: Sınav sistemine nasıl yaklaşmalı?
    Eğitim Uzmanı Koray Varol: Sınav sistemine...

    Süresi : 23:38 İzlenme : 0

  • Sema'nın Sağlıklı Mutfağı - Sema Sumeli anlatıyor
    Sema'nın Sağlıklı Mutfağı - Sema Sumeli...

    Süresi : 08:40 İzlenme : 0

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön