Mahşerin dört atlısı

“Ne yapsam onu mutlu edemiyorum...”

“O kadar sık ona yetmediğimi hissediyorum ki!”

“Yaptığım en ufak şeyde bile eleştirecek bişey bulabiliyor...”

“Sanırım onun ihtiyaçlarını doyuracak kadar yeterli kaynağa sahip değilim!”


İlişkilerde çatlaklar oluşurken sesler genellikle bu cümlelerle kulağımıza gelir. Sonra sesler yavaş yavaş duygulara, oradan tutumlara dönüşürken bir bakmışız ki elimizde tuzla buz olmuş bir ilişki.


Prof. Dr. John Gottman, eşiyle beraber kurduğu Sevgi Laboratuarı'nda, çiftleri sadece 5 dakika izleyerek, %91 başarı oranıyla boşanma tahmininde bulunmasıyla ünlenmiş bir psikolog.


Yıllarca yaptığı araştırmalar sonucunda, evliliklerin yıkılmasının nasıl önlenebileceğini çok somut örneklerle Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi kitabında anlatıyor.



Gottman, yakınma ile eleştiriyi çok güzel ayırıyor. Birlikte yaşadığımız kişi hakkında yakınmalarımız olabilir, bu son derece normal. Yakınmada sadece eşimizin yaptığı bir davranışı hedef alırken, eleştiride bunu genelleyip, kişiliğe bağlama hali var. Örneğin;


“Doğumgünüm için özel bişeyler planlarsın diye düşünmüştüm, hayalkırıklığına uğradım, hatta kızdım, bana değer vermiyorsun gibi hissediyorum...” bir yakınma.


“Yine doğumgünüm için özel birşey planlamaya uğraşmadın, zaten bana değer vermediğini biliyordum. Her zaman aynı, ne kadar düşüncesizce...” bir eleştiri.


İlk durumda, olay karşısındaki duygumuzu ifade edip, onda hoşlanmadığımız hareketi belirttik. Davranış değişebilir birşey, dolayısıyla umut verici. Karakteri eleştirdiğinizde ve genellediğinizde ise, karakter bütünlüğüne çarpıp, savunmayı aşamama olasılığı çok yüksek.


Ağzımızdan kelimeler çıkarken “Acaba şu an yakınma mı, eleştiri mi yapıyorum?” diye düşünmeye başlayıp, kendimizi “hep, sen, ben, zaten, hiçbir zaman, belliydi..” derken yakalıyorsak büyük ihtimal eleştiri atına binmiş, karakter duvarına toslamak üzere dört nala koşuyoruz demektir. Kendimizi yakaladığımız harika anın tatlı gururu ile derin bir nefes alıp, eleştiriyi yakınmaya çevirmeye çalışabiliriz. Belki süreç şöyle başlar : “Şu anda kulaklarımı çınlatacak kadar sinirin altında hissettiğim tam olarak ne, hangi duygum? Öfke, üzüntü, hayalkırıklığı, sevilmediğini hissetme, şefkat ihtiyacı...” kendimizdeki duyguyu bulup, bunu tetikleyen davranışı eşe aktardığımızda değişen diyaloğa inanamayacaksınız!


Gottman’ın mahşerin 2. atlısı olarak tanımladığı davranış ise hor görme. Eleştiriyi takip eden hor görmeye bir örnek:

“Yine doğumgünüm için özel birşey planlamaya uğraşmadın, zaten bana değer vermediğini biliyordum. Her zaman aynı, ne kadar düşüncesizce...”

“ Bu ara işyeri beni çok zorluyor, çok stresli bir dönem geçiriyorum.”

“ Sanki öyle olmadığı zamanları bilmiyorum da!”


Göz devirme eşliğinde söylenmiş bu cümle içinde tiksinme barındırdığı için ilişkiyi zehirler. Hor görme kendini, iğneleme, kuşkuculuk, sıfat yakıştırma, küçümseme, alay etme ve kara mizah olarak sahneleyebilir.


Tam burada Gottman, çok önemli bir tespitte daha bulunuyor. Birbirini hor gören çiftlerin, bulaşıcı hastalıklara (soğuk algınlığı, grip vb) yakalanma olasılığı, diğer insanlarınkinden çoktur.


Hor görme, tiksinmeyi ima ettiğinde, atalarımızdan gelen aktarımlar evrensel mikro mimiklerimize yansır, saklanamaz şekilde, saniyenin 1/15'i ile 1/25'i arasındaki hızlarda gerçekleşirler. Bu da muhtemelen karşı tarafa kendisini bozuk peynir gibi hissettirdiği için, hor görmeli çatışmalar çok tatsız biter.


Mahşerin diğer iki atlısına bu yazıda yer kalmadı, haftaya devam edelim. Belki #mahşerin4atlısı altında siz de yaşadıklarınızı paylaşırsınız ve onlar üzerinden diğer ikisini ele alırız?


***




Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.