Küçüğüm evde ben işte...

Korkarım bu yazı küçüğünü evde bırakıp işe gitmek zorunda olan annelerin kaygılarını biraz daha arttırabilir.

 

Doğum izninden sonraki ilk iş günü başlayan kaygılar zamanla azalsa da o okula başlayana ve bizim gibi tam gün evden uzak bir hayata sahip olana kadar aklımız da kalbimiz de onunla evde kalır.

 

Yanında olamadığımız o koca gün boyunca yanında ona sonsuz sevgi gösteren, uyku saatinde uyutan, yemek saatinde karnını doyuran, ağladığında kucağına alan, kısacası temel ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan güvenilir bir yetişkin olsun isteriz. Bir de onunla yeterince birlikte olamamanın üzüntüsüyle kendimizi “onunla ne kadar uzun zaman değil, ne kadar kaliteli zaman geçirdiğim önemli” diyerek avuturuz.

 

Bu ikisi elbette son derece önemli, olmazsa olmaz şeyler. Çocuğumu mutlaka güvenli ve sevgi dolu bir ortamda bırakmalıyım ve tabii ki onunla geçirdiğim kısa ama etkin zamanın değerinin sadece fiziksel olarak yanında bulunduğum bomboş saatlerden çok daha fazla olduğunun farkında olmalıyım.

 

Ama sadece güvende ve sevgiyle olmak ve anneyle kaliteli zaman geçirmek çocuğumun okul önceki dönemde sağlıklı gelişimi için gereken her şeyi sağlar mı?

 

Temeli 1900’lü yılların başında atılan, bugün dünyanın pek çok ülkesinde yaygın olarak uygulanan Montessori metodunun yaratıcısı Maria Montessori’ye göre bu sorunun cevabı kesinlikle hayırdır.

 

Montessori doğumdan ilkokula başlayana kadar geçen zamanın çocuk gelişimindeki en önemli dönem olduğunu söyler. İnsanoğlunun tüm hayatı boyunca yaşadığı en hızlı, en büyük, en kalıcı gelişimler bu dönemde gerçekleşir.

 

Çocuk dinleyerek, izleyerek, deneyimleyerek öğrenir ve çevrenin ona sunduğu her türlü bilgiyi Montessori’nin değimiyle bir sünger gibi emer. Ama bu gelişimin gerçekleşebilmesi için çocuğun o gelişim anında gereksinim duyduğu gerekli uyaranlarla karşılaşması ve bunlarla deneyimler yaşama imkânını bulması gerekir.

 

Bu olmadığında fırsat penceresi kapanır ve çocuk o gelişim adımını atamaz veya yetersiz atar. Her yetersiz gelişim adımı bir sonrakini olumsuz etkiler. 

 

Bizler işte tam bu kritik zaman aralığında çocuğumuzu sadece güvene ve sevgiye teslim etmekle yetiniriz. Gelişim gereksinimlerini dikkate almadan, çocuğun kendisini rahat, huzurlu, tok ve güvende hissetmesinin yeterli olduğuna ikna ederiz kendimizi. Peki, çocuğun sağlıklı ve tam gelişimi için başka ne gerekir?

 

Çocuk doğuştan “meraklı”dır. Onu keşfetmeye ve öğrenmeye yönlendiren bu merakın doğurduğu ve merak giderilene kadar, yani keşif ve öğrenme gerçekleşene kadar içinde yanıp tutuşan motivasyondur.

 

Çocuk onda ilgi uyandıracak yeterli sayıda materyale ulaşabilmeli ve onları rahatça deneyimleyebilmelidir. 

 

Çocuğa her “bu sana göre değil elleme”, “aman ona dokunma kırılır”, “sakın boyaları bir birbirine karıştırma bozulur”, dediğimizde onu keşif ve öğrenme fırsatından yoksun bırakırız.

 

Kontrollü ve güvenli bir ortamda çocuğa tanınan özgürlük onun hem yeni beceriler geliştirmesini hem de özgüven kazanmasını destekler. 

 

Bu keşif sürecinde çocuğun yalnız ilgi çekici materyaller ve onları deneyimleme fırsatına değil, aynı zamanda bir modele de ihtiyacı vardır.

 

Etrafındaki yetişkinleri veya kendinden büyük çocukları dikkatle gözlemler, onların izledikleri yolları, davranış biçimlerini yeri geldiğinde kullanmak üzere hafızaya kaydeder. 

 

Uygulama zamanı geldiğinde bu gözlemleri kendi yöntemleri ile harmanlayarak sonuca ulaşır. Çocuğun gözlem dağarcığı ne kadar genişse öğrenme hızı, çözüm üretebilme becerisi ve dolayısıyla başarı duygusunu yaşama sıklığı da o kadar yüksek olur. 

 

Kendi başına öğrenebilen, zorluklarla karşılaştığında yılmadan denemeye devam eden, iç motivasyonunu yüksek tutabilen özgüvenli çocuk yetiştirmenin en geçerli yollarından biridir bu.

 

Merakın tetiklediği deneyimleme ve gözlemleyerek öğrenme fırsatlarını çocuğa sunmak için çok da fazla beklememeliyiz.

 

Çocuk ilk yaşını doldurmadan aylar önce ilgisini çeken materyallere yönlenmeye, onlara dokunarak, ağza alarak, sıkarak, sallayarak deneyimlemeye, gözlemleyerek bu materyallerle neler yapabileceğini öğrenmeye başlar.

 

Bu noktada önemli olan çocuğa doğru uyaranları, doğru zamanda sunmak ve onun bireysel gelişim ihtiyacını gözlemleyerek buna cevap verebilmektir.

 

Evimizde sağladığımız ortam, çocuğa sunduğumuz materyaller ve zamanlarını birlikte geçirdikleri modellerin davranış ve tutumları ihtiyacı karşılamakta çoğunlukla yetersiz kalır.

 

Tüm anne babalar çocuklarının fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişime yönelik gereksinimlerinin aslında daha bebeklikte başladığının bilincinde olmalı ve bu bilinçle onları yeterli sürelerde uygun ortamlara dâhil etmeliler.

 

Çocuğun haftanın belli günlerinde bir kaç saat için katılacağı, doğru uygulamaların yapıldığı bir oyun veya çalışma grubu çocuğun özgüvenli, iç disiplini olan bir birey olarak yetişmesini, ileride yüksek akademik başarı elde etmesini, olumlu sosyal ilişkiler kurmasını destekler.

 

İşe giderken çocuğunun hangi saatte ne yiyeceği, kaçta uyanıp banyosunu kaçta yapacağının programını dikkatle yaparak eve bırakan anne günlük programa bir iki saatlik oyun grubunu da eklerse çocuğun ihtiyaçlarının tam anlamıyla karşılandığından emin olmanın verdiği huzurla gününü yaşayabilir. 

 

Küçüğünü evde bırakarak işe gitme mutsuzluğunu iki kere yaşamış ve kurumsal hayata yıllarını vermiş bir anne olarak “çocuğum için doğru olan her şeyi yapıyor muyum” kaygısını derinden yaşayanlardanım.

 

Bundan sonra erken çocukluk dönemi ve bugün kısaca değindiğim Montessori metodu üzerine yazılarımla sizlerle birlikte olacağım.

 

Kurumsal yaşamdan sıyrılıp kendine yeni bir yol çizme fırsatını yakalayan şanslılardanım ve bu şansımı psikoloji, özellikle de çocuk gelişlimi alanlarında akademik kariyer yapmak yolunda değerlendiriyorum.

 

Akademik bilgimi, katıldığım Montessori eğitim ve uygulamalarında kazandığım deneyimleri ve tabi ki kendi çocuklarımla yaşadıklarımı harmanlayarak sizlerle paylaşacağım. 

 

Keyifle yazacağım yazıların hayatınızı kolaylaştıracağını, cevaplanmamış sorularınızı yanıtlayacağını umuyorum...

Facebook Yorumları
Yorumlar
3
Onay Bekleyenler
0

  • Şiddete maruz kalan kadın ne yapmalı? Av. Aybike Şatır Oskay anlatıyor.
    Şiddete maruz kalan kadın ne yapmalı? Av....

    Süresi : 33:33 İzlenme : 195

  • Anne Bebek Nefes Çalışması...
    Anne Bebek Nefes Çalışması...

    Süresi : 14:15 İzlenme : 1655

  • Bebek bakımında en sevmediğiniz konu nedir?
    Bebek bakımında en sevmediğiniz konu nedir?

    Süresi : 00:55 İzlenme : 1367

  • Vajinismus nedir, nasıl tedavi edilir?
    Vajinismus nedir, nasıl tedavi edilir?

    Süresi : 01:37 İzlenme : 3152

  • Prof. Dr. Bahçeci: Tüp bebek tedavisi kaç kez denenmelidir?
    Prof. Dr. Bahçeci: Tüp bebek tedavisi kaç...

    Süresi : 05:14 İzlenme : 1267

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön