Kendinle kalabilir misin?

Bugünler, yeni dünyanın ilk günleri. Aynı giysiler, aynı evler, aynı eşyaları kullanıyor gibi görünsek, tatillerden ve kutlamalardan geri durmuyor, işlerimize bir miktar home-office veya eğitimlerimize online devam ediyor, gidişata ve maskelere alışmış gibi yaşıyor olsak da aslında bunlar işin görünen yüzü. Rakamları takip ederek milyonlarca yorumcudan biri oluyoruz. Her gün tekrar eden bir filmin içinde gibiyiz. Derinde ise çok daha büyük bir değişim var ve biz bu değişimin baş aktörleriyiz. Yaşam zaten her gün yeniden yazılıyorsa da bugünlerde olan değişim çok derinden… Geri dönemeyeceğimiz bir yerdeyiz.


Yaşamınızın hangi evresinde olursak olalım, şimdiki evresi en çok deneyimden geçmiş halimiz. Bazen içteki yaralı çocuk olarak konuşuyor, bazen de geleceği düşünmekten bugünü yaşamıyor olabiliriz. Yine de bugüne kadar getirdiklerimiz, biriktirdiğiniz tecrübeler, şimdiki aklımızla olan halimiz, şu anki halimizle yaşam, şu anda ne yaşıyorsak o aslında. Kısıtlanma hissi, hayal kırıklıkları aslında hep kafamızdaki dünyanın bir parçası. Gerçekliğimiz ne ise, şu an onun içindeyiz. Bunu kabul edebilir miyiz?


Öte yandan gördüklerinden geri kalmak, yaşamdaki en tatlı tecrübelerin belki bir daha geri gelmeme ihtimali insan için ağır… Geçmişteki gibi olsun istemek, tutup geri getirmenin yolları için debelenmek, hüzün ve umutsuzluk hissetmek çok insani... Lakin dünyanın yaşadığı değişim, eski alışkanlıkların çoğundan vazgeçmeyi gerektirecek gibi görünüyor. Çevreye ve sağlığa yönelik küçük düzenlemeler dünyanın aldığı hasarı toparlamaya yetecek gibi değil. Köklü değişim ise maalesef birkaç günde gerçekleşmiyor. Birçok şeyin artık eskisi gibi olmaması gerekiyor. Bir gün gelebilir ve gereği ne ise yapılması için değişmemiz gerekebilir. Maske takmaya alışmaktan çok daha büyüğü olabilir. Ben de kendime son zamanlarda sık sık soruyorum;


“Büyük değişimlerin ihtimaliyle bile durabilir misin?”

Her ne gelirse kabul etmek, sadece inanç sistemiyle ilgili bir durum gibi görünebilir. Ancak gerçek bir kabul, pasif kalmak ve çökkünlükle değil, aktif eylemle vücut buluyor. Çünkü yaşam var.


Her neye inanıyorsak inanalım tevekkül etmenin pasif bir hal olmadığını, bilakis var olmaya devam etme dirayeti içerdiği fikri bende bugünlerde oldukça canlı.


Kendini sele bırakıp akan sulara teslim etmek aslında bir tür yaşamaktan vazgeçme biçimi. Yaşamın ta kendisi ise aslında mücadeleler ve gündelik işler içeriyor. Odun kesmek de yerleri süpürmek de o trafiğe girmek de yaşam mücadelesi ama işte yaşadığını hissetmek ve yaşıyor olmak tam da bu eylemlerin orta yerinde.


Aslında fırtınanın kalbi, en güvenli yeri.


Yaşamak, fırtınanın tam ortasında yer almak… Yaşamaktan korkmamak, fırtınanın çarpıp savurması ihtimalini bertaraf ederek fırtınaya dair seçimini yapmak…


Pandeminin başından beri, deneyimlerden öğrenme itkisiyle kendime soruyorum; Alıştığımız yaşamlara göre çok daha fazla şey değişirse eğer, bugüne kadar yaşadıklarınla kalabilecek misin? Gördüklerin, deneyimlediklerin, tadına baktıkların sana yetecek mi yoksa nefsin geçmişten birçok şeyi özleyip durmaya devam edecek mi? İçinde hüzün, öfke belirebilir ancak bunlara tutunacak mısın? Gördüklerinden geri kalmaya dayanabilecek misin? Fırtınadan kaçış yok. Kendine fırtınanın ortasında bir yer bulabilecek misin?


Haftalar içinde sordum, sordum ve gün geldi, yaşamakla meşgul olurken tüm soruları unuttum. İyi ki de unuttum. Düşünmekten yorulan zihnim, günü kurtarmak için işler hale geldi. Yaşamın yoğunluğu, zihnimi sadece düşünür olmaktan çıkardı, yapmaya yardımcı bir araç haline getirdi. Yaşamın zihnimde olmadığını, yaşanan şey olduğunu hatırladım. Zihnimden çıktım ve yaşamın ta kendisi oldum. Yaşam benim için o an ne ise, ben “o” oldum.


An’ın içinde ne olduğuna baktığınızda ve evden çıkma özgürlüğünüz olmadığında bir bakın. Bununla kalabilir misiniz? Ne kadar kalabilirsiniz? Elde ne varsa, etrafta kim varsa, üstte başta ne varsa, yiyecek ne varsa… Bir düşünün, bir daha dışarı çıkamayacak, dışarıdan bir şey getirtemeyecek olsanız, eldeki ve içteki kaynaklarla neler yapılabilir? Hangi yaşam becerilerine sahibiz? Nasıl bir yaşam kurulabilir? Bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmaması ihtimali size nasıl hissettiriyor?


Temel ihtiyaçlarla başlamıştı hayat. Bir süreliğine sadece gerçek ihtiyaçları önceliğe alarak yaşam sürdüğünde, merkezden tekrar yeşerecek hayat. Sonbahar geldi. Sen hangi yaprakları dökeceksin?


Eski dünyanın kriterlerine göre yokluk ve yoksunluk gibi görünen birçok şey var. Bunların aslında ne büyük bir zenginlik olduğunu hep beraber fark ediyoruz. Bundan sonra sadece elindekilerle devam etme fikri seni korkutuyor mu? Böyle düşünmek zorunda değilsin. Pandemiyi ve yeni dünya düzenini tek başına sırtlamak zorunda değilsin ama sadece bir bak, bir şeylerden yoksun olma, geri kalma fikri sana nasıl hissettiriyor? Yoksun olacağın, geri kalacağın şeyler aslında neler? "Sadece kendin"de ne var? Neler var?


Ağacın bir yaşam boyunca çokça yaprak kaybettiğini, kökleriyle durduğunu, bedeninin rüzgarlara direndiğini, bazı dalların kırıldığını, güneş ışığıyla kavrulan yerleri olduğu kadar gölgede kalan yerlerinin de olduğunu… Etrafında ailesiyle yaşadığını, ağaçlardan ne çok ibret alabileceğimize dair birkaç dakika tefekkür etmeye var mısın?


Sonbahar geldi. Bu sonbaharda hangi yapraklarını dökeceksin? Hangi dallarınla kalacaksın? Köklerini hissediyor musun?

Bir ağaç gibi dur ve dinle.

Önce bi kendini…

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.