Doğal insan: Kurtların yetiştirdiği adam

Dağdan gelip medeniyeti tanımayan, şehirden gelip dağı bilmeyen... Hangisi doğal insan?

Doğal insan: Kurtların yetiştirdiği adam

“İnsan doğası” diye bir şeyin var olduğuna ve hepimizin derinlerde bir yerlerde aynı olduğuna, temelde aynı doğruları savunduğumuza inanıyoruz. “Doğrular” var, doğru yaşam biçimleri var, kutsal annelik, cansiperane babalık, “iyi” insan olmak, örnek bireyler olmak, bunlar doğal olduklarından şüphe duymadığımız, dilimize pelesenk ettiğimiz kavramlar. Bu doğal değerlere sahip olmayanlarsa medeni değil, ilkel, “insanlıktan uzak”.

 

Bir İspanya vatandaşı olan Marcos Rodríguez Pantoja da uzun yıllar bizim gibi “gelişmiş” ve “medeni” değerlerin savunucuları tarafından ilkellikle yaftalanmış, aşağılanmış; bu medeniler tarafından kandırılmış, dolandırılmış, parası, eşyaları çalınmış, kendisiyle alay edilmiş, küçümsenmiş. Bizler gibi gelişkin bireylerden insanlık öğrenmesi gereken(!) Rodríguez’in ilginç hikayesi, 1940’larda dünyaya gelmesiyle başlıyor.

 

Rodríguez iç savaş günlerinde, İspanya’nın güneyinde yoksul bir ailenin üç erkek çocuğundan biri olarak doğmuş. Kırsal hayatın sertleşen ekonomik şartlarına uyamayan aile, iş için büyükşehre taşınmak zorunda kalsa da kısa süre sonra anne hayatını kaybedince, baba altından kalkamadığı geçim derdi nedeniyle iki çocuğunu farklı şehirlerdeki akrabalarına göndermiş ve bir süre sonra da başka bir kadınla evlenmiş.


Babanın bulduğu kömürcülük işi nedeniyle ailenin kırsala geri dönmesiyle birlikte, henüz dört yaşındaki Rodríguez’e de domuzları beslemek için, yaşadıkları evin arazi sahibinden meşe palamutları çalma görevi düşmüş. Üvey annesi, yeteri kadar palamut getiremediği zamanlarda Rodríguez’i dövüyormuş.

 

Burada, hikayede bir dönüm noktasına geliyoruz. Rodríguez yaklaşık altı yaşındayken bir gün evlerine gelen “atlı bir adam” onu, keçilerine bakması için beraberinde götürmüş. Adamın evine gidince Rodríguez, babasının kendisini o adama “sattığını” öğrenmiş ve bu, onun hayatı boyunca unutmadığı bir ihanet olarak zihnine kazınmış.


Yol yordam görmesi için yaşlı bir çobanın yanına verilen çocuk, hayvanlarla ilgilenmeyi, tavşan avlanmayı, ateş yakmayı, tabiatta hayatını idame etmeyi öğrenmeye başlamış. Bir gün, çobanın gittiği avdan geri dönmemesi üzerine, ailesine geri gönderileceğinden ve  annesinden dayak yemeye devam edeceğinden korkan Rodríguez, “atlı adam”dan saklanmış ve kendi kendine yaşamaya çalışmaya başlamış. Kendisi bu dönemi “Yaşadığım en kötü anlarda bile dağları, evde olma düşüncesine tercih ediyordum” diye anıyor.

 

Fotoğraf: Andonio Heredia

 

Keçilerden süt emmeye çalışan, domuzların yenebilen kökleri nasıl çıkardıklarını izleyen, kuşların yedikleri bitkileri, meyveleri inceleyen çocuk, çobandan öğrendiklerini uygulayarak geliştirmiş. Avladığı tavşanları nehirde temizlerken, kanlarına balıkların geldiğini fark etmiş. Yaşı ilerledikçe kendi kendine avlanmayı ve hayvan derisi yüzmeyi öğrenmiş. Anlattıklarına göre, 6-7 yaşlarındayken bir fırtınadan korunmak için tırmandığı bir mağarada kurt yavruları görünce yanlarına kıvrılıp uyumuş. Bir süre sonra avdan dönen anne kurtun hırlayıp dişlerini göstermesiyle kendisine saldıracağını düşünmüş ama kurt ona av etinden bir parça vermiş.


Zaman içinde yılanlarla, tilkilerle arkadaşlık eden Rodríguez’in dağlardaki tek düşmanı yaban domuzuymuş. Hayvanlarla yaşaya yaşaya hırıltılar, ulumalar ve yarım telaffuz edilen sözcükler kullanarak onlarla “konuşabilmeye” başlayan Rodríguez, hayvanlarla, insanlarla olduğundan daha rahat iletişim kurabildiğini söyleyüyor ve ekliyor: “Bir insan konuştuğu zaman söylediği ve kastettiği farklı şeyler olabiliyor. Hayvanlar böyle yapmıyor.”

 

1960’ların ortalarında bir park bekçisinin ormanda “uzun saçlı, geyik derisine sarınmış bir adam” gördüğünü polise bildirmesiyle birlikte kendisini aramaya çıkan atlı görevliler, onu bir ağacın gölgesinde meyve yerken bulmuşlar. Rodríguez, adamların atlarından indiklerini ve kendisiyle konuştuklarını hatırlıyor. Sordukları soruları anlamış ancak 12 yıldır hiç kimseyle konuşmadığı için kelimeler ağzından çıkamamış. Kaçmış ancak yakalanmış, bağlanmış ve görevliler, ulumalarına aldırmadan onu atlarına alıp yakındaki bir köye indirmişler.


Götürüldüğü berberin elinde ustura görünce hayatının tehlikede olduğunu zannedip adama saldırınca zapt edilmiş. Sonunda Rodríguez geçici olarak civardaki bir hapishaneye kapatılmış ve babası aranıp bulunmuş. Görevliler, çocuğunu sattığı için baba hakkında suç duyurusunda bulunmak yerine oğlunu geri isteyip istemediğini sormuşlar. Baba çocuğuyla hiç ilgilenmediği gibi, Rodríguez’in hatırladığına göre, küçükken kaybettiği bir ceket yüzünden kendisini azarlamış. Bir kez daha terk edilen çocuk, köydeki birkaç çobanın himayesine verilmiş ve sürülere bakmak için dağlara götürülmüş. Bir yıl sonra çobanların başka bir bölgeye geçmesiyle tek başına kalan Rodríguez’i bu sefer bir papaz yardımcısı olan Juan Luis Galvez evine alarak eğitmeye çaba sarf etmiş. İnsanlarla fazla zaman geçirmemiş, “sosyal normlara adapte olmamış”, soğuktan etkilenmiyor gibi görünen, bir maymun gibi kambur yürüyen bu çocuğa giyinmeyi, doğru düzgün yemek yemeyi ve sözcükleri telaffuz etmeyi öğretmiş. Hatta diğer çocuklarla oynayabilsin diye futbol maçları düzenlemiş ama Rodríguez her fırsatta dağlara kaçmış, insanlar arasında kendisini rahat hissetmemiş.

 

1966 yılı sonlarına doğru bir manastır kliniğine gönderilmiş. Burada ellerindeki nasırlar alınmış ve dik durabilmesi için sırtına bir ahşap plaka bağlanmış, rahibeler kendisine dil dersleri vermeye başlamışlar. Konuşulan dili anlamakta sorun yaşamayan Rodríguez, uzun süre konuşmadığı için hala sözcükleri telaffuz etme becerisi gösterememekteymiş. Rodríguez, o zamanlarını “İnsanların neyi önemsediğini hiç anlamadım. Tek bildiğim, dağdaki yaşantımdı, buna da kimse inanmadı” diye dile getiriyor.


Rahibeler ne kadar uğraşmışlarsa da kendisini dış dünyaya, toplumsal yaşama hazırlayamamışlar. Manastırdan çıktıktan sonra askere gönderilmiş ancak bir tatbikat sırasında birisini vurup neredeyse ölümüne neden olunca askerden atılmış ve kliniğe geri dönmüş. Oradaki hastalardan biri iş bulmak için Mallorca Adası’na gideceğini söyleyerek kendisini de çağırınca, sonunda biraz bağımsızlık kazanabileceğini düşünerek bu daveti kabul etmiş. Yolculuk sırasında ilk kez deniz gören Rodríguez, denizcilerden birine şaşkınlık içinde neden geminin çevresinde bu kadar su olduğunu sorunca kendisinin naifliğini fark eden ve küpeştedeki ipleri işaret eden denizciden “Suyu gemiye bağladık” cevabını alınca çok şaşırmış...

 

Adaya vardıklarında, kendisini davet eden arkadaşı Rodríguez’in bavulunu ve rahibelerin ona verdiği az miktarda parayı çalarak onu bir hostelde tek başına bırakmış. Hostel sahipleri Rodríguez’in kendilerini dolandırmaya çalıştığını düşünerek polis çağırmışlarsa da rahibelerin, o bölgedeki güvenlik birimlerini önceden kendisi hakkında bilgilendirmeleri sayesinde tutuklanmak yerine borcunu ödeyebilmesi için çalıştırılmaya başlanmış.

 

Gelen yıllar içinde şef yardımcısı, barmen, duvarcı ve temizlikçi olarak çalışmış. Para kavramını çok iyi idrak edemediği için işverenleri kendisine hak ettiğinden az ödeme yapmış, naifliğinden yararlanmışlar. Patronlarından biri “mide ilacı” olduğunu söyleyerek kendisine bir barda esrar bile sattırmış.

 

1975 yılında Gabriel Janer Manila adlı bir antropolog Rodríguez’in hikayesini duyarak onunla temasa geçmiş. Janer, Rodríguez’in dinlediklerine inanmakta güçlük çektiğini ama adamın anlattıklarının hiç değişmediğini, hikayelerinin  her zaman aynı kaldığını söylüyor. Antropologun gözlemlerine göre Rodríguez, “kırılgan görünümlü, çocuksu bir adam”.

 

İkilinin altı ay boyunca neredeyse her gün buluşmasıyla ortaya Janer’in doktora tezi çıkmış. Dinlediği hikayelerin doğruluğunu teyid etmek için yöre halkıyla konuşmaya çalışan antropolog, Rodríguez’in orada bulunduğu “dönem hakkında konuşmaya dair güçlü bir isteksizlikle” karşılaştığını söylüyor. İç savaştan sonra bölgede hüküm süren sefalet ve açlığın neden olduğu utancın kalıntıları…

 

Janer, Rodríguez’e çeşitli zeka testleri uygulamış ve herhangi bir öğrenme bozukluğuna rastlamamış ancak adamın, duygusal ve sosyal gelişim açısından çocukluğunda, terk edildiği zamanda sabit kaldığını belirlemiş. İnsanlar yerine hayvanlardan öğrenerek onlarla olan yaşamı idealize eden Rodríguez, Janer’e göre “hala dağlarda gözlemlediği hayatı sosyal hayatı uygulamaya çalışıyor.”

 

Rodríguez 80’lerde “okuma ve yazmayı gerektirmeyen her türlü işte” çalışmış. Günlerini barlarda sarhoş olarak ve oyun makinesinin başında geçirmiş. Nihayet 90’ların sonlarında bugün “patronum” olarak andığı, emekli polis memuru Manuel Barandela’yla tanışmış ve kendisine Janer’in kitabını vermiş. Okuduklarından etkilenen Barandela, o sırada terk edilmiş bir binada yaşayan Rodríguez’i Rante’deki çiftlik evine götürüp kendisine hem bir ev hem de düzenli bir iş verme kararı almış.

 

Sonunda Rodríguez burada, dağdan indirildiğinden beri ilk kez huzuru ve tek başınalığı bulmuş. Barandela kendisine telefon kullanacak ve ilaç adlarını anlayacak kadar okuma öğretmek istemişse de pek başarılı olamamış. Onu “bir çocuk olarak görmekten” başka çaresi kalmamış ve aslında bu yaklaşım, birçok şeyi kolaylaştırmış.

 

İspanyol yönetmen Gerardo Olivares, Janer’in yazdıklarından ilhamla 2010 yılında “Entrelobos” (“Kurtlar Arasında”) adlı filmle Rodríguez’in hayatını beyaz perdeye taşımış. Rodríguez, bazı detayların eksik olmasına karşın filmi beğendiğini ve “özellikle üzgün veya uykusuz olduğu zamanlarda izlediğini” söylüyor. Entrelobos’un gösterime girmesi Rodríguez’e bir anda ün kazandırmış. İspanyol televizyonu kendisini “kurtların oğlu”, BBC, “kurt adam” ilan etmiş, gazeteler sürekli kendisinden bahseder olmuş. Reddedilme ve inanılmamayla geçen yıllardan sonra bu ilgi, kabul edilme ve hikayesinin anlatılır olması Rodríguez’in hoşuna gitmiş. Bütün İspanya’dan, Almanya’dan, Amerika’dan hayranları kendisine yazmış, bazıları onu anlamak istemiş, bazıları ondan tavsiye almak istemişler, kendisinin bakımıyla ilgilenmek isteyenler olmuş…  Okullar, hikayesini anlatması için kendisini davet etmişler; telefonu, gazetecilerin mesajlarıyla dolmuş, evinin önünde kuyruklar oluşmuş. “İnsanlar hala geliyor,” diyor Rodríguez ve devam ediyor: “Bazıları zengin olduğumu zannediyor ama tek kuruşum yok!” Kendisiyle birlikte olmak ve sonra onunla iş yapmak istediğini söyleyen bir kadın bile gelmiş kapısına.

 

Fotoğraf: El Pais/Óscar Corral

 

Kurt davranışı konusunda uzman bir biyolog olan ve Rodríguez’i tanıyan José España, “İnsan ve kurtların bir arada yaşaması çok olası” diyor. Öte yandan kurtların, Rodríguez’in her çağırdığında geldikleri iddiasını pek inandırıcı bulmuyor. Rodríguez’de yiyecek bir şeyler olduğu zaman kurtlar pekala ona gitmiş olabilir. España, Rodríguez’i “periferi kurdu” olarak tanımlıyor. Rodríguez onlara bir tehdit teşkil etmediği için alfa ve sürünün geri kalanı tarafından tolere edildiğini düşünüyor. Rodríguez’in bu etkileşimi yorumlama şekliyse España’ya göre “seçici hafızanın sonucu”.


Janer’se, genç çocuğun sosyal ihtiyaçlarını hayvanlara yansıttığını ve onlarla ilişkiler hayal ettiğini söylüyor. “Pantoja, tilkinin, kendisine güldüğünü veya yılanı azarladığını söylediği zaman bize gerçekliğin bir versiyonunu -olduğuna inandığı şeyi veya gerçekliği görüş şeklini- veriyor” diye konuşuyor. “Marcos’un zihni sosyal olarak kabul edilmeye hasretti. Bu yüzden, yemek nedeniyle gelen hayvanların varlığını ‘arkadaşlık yapmak’ olarak yorumladı” diye ekliyor.

 

Onlarca yıl boyunca umursanmadıktan sonra aniden ünlü olan Rodríguez, bu yoğun ilgi karşısında şaşırmış ve insanların kendisinden ne beklediğini hiçbir zaman tam olarak anlayamamış. “Ben hiç değişmedim ki” diyor Rodríguez ve bu pohpohlanmanın, insan zihninin anlaşılmaz garipliklerinden bir olduğunu düşünüyor.

 

Isıtması olmayan bir evde yaşan “doğal” adam, serin bir Şubat günü ağzından buharlar çıkarak konuşuyor: “İlk başlarda dediğim hiçbir şeyi dinlemek istemiyorlardı. Şimdiyse dinlemeden duramıyorlar. Ne istiyor bunlar?”

 

 

The Guardian'da yayımlanan "Nasıl insan olunur: Kurtların büyüttüğü adam" yazısından derlenmiştir.

Fotoğraf: El Pais/Óscar Corral

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8659

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 2055

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 5306

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 2336

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 3464

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön