Nisan Ak, dünyanın sayılı kadın orkestra şeflerinden biri... 1991 doğumlu, eğitim hayatına Türkiye'de başladı ve ardından Amerika'ya gitti. University of South Carolina’da orkestra şefliği üzerine doktora yaptı. Türkiye'de ve Amerika'da birçok orkestra yönetti ve şu anda Richmond Oratoryo Topluluğu ve Bruch Oda Orkestrası'nın müzik direktörlüğünü ve Aiken Senfoni ve Columbia Oda orkestralarında ise asistan şefliğini yapıyor.


Biz de kendisiyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasında müzik dünyasında kadın olmak konusunu ona sormak istedik. Röportajın yazılı hali yanında sesli haline de haberimizden ulaşabilirsiniz.



Merhaba Nisan Hanım. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü biz HTHayat ekibi olarak bu günü bir gün değil bütün haftaya yayarak kutlayalım istedik. Ben de bu kapsamda sizinle müzik dünyasında kadın olmak konusunu konuşmak istedim. Siz de geldiniz, kabul ettiniz teşekkürler.

Ben teşekkür ederim.


İlk olarak bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben Nisan. Şu anda Amerika'da yaşıyorum. Yaklaşık yedi senedir orkestra şefliği yaparak hayatımı geçiriyorum. Gerçi şu aralar konserlerin iptal olmasından dolayı az konserimiz oluyor ama yine orkestra şefliği sadece konser yapmakla kalmayan bir meslek, o yüzden devam ediyorum. Burada doktorayı ve yüksek lisansı bitirdim ama yüksek lisansa kadar bütün okullarımı Türkiye'de okudum. Yani üniversite, lise, ilköğretim onların hepsi Türkiye'deydi.


Dünyada kadın orkestra şefi sayısı oldukça az. Peki böyle bir atmosferde siz müzik hayatınıza nasıl başladınız ve bu yolda sizi orkestra şefi olmaya iten etmenler nelerdi?

Size biraz detay vereyim o konuda. Dünyadaki 100 en iyi, en yüksek bütçeli orkestranın yalnızca şu anda 8'i kadın orkestra şefinden, kadın müzik direktöründen oluşuyor. Amerika'daki orkestraların %9-10'u arasında değişiyor kadın orkestra şefi oranı. Dünyadaki kadın orkestra şefleri sayısı ise yaklaşık %6'ya kadar iniyor. Bunlar müzik direktörleri sayısı. Türkiye'ye geldiğimiz zaman da tam zamanlı olarak çalışan bir kadın orkestra şefi maalesef şu anda yok, sıfır. Haliyle sorunun cevabına gelirsek ben nasıl oldu da rol model ya da nasıl ilham aldım da buna başladım... Ben maalesef bir kadını görerek, rol model alarak bu işe başlamadım. Başka etkenler oldu, tırnak içerisinde birisi beni keşfetti, birisi beni yönlendirdi ve ben onun sözünü dinleyerek başladım. Aslında kendimde görmedim, daha genç bir kadınken cesaret etmedim. Bir başkası beni iteklediği için cesaretimi bulabildim, iyi ki de yapmışlar. Maalesef ben de kendimde o cesareti ya da hakkı görememiştim gençken.


Anladım. Bazen yol kendini çiziyor, illa ki bir örnek olmasına, görmeye de gerek olmuyor. Yönlendirilmiş ya da bir şekilde oraya varmış oluyoruz. Kadınlar için birçok meslek alanında da o, bu, şu olmaz deniyor. Böyle bir anlayış hakim maalesef. Tabii şimdi yavaş yavaş bu anlayışın da kırılmaya başladığı bir noktaya geldik, şükür bunun farkındalığı başladı. Peki, müzik dünyasında durum nasıl? Müzik dünyasında kadın müzisyen olmak, kadın orkestra şefi olmak nasıl karşılanıyor?

Dünyada biliyorsunuz özellikle #metoo hareketinden sonra çok büyük değişimler oldu, özellikle kadın erkek eşitliği konusunda. Müzikte de bunlar farklı değildi aslında. 2017'de hatırlıyorum, dünyanın her tarafından ünlü müzisyenler ve orkestra şefleri yazılı açıklama yapıp 'kadın orkestra şefleriyle asla çalışmam' diyebilecek güce sahiplerdi. 2017 ya, 4 sene önce. Daha 2017'e kadar böyle bir cesareti bulabiliyorlardı. Şimdi yavaş yavaş bütün ülkelerde böyle bir şey demek illegal. Ama ne oluyor artık kapalı kapılar ardından, zaten eskiden de öyle oluyordu. Hem kapalı hem açık kapılar ardında olabiliyordu. Şimdi daha kapalı kapılar ardına geçti. Off the record (kayıt dışı) söylemler olmaya başladı ya da psikolojik yöntemler ile insanları işe almamaya, işten atmaya yönelik çalışmalar vardı. Daha spesifikleşecek olursam benim çalıştığım alanda, biz podyuma vardığımız andan itibaren bizim pek bir cinsiyetimiz olmuyor. Ama zaten olay oraya varmak. Oraya varana kadar görünmez duvarları yıkmamız gerekiyor ki biz zaten podyuma vardığımız anda cinsiyetinden daha çok başka şeyler... Gerçi onlar da cinsiyetime varıyor ama bir sürü etken var (güler).


Maalesef çok tabuların olduğu bir konu gerçekten. Peki siz hiç bu süreçte cinsiyetçi söylemlerle, fikirlerle karşı karşıya geldiniz mi?

Tabii ki... Büyük şeyler de var, mesela 'kadınlar zaten doğası gereği orkestra şefi olamaz' gibi şeyler söylenmesi. Özellikle gençken yani bu işe çok yeni başlamışken, atıyorum 20-21 yaşındayken diyorsun ki ben böyle bir şeyi denemek istiyorum, hiçbir şeyim yok kafamda. Ondan sonra gidiyorsun bir atölye çalışmasına katılıyorsun. Sonra oradaki gür saçlı erkek orkestra şefi sana bir şeyler öğretmeye çalışıyor ama 'erkek gibi dur' gibi şeyler söylüyor. Oradaki sınıf arkadaşlarının hepsi erkek, tek kadın sensin. Mesela molaya çıkıyorlar dışarı nefes almaya ve aralarında konuşuyorlar 'zaten kadınlar doğaları gereği orkestra şefi olamaz' diye. Ben de oradayım yani aynı yerdeyiz duyuyorum, yüzüme söylemiyor yanımdakine söylüyor. Böyle saçma sapan, açıkçası çok da akıllı değiller bu konuda. Ben daha da profesyonelleştikçe, orkestralara misafir şef olarak ya da asistan şef olarak gittiğim zaman bu sefer de o orkestrayı devamlı olarak çalıştıran şefle karşılaştırılıyorum. Tamam herkes herkesi karşılaştırır alışık olduğu şefe göre, tamam anlıyorum. Sizin düzenli patronunuz var mesela, arada sırada da bir haftalık patron geliyor, böyle düşünün. Aynı işleri yapıyorsunuz, patron aslında ne iş yapması gerektiğini misafir patrona söylüyor ama misafir patron sizi daha farklı şekilde yönlendiriyor. İster istemez karşılaştırmalar oluyor. Ama ben işin içine girdiğim zaman karşılaştırmalar şöyle oluyor; bu şirket elini masaya vuran, bağıran çağıran, kızan, hatta belki insanlara yüzlerine provada bağıran birine alışmış. Ben aynı şeyleri farklı bir şekilde dile getirdiğim zaman bu sefer 'zayıf, bize kızmıyor, bize bağırmıyor, eli sopalı değil' deniyor. Tamam, bu sefer eli sopalı olduğum zaman, daha sert bir mizaçla yaklaştığım zaman bu sefer de 'bu ne böyle, muayyen mi gününde, niye böyle nazlı, niye böyle kaprisli' deniyor. Ne yapsak yaranamıyoruz yani (güler). Her şekilde cinsiyetimize vurulmaya başlanıyor çünkü görmemişler. Gittiğim bir sürü orkestradaki bir sürü insan daha önce hiç kadın orkestra şefiyle tanışmamış ki ben Amerika'da yaşıyorum. Amerika'da artık var, varız yani yok değiliz ama böyle bir garip algılanıyoruz. Özellikle de daha old school kesim tarafından 'böyle şey mi olur, kadın niye olsun ki, ne gerek var abi ya' gibi söylemler duyuyoruz maalesef.



Biraz daha gelenekselci bir kafadan belki...

Evet gelenekselci kafa... Bir de şu da çok üzüyor, hayatında hiç kadın bir şefle çalışmamış erkeğin 'ne gerek var abi ya' diye beni patronuna söylemesi mesela. Bir dene mesela, bakalım beğenecek misin? Belki daha çok rahat edeceksin, belki daha seveceksin, yani bir dene. Denemiyor...


Denemeden tabii bilinmez. Her orkestra şefinin de ortaya çıkardığı malzeme farklı olur, herkesin ki farklı olur cinsiyet farklılığı da bir fark yaratır. Neden görmeyelim, neden birine takılı kalalım?

Tabii. Bu sadece orkestra şefi için de değil, kadın liderlik pozisyonları dünyada çok az. Dünyadaki kadın CEO oranı %7. Ama araştırmalara baktığımız zaman kadınların liderlik pozisyonunda daha fazla bulunduğu şirketlerde net kazanım %30-40'a kadar daha fazla diğer şirketlere göre. Maalesef bu araştırma orkestra genelinde yok ama şirket genelinde kadınların liderlik pozisyonunda olduğu şirketler daha iyi kazanım yapıyor çok bariz bir şekilde.


Evet. Aslında bir kadın olarak da bu yorumu yapmak isterim; genelde insanlara baktığım zaman kadınların disiplinli olma ya da bir şeyleri organize etme işlerinde daha iyi olduklarını da görüyorum. Mesela etrafımdaki kadınlara baktığım zaman çocuk sahibi oluyorlar, işe gidiyorlar, çalışmaya devam ediyorlar, belki yüksek lisans doktora yapıyorlar aynı zamanda eve geliyorlar yemek yapıyorlar, evi evirip çeviriyorlar. Bütün bunları aynı anda yapıyorlar. Bir orkestra şefine baktığım zaman da bir orkestrada neredeyse 100'e yakın insan var, birçok farklı çalgı var ve bu çalgıların farklı partisyonları var ve orkestra şefleri bütün o çeşitliliği duyan, yöneten kişi. Şimdi ikisine baktığım zaman da çok büyük benzerlik görüyorum; birçok işi aynı anda yapabilme kabiliyeti. Bu açıdan baktığım zaman da bir kadın neden biyolojik olarak, fiziksel olarak orkestra şefi olmaya engel olsun ki? Bir orkestra şefinde aranan özellikler nedir o zaman?

Çok basit aslında. Liderlik özellikleri, iletişim özellikleri ve müzisyenlik, bu kadar. Bunları biyolojik olarak üzerimizde taşıyamayacağımız bir gerekçe yok. Tamam sosyolojik olarak desen, toplumsal olarak kadınlar daha az bu özelliklere yüklenmeye niyetliler desen e bunun sebebi de o zaman yine toplum. Biz çıkmazsak şu an, kendimizi öne atmazsak, ben dünyanın en iyi şefi değilim, dünyanın en iyi kadın şefi de değilim, dünyanın en genç şefi de değilim ama bir şekilde kendimi öne atıyorum. En önemli sebebi canım istiyor, yapmak istiyorum, işimi seviyorum, yapmak istediğim şeyi yapmak istiyorum ama ikinci sebebi de ben yapmazsam belki birine ilham veremeyeceğim, benden daha iyi birisine ilham veremeyeceğim. Belki de bir genç kız görecek 'o yaptıysa ben de yaparım ya' diyecek, başlayacak. Ya da diyecek ki 'ben de Nisan gibi denemek istiyorum, yapmak istiyorum, heyecan duyuyorum' ve yapacak bir şekilde. Ben biliyorum tek başıma en azından 10-20 kadın orkestra şefinin bu işe başlamasını sağladığımı. Düşünsene benim gibi birkaç tane daha çıkıyor sonra herkes birbirini etkiliyor. İki jenerasyona Türkiye'de bir sürü kadın şef olur, ne güzel işte.



Evet, gerçekten bu konuda ilham olduğunuz da çok aşikâr. Peki beraber çalıştığınız ya da yolunuzun kesiştiği kadın müzisyenlerle bir dayanışma içinde olduğunuz oluyor mu bu konuda?

Oluyor, olmaz mı? Ne zaman kadın müzisyenler olsun zaten dayanışma içerisindeyiz. Hangi orkestraya gidersem gideyim kadın müzisyenler genellikle beni en çok destekleyenler. Beraber konuştuğum, yemeğe çıktığım vesaire insanlar genellikle kadın müzisyenler oluyor çünkü kendimi daha rahat hissediyorum, hem de desteği hissediyorum kadın müzisyenlerle. Türkiye'de yaşamadığım için çok zor oldu bu ama bir kadın müzisyenler topluluğu kurmak istiyorum. Yani ne olur bilmiyorum dernek, topluluk, bu işlerden pek anlamıyorum ama bir şekilde bir dayanışma topluluğu kurmak istiyorum. Hatta kadın müzisyenler değil de kadın sanatçılar. Düşünsenize böyle bir Türkiye'deki kadın sanatçılar ekolü olsa bence çok güzel olur, düşünüyorum.


Çok güzel olur gerçekten. Düna çapında da şunu görmeye başladık 'sisterhood, kız kardeşlik'. Bu böyle akım olarak başladı ve kadınlar ortaya çıkıp 'biz de varız ve biz bir araya geleceğiz ve bir şeyler artık değişecek' çağına da gelmiş bulunmaktayız sanırım. Müzik dünyasında da böyle bir şey olması çok hoş olur gerçekten.

Bu kız kardeşlik olayına bayılıyorum. Bunun bu aralar bir akım olmasına da çok bayılıyorum çünkü sırası geldi ya, geldi artık yeter. Şeyi duymaktan çok bıktım, 'kadınlar en çok kadınların düşmanı'. Aman değil ya, vallahi değil. Onu diyenler de genelde erkekler oluyor zaten. Kadınların başına bir şey geldiği zaman en çok kadınlar hissediyor ve en çok onlar ses çıkarıyor zaten. Hiç kadınlar en çok kadınların düşmanı değil yani. En destekçisi kadınlar.


Tabii, neden olsun ki aynı cinsinden, empati yapma olanağı daha fazla.

Empati, evet bu kelime. Empati. Aynen öyle. Zaten diyelim ki politik olarak farkındalığını salla, bir öğrencisin diyelim ki ve teorik olarak cinsiyet eşitsizliğine karşısınız, bu güzel bir şey. Çalışmaya başladığınız anda diyelim ki bunlardan tamamen habersizdiniz, çalışan ve bir şekilde erkeklerin eşitsizliğine uğramayan kadın neredeyse tanımıyorum. Yani açıkçası ben tanımıyorum, hadi benden geçti başkaları olsun diyeyim ama çalışan kadının erkek eşitsizliğine uğramaması çok ender.


Evet, maalesef her alanda görüyoruz, her alanda yaşanıyor.

O yüzden teoriyi bırakın pratik olarak feminist oluyoruz, ister istemez.


Peki Türkiye'deki kadın müzisyenlere karşı olan tutumla dünyadaki tutum arasında bir fark var mıdır? Siz mesela Amerika'dasınız, orada da durum aynı mı?

Türkiye'de aslında kadın müzisyenlere olan çok kötü bir tutum yok. Özellikle orkestralarda kadın varlığı çok fazla Türkiye'de. Hatta özellikle Avrupa'ya baktığımız zaman bizim oranımız çok daha iyi. Çünkü Cumhuriyet sonrası kurulduğu için o orkestralar ya da Cumhuriyet döneminde kurulduğu için o sırada biliyorsunuz kadın erkek eşitliği özellikle öne çıkarılıyordu, haliyle kadın müzisyenler orkestralarda en başından beri yer aldı. Ama liderlik pozisyonuna geldiğimiz zaman orada problem var. Türkiye'de bildiğim kadarıyla, siz de araştırmanızı yapın ama Türkiye'de hiçbir orkestranın müdürü kadın değil.


Benim bildiğim kadarıyla da değil, evet.

Hiçbir orkestranın müdürü kadın değil e orkestra şefi de değil, hiçbir orkestranın, yani devamlı orkestranın. Oranın da altını tekrar çizmek istiyorum, müzik direktörü dediğimiz şey orkestra şefinden farklıdır. Müzik direktörü orkestra şefi olmak zorunda ama bir orkestra şefi müzik direktörü olmak zorunda değil. Müzik direktörünün yönetimsel ve iletişimsel başka görevleri de var ve tam zamanlı bir iş bu. Daha doğrusu tam zamanlı olmak zorunda değil ama benim altını çizdiğim mesele tam zamanlı müzik direktörlerinin sayısı ki bu da sıfır Türkiye'de.



Son olarak hayalleri olan genç kadınlara neler söylemek istersiniz?

Ben biraz tesadüfler silsilesiyle başladım bu işe, kendimde görmemiştim bu cesareti ya da cesaret demeyeyim de birinin itmesine ihtiyacım oldu. Ondan sonra tabii her şey tesadüfen olmadı ben de kovaladım. Biri itti diyelim ki bir şey başladı sonra ben onu bayağı kovaladım çünkü ben doğam gereği, hani kadınların doğasında yoktur diyorlar ya, ben doğam gereği bir şeye başladım mı onu bitiririm, peşinde koşarım o sonuçlanana kadar. Ama bir şekilde ne olursa olsun önce başka birinin otoritesine ihtiyacım vardı koşmaya başlamadan önce. Sizin başka birinin otoritesine ihtiyacınız yok. Genç, yaşlı, kadın, biyolojik kadın ya da sonradan kadın kimliğine sahip olmuş biri, her şekilde kendi otoritenizi kendi içinizde bulabilirsiniz ve bulun da. Çıkın cesaretinizi toplayın ve bir şeyler yapın çünkü ne olursa olsun en başta bir şeye başlarken olabileceğinizin en iyisi değilsiniz. Ben hep bunu düşünüyorum. Hep bizim böyle bir 'şimdi çıkmayayım çünkü iyi değilim, şimdi başlamayayım çünkü iyi değilim'. Önemli olan nerede ne kadar iyi başladığımız değil ne kadar yol katettiğimiz. Beni bu felsefe çok rahatlatıyor eğer bir şeye yeni başlıyorsam. Umarım sizi de rahatlatır. Korkmayın, cesaretinizi toplayın, yapın bir şeyler.


Vallahi beni rahatlattı biraz. Çok teşekkür ederim, çok keyifli bir röportajdı.

Ben teşekkür ederim.


Röportaj: Türkan Arasan



Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.