Doğuma hazırlan, ama nasıl?

Geçenlerde sosyal medyada; ‘mutlu olmak için şöyle yap, sevgi içimizde o zaman uzaklarda arama, hayat çok kısa ne duruyorsun’ türünden bir yazı okudum. Yazının başlıklarını şöyle bir gözden geçirdiğimde içimden; al sana doğuma hazırlık eğitiminin en derin ve en içsel bölümü dedim.

 

Doğuma iki kitap okuyup, bir kursa giderek hazırlanmaya çalışan (doğuma hazırlık kurslarını gereksiz bulmuyorum ve hatta ben de bu kurslardan veriyorum) günümüzün hızlı insanlarına anlatmak istediğim her şey o kısacık makalede gizliydi.

 

Hayatını yaşarken biriktirdiğin her şey, partnerinle arandaki ilişki, kadın olmak ve annelik ile ilgili düşüncelerin, taşıdığın bebekle ilgili duyguların, hayata bakışın ve seni sen yapan her şey doğumuna yansıyacaktır. Dolayısıyla aslında nasıl bir insansan doğumunda aşağı yukarı o şekilde olacaktır.

 

Doğuma hazırlanmak sadece analitik düşünceyle olmuyor, doğumda her zaman iki ile iki dört etmiyor ve zamane kadınları içsel bilgileri, içgüdüleri ve duyguları yok saydıkça doğumdan alınan memnuniyet azalıp beklentiler artıyor.

 

Hepimiz bir şekilde büyüyoruz. Ve bu esnada şekillenen karakterimiz, aile yapımız, okuduğumuz okullar, büyüdüğümüz çevre ve daha pek çok parametre bizim biz olmamızı ve kadın olarak yaşam içindeki yerimizi şekillendiriyor. Ve sonuçta ortaya çıkan “BEN”, tüm hayatımızı ve seçimlerimizi etkiliyor.

 

Peki hayata nasıl bakarsak daha mutlu oluruz? Nasıl bir insan olabilirsek kendimizden ve yaşantımızdan daha memnun kalırız? Hangi kadın doğumu daha pozitif anılarla hatırlar? İşte bu soruların cevabını birkaç maddeyle açıklamak istedim.

 

Şikayet etme, şükret! 

 

Şu hayat elindekilerin değerini bilmeyen, durmadan söylenen ve şikayet eden insanlarla dolu. Oysa aldığımız her nefes, attığımız her adım, gören gözlerimiz, tutan ellerimiz, ayaklarımız ve pıt pıt atan kalbimiz için her an şükretmek, başımıza her ne gelirse gelsin biraz Pollyanna gibi duruma bakmak ne harika olur. Bu tavır başına gelmiş ya da gelmesi muhtemel her durumun içinde erime ve geleni kabul etme halini hayattaki genel bir tavra dönüştürür. Bu tavırdaki bir kadın gebeliği boyunca yaşadığı her normal değişim için söylenip yaşadığı süreci kendi kendine cehenneme çevirmez. Sonra doğumu başladığında panik olmaz ve muhtemelen sevinir. Yaşadığı her neyse ona teslim olur, onunla akar. Öyle Mevlana tipi biri de olması gerekmez, yaşadığı süreç her neyse, biraz akışına bıraksa gerisini hormonlar halleder zaten.

 

Yargılama! 

 

Bir zahmet önce kendini yargılamayı bırak. Keşke şöyle yapsaydım, oraya gitseydim, bunu seçseydim. Her şey benim suçum. Ben çok hatalıyım, yanlışım, beceriksizim, korkağım vs... İnsanın en acımasız yargıcı yine kendisidir. Zaten şu hayatta verdiğimiz kararlar ve yaptığımız seçimler zaten var olan karakterimizin bir yansımasıysa, biz zaten biz olduğumuz için bu seçimleri yapıyorsak sorun nerede? Tam ve eksiksiz olduğunu kabul etmek neden bu kadar zor? Elinden gelenin en iyisini yaptıysan ve sonuç senin istediğin gibi değilse suçlu kim? Böyle düşünen bir kadın, doğumunda ne yaşarsa yaşasın kendini suçlamaz.

 

Kendi yargıcın ve celladın olma! Hamilelik ve doğum sürecinde elinden gelenin en iyisi için çabalayan kadın, yaşadığı durum ya da sonuç her ne olursa olsun kendisini yargılamaz. Yapabileceğinin en iyisini yaptığının farkındadır ve hayat dediğimiz sürecin çoğunun, elimizde olmayan şeylerin tamamı olduğunu bilir.

 

Pozitif ol! 

 

“İyimser; yaranın üzerindeki kabuğu, kötümser ise kabuğun altındaki yarayı görür”.

                                                                                             Ernest Schrönder

 

Hani çizgi filmlerde başının tepesinde kara bir bulutla dolaşan mutsuz karakterler vardır ya, onlardan biri olma. Negatif düşünceler arkalarından negatif olayları getirirler. Yüzünü her zaman güneşe dön ki gölgeler seni esir alamasın. Oturduğun yerden hiçbir şey yapmadan, çabalamadan, tamamen oluruna bırakıp gözlerini gerçeklere kapatarak pozitif olmaktan bahsetmiyorum. Bir amacın varsa, bir yola çıkıyorsan zihnine güzel tohumlar ek ve o yolda emek ver, çabala… İçinde büyüyen tohumlar zihnindeki pozitif düşüncelerle büyüyüp rengârenk çiçeklere dönsün. Hayata böyle bakan bir kadın yaşadığı her işte bir hayır olduğunu düşünür. Gebelik ve doğum sürecine pozitif düşüncelerle hazırlanır. Negatif düşünceleri beslemez, büyütmez. Negatif hikayelerden ve insanlardan uzak durmaya çalışır. Acıyla değil, mutlulukla beslenir.

 

Başkalarının ne düşündüğünü umursama! 

 

“Diğer insanların ne düşündüğünü önemseyen biri, her zaman onların esiri olacaktır”

                                                                                                       Lao Tzu

 

Başkalarının ne düşündüğünün ne önemi var? Önemli olan senin ne istediğin! Özgür olmak ya da olmamak bize öğretilen birşey. Başkalarının hapisanesinde olmak, onun senin hakkında ne düşüneceğini kafanda varsaymakla doğru orantıda. Koy ver gitsin! Böyle düşünen bir kadın doğumda ses çıkartmaktan utanmaz. Hamileyken büyüyen göbeğinden ve emzirirken memelerinden utanmaz. Başkaları onu yargılayacak diye sezaryen olmak istediğini söylerken çekinmez. Başka insanlar ona “ne suda mı doğuracaksın, ne evde mi doğuracaksın; kafayı yedin galiba” dediklerinde umurunda olmaz, he der geçer.

 

Mükemmel olmaya çalışma! 

 

Çünkü mükemmelliği ve kusursuzluğu aradıkça asla bulamayacaksın. Ayrıca asla tam olarak mükemmel olamayacağını bilmek kadar güzel bir özgürlük yok ki. Zaten olduğun halin senin en güzel ve tam halin. Gebeliğinde kilo almış olabilirsin boşver. Doğumun hayal ettiğin gibi mükemmel olmadı boşver. (Ve unutma; doğumun asla hayal ettiğin gibi olmayacak). Ve kendini parçalayan, saçını evi ve çocukları için süpürge eden, aynı zamanda kariyerinde hızla yükselirken incecik bedeni ve ‘Brazilian style’ bikinisiyle plajlarda boy gösteren kadınlar senin mükemmelinin tanımıysa, emin ol onun da kendinde beğenmediği bin tane özelliği, derdi, tasası ve hayatında hoşuna gitmeyen pek çok durum vardır.

 

Başkalarını suçlama, sızlanıp durma! 

 

En gıcık olduğum insan tipidir. Böyle insanlar yaşadıkları her olay için suçlayacak birini bulurlar. Doğuramaz kocasını suçlar, doktoru suçlar, annesini suçlar ve hatta bebeğini suçlar. Yer yer kiloları alır, ağzını tutamaz, eve abur cuburu doldurur sonra onları üreten firmaları suçlar, hepsini yer kendini suçlar. Pasif agresif, biraz depresif, azıcık obsesif ortaya karışık bir insan türü… Hayatındaki her şey için sızlanan ve başkalarını suçlayan bu tip konuşmalarında ne kadar çok çektiğinden dem vururken, aslında çok daha iyilerini hakettiğini söylemeye çalışır. Çözüm aramaz ve hatta bulmakta istemez. Öylece sızlanır durur. Böyle kadınlar doğuma hazırlanmanın çok saçma olduğunu düşünürler. Köyde kadınlar nasıl doğurmuş, onlar doğurmak için eğitim mi almışlar diyerek doğuma hazırlanmayı reddederler. Sonra sancılar gelmeye başlar ve imdadı başkalarında ararlar. Dışarıda huzuru, güveni ve hayal ettiği konforu bulamayınca da başkalarını suçlamaya ve sızlanmaya başlarlar. Epidural yapamadılar, doğum bu kadar uzun sürer mi, benimle kimse ilgilenmedi, beni kurtarın, doktor beni sezaryen yaptı gibi sürekli başkalarını suçlar bir tavra bürünürler. Oysa en baştan süreçle, sancıyla, doğumla, hastaneyle, yenidoğanla ve genel prosedürlerle ilgili bilgiler edinmiş olsalardı, başlarına nelerin gelebileceği hakkında yeterli hazırlıkları olurdu.

 

Geçmişte ya da gelecekte yaşama! 

 

Bu zaman zaman benimde içine düştüğüm bir çukur. Anda kalmayı unutmak, geçmişe ya da geleceğe takılarak kendimi dara sokmak. Zaten geçmiş ve bitmiş olanla, hiç olmamış ve belki de hiç olmayacak olana harcadığımız zihinsel enerjimizi şimdi ve şu ana versek eminim hepimiz çok daha mutlu insanlar olacağız. Doğum bir şekilde gerçekleşmiş ve bitmiş. Orada her ne yaşandıysa kabul etmek ve geçip gitmek en sağlıklısıdır. Bazen bunu tek başınıza yapamayabilirsiniz, o zaman bir profesyonelden yardım almalısınız ki doğumun negatif hatıraları yaşamınıza ve diğer doğumlarınıza yansımasın.

 

Geçmiş ya da gelecek kaygısı seni içine çekmeye çalıştığında bulunduğun ana geri dön. Kendine bak ve şükret, içinde olduğun durum için kendini yargılama, lütfen pozitif ol. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğünü umursama ve sen olduğun halinle en mükemmel ve tam olansın. Yaşadığın ya da aklına takılan her neyse başkalarını suçlamaktan ve hareketsiz kalıp sızlanmaktan vazgeç. Yaşadığın anın en değerli an ve aldığın her nefesin bir hediye olduğunu aklından çıkarma.

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey
    Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey

    Süresi : 03:21 İzlenme : 7176

  • Son kullanma tarihleri ne zaman bitiyor?
    Son kullanma tarihleri ne zaman bitiyor?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 2332

  • Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...
    Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...

    Süresi : İzlenme : 1764

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 26041

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 5941

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön