Dünya küçük ve karanlık bir grup tarafından yönetiliyor olabilir mi? Ay’a gerçekten de gidildi mi? Yoksa aslında yuvarlak değil, düz bir gezegende mi yaşıyoruz? Uzaylılar uzun yıllardır aramızda mı? Son haftalarımızı zehir eden COVID-19 laboratuvarda üretilip dünyaya yayılmış bir virüs olabilir mi?


Komplo teorileri dünya üzerinde sayısız insanın aklını kurcalamaya devam ederken, bilim insanları bu modern mitlere inanan kişileri anlama gayretinde. Nörobilim, son yıllarda insanlığın her türlü halini açıklamaya gayret etmiş gibi seri şekilde bizi aydınlatırken, komplo teorisinin de ‘fizyolojisini’ anlamamızı sağlıyor. Aslında komplo teorilerinin bu kadar yaygın şekilde tartışılıyor olmasının da nörolojik bir açıklaması var.


Beynimiz, olaylar arasındaki bağlantıları fark etmeye daima, doğal olarak meyilli. Bu aslında hayatta kalma alışkanlıklarımızın bir sonucudur. Nörobilimci Shannon Odell, bunu şöyle örnekliyor: “Kara bulutlar gördüğümüzde bunun bir fırtınaya işaret ettiğini biliriz. Gizemli bir gölge görürsek, bunun bizi öldürmek üzere etrafta dolaşan bir yırtıcı hayvan olduğunu düşünebiliriz. Bu tür örüntüleri fark etmek, hayatımızı kurtarabilir.”


Odell, beynimizin en gelişmiş yapısı olan ve aslında üçte ikisini oluşturan serebral korteksin; özellikle bu yapının bir parçası olan sosyal davranışlarımızı ve karar verme mekanizmalarımızı yöneten prefrontal korteksin ve görüntüleri işlememizi sağlayan diğer kısımların da evrimsel süreç içerisinde çok gelişmiş ve genişlemiş olmasının bu ‘bağlantı/örüntü algılama’ işlevini artırdığını hatırlatıyor. “Biz evrimleştikçe beynimiz olaylar arasındaki bağlantıları fark etme konusunda o kadar çok ilerledi ki, bazen aslında hiç bağlantılı olmayan olaylar arasında bir örüntü bulabilir hale geldi.”


Neden bazı insanlar bu kadar komplo teorisi düşkünü?

Komplo teorilerine inanan insanların beyin yapılarının da asılsız örüntüler fark etmeye daha yatkın olduğu kanıtlandı. European Journal of Social Psychology’de 2017 yılında yayınlanan bir araştırmada, deneklerin karşısında birkaç kez arka arkaya yazı tura atıldı ve sonuçları kaydetmeleri istendi. Tamamen rastgele bir şekilde gelen sonuçlar arasında bir bağlantı olduğunu düşünen deneklerin en az bir yaygın komplo teorisine inanıyor olduğu ortaya çıktı.


Nörobilimciler, bazı insanların daha fazla komplo teorilerine inanıyor olmasını bu kişilerin beyinlerindeki ekstra dopamin salınımına bağlı olabileceğini düşünüyor. Duygular, algılama ve özellikle ödül algısı üzerinde önemli rol oynayan bir nöro-taşıyıcı olan dopamin, karar alma mekanizmalarımızı da etkileyen bir kimyasal. Genetik olarak salgıladıkları dopamin miktarı daha yüksek olan kişiler, komplo teorilerine inanmaya daha meyilli. Bir deneyde katılımcılara yapay yollarla dopamin verildiğinde, deneklerin rastgele bağlantıları daha çok fark ettikleri görülmüştü.


Peki komplo teorilerine inananlar, diğer insanların inanmakta güçlük çektiği, üstelik gerçekten de kanıtlayamadıkları hikayelere nasıl inanabiliyorlar? Bunu açıklayan kavram da, doğrulama önyargısı, ya da diğer adıyla, teyit yanlılığı.


Her şey birbiriyle bağlantılı... ama öyle değil

Beynimiz bir kez bağlantılar görmeye başladı mı, bu bağlantıları destekleyecek herhangi bir bilgi beynimizin bilgiyi kabul sürecinden kolaylıkla geçebiliyor. Diğer bir deyişle, inanmaya meyilli olduğumuz bir şeyi doğrulayan herhangi bir bilgiyi çok daha kolay kabul edebiliyoruz.


Shannon Odell, komplo teorilerine inanma olgusunu açıklarken ‘bilinmeyenden korkmak’ kavramını da gündeme getiriyor. “Amigdala ve insula drama bayılır! Belirsiz bir durumla karşılaştığımızda hemen alarm sistemini aktive ederler. Çaresizlik hissi, insanı kaosun içinde bir düzen bulmaya iter. Bu da bazen var olmayan örüntüler bulmak anlamına gelebilir.”


Araştırmalar, komplo teorilerine inanan kişilerin çoğunlukla hayatları üzerinde kontrolleri olmadığını hissettiklerini doğruluyor. 2016 yılında İngiltere’de 400 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, stres düzeyi yüksek olan kişilerin de komplo teorilerine inanma ihtimalinin daha yüksek olduğu belirtilmişti. Araştırmayı yürüten Anglia Ruskin Üniversitesi öğretim üyesi Viren Swami, durumu şöyle açıklıyor: "Stresli durumlarda, insanların analitik düşünme eğilimleri köreliyor. Stresli bir hayatı olan kişiler, aslında olmayan kalıpların ve düzenlerin var olduğunu görmek gibi belli bir düşünce tarzına kapılmaya başlayabilir. Stres yaratan olayların ardından düzenin sürdüğü ya da kontrolü ellerinde tuttuklarını hissetmek için komplo içeren açıklamaları kabul etme eğilimi ortaya çıkabilir."





Referanslar:

"A Neuroscientist Explains What Conspiracy Theories Do To Your Brain". Şuradan alındı: https://www.technologynetworks.com/neuroscience/videos/a-neuroscientist-explains-what-conspiracy-theories-do-to-your-brain-323919?fbclid=IwAR1SwGYwt64OT0NijXRTdUHvuieM3_5x-aSkYt_30cwVICWW1v4Ma4t8mcg. (12.09.2019)

"Why Do Our Brains Love Conspiracy Theories?". Şuradan alındı: https://www.bbc.co.uk/programmes/articles/4JwGwwclsXGvxl2LfQPqk58/why-do-our-brains-love-conspiracy-theories

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.