Bugün evdeki tam 16’ncı gün

Bugün evdeki tam 16’ncı gün.

Ayakkabı giymeyeli geçen süre 16 gün.

Irmak’la eve girdiğimiz ve çıkmadığımız 16’ncı gün.

Siz bu yazıyı okurken, 19 gün olacak.

Arkın bu süre zarında çalıştı, Salı gününden itibaren evde.

Annemleri görmeyeli dört hafta olmak üzere.

Çok korktuğum, şikayet etmediğim, sahip olduklarıma şükrettiğim bir dönem. Hepimiz gibi…


Evde olmak değil mesele. Bundan tam 16 sene önce 15 arkadaşımla beraber iki günlük mini bir tatile gitmiştik. Döndük ve bir arkadaşımla ben hastalandık. Hepatit A olmuştuk, çocukken geçirmemiz gereken sarılık 26 yaşında gelmişti. Ağır geçti. 10 gün hastanede, 4 haftaya yakın evde yattım. Yani neredeyse iki ay kafamı çıkarmadım. Zaman geçti mi, geçti. O dönem hastalığımın hafif olduğunu, elbet geçeceğini, hangi tarihte işe döneceğimi biliyordum.


Şimdi belirsizlik içindeyiz. Ülkece. Tüm dünya… Her bir köşeden felaket haberleri geliyor. Her akşam sadece sayılarla ifade edilen vakaları – vefatları duyunca kalbim sıkışıyor. (Bugün 29 Mart. Toplam vaka 9217, vefat ise 131. Hızla artıyor. Büyük hızla artıyor.)


Belki de geçirdik diye düşünmeden edemiyorum. Her yerdeki bilgi de farklı. Kimi burun akıntısıyla da atlatılacağını söylerken kimi ateşsiz asla diyor. Bu bilgi kirliliği beni delirtiyor. Virüsün hangi yüzeyde ne kadar yaşadığı da muamma, bu belirtiler de. Okumamaya çalışıyorum. Ama sürekli bir yerden bir yazı düşüyor önüme. Ağrı eşiğim çok yüksektir. Kırık ayakla iki güne yakın dolaşmıştım. Kolay kolay ağrım var demem. Ancak geçen gece öyle bir eklem ağrısı yaşadım ki, Arkın’ı uyandırıp ağlamaya başladım. “Şimdi nefes darlığı başlasa beraber gidemeyiz hastaneye. E ne yapacağız? Tek gideceğim. Tut ki bir şey var, nasıl haberleşeceğiz?” diye diye. Öyle bir ağrım oldu ki, sabah kadar uyumadım. Ertesi gün geç kalktım, daha iyiydim. E şimdi böyle atlatanların olduğu da anlatılıyor. Hep bir soru işaretim var. Hep. Zaten kime sorsam Ocak ya da Şubat’ta ağır bir grip geçirdiğini, öksürükle mücadele ettiğini söylüyor. (Benim de ateşim yoktu, öksürük vardı Şubat ayında.) Peki geçirdik mi sahi? Bunu bilmeyi öyle çok istiyorum ki. Ben yine oturayım evde haftalarca ama bunu bileyim işte.


Elimdekilerle yetinmeyi her zaman bilen ve gerçekten bir şeyin fazlasında gözü olmayan ben, kendimi eleştirmeye başladım. Dolabı açıyorum, kıyafetler fazla ve gereksiz geliyor. Ayakkabılar, tabaklar, bardaklar, çatallar, kaşıklar…


Tabii ki önce sağlık. Her zaman önce sağlık da, aşağıdaki gerçekler de var.


Özlüyorum. Ailemi, arkadaşlarımı özlüyorum. Çoğu arkadaşımı ne zamandır göremiyordum ama her an görebileceğimi biliyordum. Şimdi yok. Göremeyeceğim. Ne kadar göremeyeceğim? Ne olacak? Bu süreçten nasıl çıkacağız?


Ekonomi darmaduman olacak. Bunu hepimiz biliyoruz. İşlerimiz etkilendi, etkilenecek de. İşsizlik oranı artacak, birçok sektör büyük darbe alacak. Bunun altından hep beraber nasıl kalkacağız?


Benim gördüğüm, herkesin tahammül seviyesinin giderek azalması ve kabaca tabirle “birbirine sarmaya” başlaması. Çünkü herkes tedirgin, herkes korkuyor, herkesin işi etkilendi. Sabır azalıyor. Bir başkasının söylediği, yaptığı göze batıyor.


Diğer yandan çocuklar…

Kendi kızımdan örnek vereyim. Hiç beklemediğim bir hızda adapte oldu uzaktan eğitime. O ekran karşısında parmak kaldırdıkça ben içime içime ağlıyorum. Konu eğitim değil, geri kalması değil, ağlama nedenim çok başka. Özlüyor, okulunu, arkadaşlarını…


Bir yandan evde güzel zaman geçiriyoruz diğer yandan bir yerden sonra sıkılıyor. Bir de “yeter artık etkinlik önermeyin, yapacak halimiz mi var” diyenler çok oluyor. Kusura bakmasınlar da ben yaptığımız her şeyi, diğer anneler için de paylaşacağım. Sürekli “İşim var canım sıkkın” diyerek çocukları her şeyi yalnız yapmaya mı zorlayayım? Bana da iyi geliyor oynamak, hem de çok iyi geliyor. Yemek masasında masa tenisi bile oynuyoruz. Sonuçta bu çocuklar aslında şu anda okulda arkadaşlarıyla olacaklardı. Olamadıklarına göre burada bizim devreye girmemiz, onların bu süreci daha kolay atlatmalarını sağlamamız gerekmez mi?


Bir diğer yandan kendimi tanıyamıyorum.

Bir gün Arkın işten eve geldiğinde pantolonu koltuğa değdi diye ya da aldıklarını yeterince silmedi diye ciddi ciddi kavga edeceğimizi, bunun için ağlayacağımı söyleseler kahkahalarla gülerdim. (Ağlama sinir patlamasıydı sanırım.) Hiçbir zaman bunlara takılmadım çünkü. Belki birçoklarına göre fazla fazla rahattım. Ayakkabı kapının dışında değil, içeride çıkardı mesela bizim evde yağmur çamur yoksa. (Sonra kaldırıyordum tabii orada durmuyordu. Yer de yok ki zaten evde. ) Bir şey unuttuğumda ayakkabıyla içeri dalar alırdım. Marketten aldıklarımı tek tek temizleyip yerleştirmezdim dolaba. Annemlerde de öyledir... Kapı önüne konan ayakkabılardan hiç hoşlanmazdım. Ne oldu? “Kemerin dolaba değdi mi?” dedim. Bunu dedim.


İlk dileğim bu süreci ülkece sağlıkla atlatmamız. Diğeri ise gerçekten hiç yoktan ortaya çıkan bazı huyların aynı hızda yok olması. İnsan aldıklarını torbalarıyla eve sokmayı, çekirdek ya da dil peyniri paketini silmeden dolaba koymayı bile özler mi?


Eskiye döndüğümüzde her şey aynı gibi gözükecek ancak biz aynı olmayacağız. Temizlik alışkanlıklarımız eskiye dönse de bu yaşananları asla unutmayacak, bir şey alırken, bir yere giderken, sevdiklerimizi gördüğümüzde hep ama hep hatırlayacağız. Tarih kitaplarının yazacağı bu dönem birçok şeyi değiştirecek. Baksanıza, bizi değiştirmedi mi? Sadece bakış açımızı değil, davranışlarımızı, alışkanlıklarımızı…


Bu dönem geçtiğinde üç sokak yukarıdaki annemlere koşarak gideceğim.


Sanırım montla girdiğimiz evlerimizden parmakarası terlikle çıkacağız. Varsın baharı atlamış olalım. Yeter ki sağlık olsun, yeter ki sağlıkla atlatalım bu günleri…


Ben yine duygularımı yazamıyorum. Yazarken karmakarışık cümleler çıkıyor ortaya. Bu durum için de affınızı istiyorum. Beni anlayacağınızı düşünüyorum.


İşe gitmeye mecbur değilseniz, #evdekalın olur mu?


Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.