Gerçek yaşamın izleri

“Bizim zamanımızda” derlerdi benim çocukluğumda. Bu cümleyi çok sık duyardık. “Çocuklar karışmaz” da derlerdi. Onlara da öyle söylenmiş. Bazı babalar çocukları uykularında severmiş, şımarmamaları gerekçesiyle… Sonra devir değişti. Her devrin değiştiği gibi. Musluklardan sular hızlı akmaya başladı. Taslardan su dökerek yapılan banyoların yerini farklı aromaların buluştuğu duş jellerinin hakimiyeti aldı. Plastik şişelere doldurulmuş kimyasalları cildimize boca ederken bir beyaz sabunu köpürtme hareketinde yaşadığımız sabır elbette yoktu. Çünkü hızlı köpürmeyi sağlayıcı kimyasallar çok kişiye para kazandırıyordu.


Birçok şeye alıştık. Tatlı geldi, kolay geldi, cazip geldi. Bozulunca yenisini aldık. Şimdi soba başında kurutulan saçları anlatıyoruz birbirimize. Şunu da söylemek istiyorum ki bu bir güzelleme yazısı değil. "Ne varsa geçmişte var" diyerek noktayı koyamayız. Çünkü öyle de değil. Huzurlarınızda sesli dertleneceğim. Z kuşağı, Y kuşağı gibi bilumum kuşaklardan parçalar taşıyan bir zihnin değerlendirmesi. “Neydi bizim günahımız?” sorusunun cevabını kendinde arayan bir sesli günlük. İnsan olma günlüğünde bugün nasibimize ne düştüyse…


Her devrin kendince yenilikleri var. Yeni nesil ile eskinin arasında fikir ayrılıkları, alışması zaman alan gelişmeleri var. Ama bu devir başka devir. Öyle bir zamana doğmuşuz ki, ayaklarımızın altında sağlam bir zemin hissi bulmak çok zor. Dijital desen dijital değil, doğal desen doğal değil. Her şey bir geçiş yaşıyor. Ortalama bir insanın hayatında göreceği değişimlere bakılınca biz çok şey gördük sanki, ne dersiniz? Hepsini yaşamış olmak da şart değil. Televizyonlarda canlı yayınlanan Körfez Savaşı’ndan başlayarak bile düşünürsek göreceğiz ki hem canlı izlediklerimiz hem de geçmişin rahatça erişebildiğimiz görüntüleri, dimağlarımızda inanılmaz bir birikim yarattı. Herkesin bilinçaltı fantastik bir film sahnesi. Hele ki ekranlarla büyüyen çocukların iç dünyalarının görsel duvarları yüzbinlerce uyaranla sıvalı. Bu kadar karmaşayı insanlık ne yapacak, gerçekten bilemiyorum. Yetmezmiş gibi kendimizi sığdıramadığımız dünyada elektroniğin dibini sıyırarak dijital evren inşa etme sevdasına düşüldü. İstemem, kalsın. Birkaç metrekare toprağı işlemeyi bilmeyen, yaşam bilgisi olan onlarca şeyde pratiği olmayan, yaşadığı toplumun olgun kişilerinden “el” almamış insanlar yığını kendini bir dijital gözlüğe atsa ne olacak? Siz de buna hayat mı diyorsunuz?


“Evliyim, iki çocuk babasıyım. Bir kamu kuruluşunda memur olarak çalışıyorum” denirdi yarışma programlarında. Şimdi iki çocuk babası olmak da başka türlü... En durağan görülen yaşamlara sahip insanlar bile aniden olağanüstü acayipliklerle sınanabiliyor. Sanki insanlığın çivisi çıkmamış, temel yaşamsal ihtiyaçlar tıkır tıkır karşılanabiliyormuş gibi, insanlığın acı çeken mensuplarına sırt çevrilerek kaynaklar bir fanteziye harcanıyor. Bir durun, yavaş gidin, sıraya koyun Allah aşkına. Ama yok… Yıllardır Amerikan filmleriyle sinir sistemlerimizin yavaş yavaş alıştığı acayip sesler, görüntüler, olaylar ve karakterler şimdi Metaverse veya adına her ne dersek diyelim, zaman içinde neye dönüşürse dönüşsün, topraktan yetişme, yağmurla beslenme, gün ışığıyla büyüme, rüzgarla çoğalma özelliği taşımayan her türlü gerçeklik dışı şeyin evreninde bizi “normal” yaşamlara mı hazırlamış olacak? “Yeni gerçeklik bu” denildiğini de duyuyorum. Değişmek, gelişmek, ihtimallere fırsat sunmak elbette güzel. Ancak mevcut gerçeklik neyimize yetmedi, inanın ki bilemiyorum. Teknoloji hayatı kolaylaştırmak için varsa, biz bunun neresindeyiz? Yeni dünyanın gereklerine uyum sağlarken umarım insan olarak kendimize saygımızı yitirecek hale gelmeyiz.


Bakırın, taşın, yünün, kilin, kerpicin, ahşabın hasretini çekiyorum. Bunları kredi kartıma taksitle satın almak istemiyorum. Anneannemin, babaannemin hatıraları arasında gerçek yaşamın izlerini ve kokusunu aramaktan yoruluyorum. Böyle yorgunluk halinin geldiği bir gün, içimde yükselenlere dikkatimi getiriyor, “şuncacık 41-42 yıllık insan halimle şu zamanda ben ne yapabilirim?” diye kendime soruyorum. Anneannemden kalan çetiklere bakıyorum. Yaşamın bilgisi o örgüde, o örgünün desenlerinde. O bilgiyi kalbime davet ediyorum. Bir yerlerde buluşacağız, biliyorum.

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.