Paylaşmanın rahatlığı…

Paylaşamamanın getirdiği huzursuzluk…


İlkokul zamanları… Servisten inerdim, annem camda olurdu, o gün olanları anlatmaya başlardım yukarı çıkana kadar. Apartmanda bağıra bağıra. İçeri girerdim, anlatmaya devam ederdim. Ne var ne yok, hepsini. Olanları, duygularımı…


Ortaokul, lisede de öyle. Her şeyimi paylaşırdım. Platonik aşklarımdan tutun da arkadaşlarımla yaşadığım sorunları, dersleri, değişen duygularımı. Annemle paylaşmaktan hiç vazgeçmedim. Hâlâ her şeyimi tek bilen kişidir annem.


Günlükler yazardım. Evde dururdu, annem asla okumazdı. Devir değişti, internet hayatımıza girdi. O dönemde de kapalı bloglarım vardı. Yazardım, yazardım… Yazdıkça yüküm hafiflerdi sanki. Öyle geliyordu bana. Kapattım sonra hepsini.


Sonra işte, ManyakAnne Facebook sayfasını açtım. Blog açtım. Anneliğimi hislerimi yazmaya ve binlerce kişiyle paylaşmaya başladım. Paylaştıkça daha çok yazasım geldi. Herkes “Ben de bunları yaşıyorum” dedikçe bağıra bağıra anlatasım geldi. Sonra kitaplar (ManyakAnne ve Kocam Hâlâ Sevgilim Mi?) farklı kişilere de ulaştım.


Şimdi artık sosyal medya hesaplarım çok kalabalık. Her seferinde daha çok paylaşasım geliyor. Tanıyanlar çok iyi bilir ki rol yapamıyorum. İyiysem iyi olduğumu, kötüysem kötü olduğumu yazıyorum. Zorlandığım zaman, Arkın’la didiştiğimiz zaman, yetemediğimi hissettiğim zaman…


Baktım ki paylaştıkça duramıyorum. Ama hayat işte. Bazen her şeyi yazamıyorum. Her olayı anlatamıyorum. Başımdan geçen her zorluğu dillendiremiyorum. Çünkü ben sadece yaşayan oluyorum. Yazdığım zaman bir başkasının özel hayatına müdahale etmiş oluyorum ve bunu asla istemiyorum. Birebir içinde olmama, üzülmeme, endişelenmeme rağmen. Bir de bazen şu yüzden yazamıyorum: Siz bir şey paylaşıyorsunuz, sonra herkes başından geçen kötü olayı anlatıyor. Bu kez de sizin endişe doruklara çıkıyor.


Ne fark ettim biliyor musunuz? Öyle dönemlerde tıkanıyorum. Kırgınken, üzgünken, kafamda yüzlerce tilki dolaşıyor ve ben kuyrukları birbirine değmesin diye uğraşırken başka şeyler paylaşınca sanki herkesi kandırıyormuş gibi hissediyorum. Onca zaman her bir şeyi yazan ben, böyle zamanlarda tıkanıp kalıyorum. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı şaşırıyorum. Kilitleniyorum. Tıkanıyorum.


Bana bazen “Tüm özel hayatını yazıyorsun ama” deniyor. Oysa öyle değil. Tabii ki özel kısımları bende. Ancak o duygular var, o duygular... Böyle içeride kaldıkça şişiriyor, şişiriyor, şişiriyor… Bir gün patlayacağım diye korkuyorum.


Çok yazıp çok paylaşıyor ve başınızın etini yiyorsam kusura bakmayın da buyum işte. Evde neysem, sosyal medyada bu sitede de buyum. Başka türlüsünü düşünemiyorum. Sustuğum an anlayın ki ben, ben değilim artık.


Şimdi bu yazıyı da Ankara’da anneannemlerin evinde, 14 kişinin arasında yazıyorum. Yazarak sizinle paylaşıyorum, konuşarak akrabalarımla.


Biri beni durdursun mu ne?

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Durma lütfen sen hepimizin iç dünyasısin. Bazen kendime bile soyleyemediklerimi yazıyorsun????iyki varsin kalemine sağlık...
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Durdurmasinnnnn
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.