“Zor zamanlarda kendini sevmek”

Masaya iki oyuncak bebek koyuyorlar. Çocukları tek tek oturtup soruyorlar.


Hangi bebekle oynamak istersin?

Hangi bebek daha sevimli?

Hangi bebek güzel?

Hangi bebek nazik?


Hangi bebek kötü olabilir?

Hangi bebek kötü?

Hangi bebek çirkin?


Çocuklar siyah. Bebeklerin biri siyah, biri beyaz.

21 çocuğun 15’i beyaz bebekle oynamayı tercih ediyor. Çocuklar ilk gruptaki soruları, beyaz bebeğe dokunarak veya onu ellerine alarak cevaplıyorlar. İkinci gruptaki soruları ise siyah bebeği göstererek.


Bu kez şu soruluyor: “Neden?” İlk gruptaki soruların cevaplarının gerekçesini çocuklar şöyle açıklıyor: “Çünkü beyaz.” İkinci gruptaki soruların cevaplarının gerekçesi ise: “Çünkü siyah.”


“Hangisi sana benziyor?” dendiğinde çocuklar, siyah bebeği gösteriyor veya eliyle karşısındakinin önüne itiyor. Bu noktada, tamamının bebeklerin hangisinin beyaz, hangisinin siyah olduğunu doğru tayin ettiğini belirtmek gerek.


Altmış yıl önce yapılan araştırmanın tekrarı*, “negatif inançların özsaygı üzerindeki etkisini” ortaya koyuyor. Ayrımcılığa maruz kalmış kişilerin kendilerini değersiz algıladıklarını gösteriyor. Psikolojide bu duruma “damga etkisi” deniyor. (Bu örnekte siyah olarak) damgalanan kişi, hakkındaki önyargılara sahip kişilerle hemfikir oluyor. Baş gösteren ve galip gelen duygunun adı “öznefret”.


Neden özsaygı eksikliği değil de öznefret? Sosyoterapist Charles Rojzman** şöyle açıklıyor: “Çünkü bu çarpık ve şeytanlaşmış, çok net bir özimaj: Kendini tamamen kötü, uygunsuz, yetersiz görmek.” Çocuklukta, aile içinde ve sosyal çevrede yaşanan şiddet, kötü muamele, terk edilme gibi olumsuz deneyimler, bugün hâlâ duyulan korku ve utancı besliyor. Kişi yanlış yapmaktan korkuyor, başkalarını memnun etmek için kendi varlığını neredeyse yok sayıyor, korku duyduğu kişilere kendini teslim ediyor. Bilincine varmadan olması beklenen, gereken kişi olamadığı için kendine acıyor, kendine öfke duyuyor, kendine kötü davranıyor. Rojzman’a göre öznefret, “Aslında hayal kırıklığına uğrayarak tam tersine dönüşmüş bir aşk”.


Öznefret, kişinin ayırt etmesi zor ve hayatında negatif etkileri olan bir duygu. Bu etkileri onarmak için Rojzman, üç yol öneriyor. Bunlardan ilki, bize ne yapıldığını anlamak için, başkalarına ne yaptığımıza bakmak. Terapistin verdiği iki örnek, başkalarını zorlamak ve azarlamak! İkincisi, kendimizle ilgili olumsuz imajların nereden geldiğini anlamak ve onarmak. Üçüncüsü ve en önemlisi, gerçekle kurguyu birbirinden ayırmayı öğrenmek: Gerçekten suçlu muyum? Yoksa çok suçlandığım için kendimi mi suçluyorum?


İşe, en yakınlarla, iş ve diğer sosyal çevre ile olan ilişkileri gözden geçirerek başlamak gerekiyor. Zaman gerektiren bu süreç, biraz sabırlı olmayı gerektiriyor. Evlerde geçen ve tolerans makaslarının daraldığı şu günler, belki “öztamir”e başlamak için bir fırsat olabilir. Terapistin kitabının ismi “Zor zamanlarda kendini sevmek” ise belki biraz ilham verebilir.


* Psikolog Kenneth Clarck’ın 1947’de ABD’de gerçekleştirdiği, “Siyah Çocuklar Arasında Irksal Ayrım ve Tercih” (Racial identification and preference among negro children) başlıklı çalışmanın 2007’deki tekrarı. İki araştırmanın sonuçları arasında sadece birkaç puanlık farklar olduğu görülüyor.


** Charles Rojzman, Nicole Rothenbühler’in kitabı Savoir s'aimer dans les temps difficiles (Zor Zamanlarda Kendini Sevmek).

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • Misafir Toplumlarin en buyuk yanlisi itekilestirmek.
    CEVAPLA

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.