Kanser tedavisi nasıl yapılır?

Günümüzde kanser, sık rastlanan hastalıklardan biri olsa da bazı önlemler almak kanser olma riskini düşürüyor. Yeni geliştirilen tedavi yöntemleri ile de kanserin iyileşme şansı artıyor.

Kanser tedavisi hakkında bunları biliyor musunuz?

Kanser, dünyada ve Türkiye’de yaşam kayıpları açısından hala ikinci sırada yer alıyor. Ayrıca sık görülen hastalıklardan biri... Öyle ki dünyada her yıl yaklaşık 15 milyon kişiye kanser tanısı konuyor.

 

Acıbadem Altunizade Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, kanser tedavisi ile ilgili yeni nesil tedavi yöntemlerini anlattı.

 

Multidisipliner, yani birçok bilim dalının bir arada tedaviye katıldığı kanser tedavisinde kemoterapi, tedavinin lokomotiflerinden birini oluşturuyor. Ve bu alanda yaşanan gelişmeler de hastanın yaşam süresi üzerine etki ediyor. Bugün birçok kanser türünde yaşanan heyecan verici gelişmeler sayesinde beş yıllık sağ kalım oranlarında ilerleme ve yaşam süresinde de anlamlı uzama görülüyor. Hasta odaklı yaklaşımla kanseri kronik bir hastalık haline getirerek tedavi etmek amaçlanırken, her geçen gün umut veren ilerlemeler yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Aziz Yazar, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kanser artık daha iyi tanınıyor ve daha etkin şekilde hedeflenebiliyor. Yan etkiler konusunda bilgiler arttıkça da hastalar açısından hayat daha yaşanabilir bir hal alıyor. Son zamanlarda kanser tedavisinde klasik kemoterapiye yardımcı veya alternatif olarak akılcı (hedefe yönelik) ilaçlar ve immünoterapi daha fazla yer almaya başladı. Bu yeni tedaviler, kanserli hastaların tedavisinde başarının artmasını sağladı.”

  

Hedefe yönelik ilaçlar uygun hastada yaşam süresini uzatıyor

Özellikle son yıllarda kanserin moleküler yapısının daha iyi anlaşılmaya başlamasıyla birlikte üzerinde sıkça konuşulan hedefe yönelik tedaviler, immünoterapi ve kişiselleştirilmiş kanser tedavisiyle birlikte kanser tedavi anlayışı da değişiyor. Prof. Dr. Aziz Yazar, bu anlayışın ilk ürünü olan ve klasik kemoterapi ilaçlarının yarattığı yan etkileri de ortadan kaldırarak yaşam süresinin artmasını sağlayan hedefe yönelik ilaçlarla ilgili şu bilgileri veriyor: “Klasik kemoterapi ilaçlarının seçici olmaması ve uzun dönemde hastada bu ilaçlara karşı direnç gelişmesi yaşadığımız en önemli handikaplardı. Ancak, son on yılın en önemli gelişmesi olarak tanımlayabileceğimiz hedefe yönelik ilaçlarla yan etkiler oldukça azaldı, tedavideki başarı arttı ve kanserli hastaların daha fazla hayatta kalmaları sağlandı.” Prof. Dr. Aziz Yazar, uygun hastalık ve hasta olduğunda hedefe yönelik ilaçların kullanımıyla hastalığın kontrol altına alınabildiğini ve yaşam süresinin klasik kemoterapiye göre belirgin olarak arttığını söylüyor. Hedefe yönelik ilaçlar bugün meme, bağırsak, renal hücreli (böbrek) kanserler başta olmak üzere birçok kanser türünde başarıyla uygulanıyor.

 

İmmünoterapi nedir? 

Hastanın bağışıklık sisteminin aktive edilerek kanserli hücrelerle mücadele etmesi temeline dayanılarak geliştirilen immünoterapi son yılların en önemli gelişmelerinden biri olarak gösteriliyor. Uzun yıllardır teoride duran immünoterapinin günümüzde birçok kanserin standart tedavisinde yerini almaya başladığını söyleyen Prof. Dr. Aziz Yazar sözlerine şöyle devam ediyor: “Vücudumuzda her gün değişik yerlerde tümör hücreleri oluşabiliyor. Bağışıklık sistemimiz bu tümör hücrelerini yok ederek kanser gelişimini önlüyor. Ancak tümör hücreleri bağışıklık sisteminde kendilerini tanıyacak mekanizmaları devre dışı bırakarak veya tümör hücresi kendisi üzerindeki farklılığını gösteren yapıları gizleyerek bağışıklık sisteminden kaçabiliyor. Böylelikle, tümör hücreleri yabancı olarak algılanmayıp vücutta serbestçe yaşamaya ve dolaşmaya başladıklarında kanser ortaya çıkıyor. Bu noktadan yola çıkarak bağışıklık sistemindeki bozukluğun düzeltilmesine yönelik çalışmalar başlamıştır. İlk olarak 2011 yılında melanomda immunoterapi onaylandı ve bu alandaki çalışmalar hız kazandı. 2016 yılında immunoterapi akciğer, böbrek, mesane ve baş boyun kanserleri ile Hodgkin lenfomanın ileri evreleri için onaylanmıştır. Bu ilaçların birçok hastalığın tedavisindeki denemeleri gün geçtikçe artıyor.”

 

Özellikle ileri evre kanser hastaları için yan etkileri daha az olan bir tedavi seçeneği sunan ve daha uzun yaşamalarını sağlayan immünoterapinin yan etkileri konusunda Prof. Dr. Aziz Yazar şu bilgileri veriyor: “En sık karşılaşılan yan etkiler, yorgunluk, iştah azalması, döküntü ve kaşıntıdır. Daha az sıklıkta akciğer, bağırsaklar, karaciğer, böbrekler ve hormon üreten organlar üzerinde yan etkiler görülebiliyor. Ancak unutulmamalıdır ki, immünoterapinin kanser tedavisinde kullanımı henüz başlangıç aşamasında ve çalışmalar hala devam ediyor.”

  

Kanserde koruyucu tedaviler nelerdir?

Kanseri tedavi edebilecek yeni yaklaşımların yanında koruyucu tedaviler ve erken tanı olanakları çok daha büyük anlam kazandı. Erken tanı almış kanserde başarılı bir sonuç elde edilebilir ve hastalık kronik bir hastalık gibi tedavi edilebilir bir noktaya ulaştı. Bu nedenle kanser taraması ile tanının erken konulabildiğini ve tedavi başarısının da arttığına işaret eden Prof. Dr. Aziz Yazar, “Tarama ile bazı kanserlerin oluşumu da önlenebiliyor. “ diyor. Erken tanı ile bazı kanserlerdeki tedavide başarı şansının yüzde 90’ın üzerine çıktığına dikkat çeken Prof. Dr. Aziz Yazar, “Meme, rahim ağzı, kalın bağırsak ve prostat kanserleri için tarama yapılmakla birlikte diğer kanserlerde standart bir tarama yöntemi ne yazık ki henüz bulunmuyor. Sık görülen ve geç belirti veren kanser türlerinin erken tanısı için “likit biyopsi” ümit verici olabilir” diye konuşuyor.

 

 

 

Kanserde bireyselleştirilmiş tedavinin önemi...

 

Okan Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karagöz kanser tedavisi konusunda ilgi çekici açıklamalar yaptı.

 

Yakın bir geçmişe kadar onkoloji hastaları kanser gelişen organa göre tedavi ediliyor, aynı tanıyı alan hastalara benzer kemoterapi ilaçları veriliyordu. Son yıllarda onkoloji alanındaki gelişmeler gösterdi ki meme kanseri derken ya da akciğer kanseri derken biz tek bir hastalıktan bahsetmiyoruz. Tedaviye olan yanıtın farlılıkları ve yeni geliştirilen hedefe yönelik ilaçların hedeflerinin tespit edilmesi gerekliliği kanserin patolojik, moleküler biyolojik ve genetik testlerle alt tiplerin ortaya konulması zorunluluğunu doğurdu. Artık birçok hastane bünyesinde moleküler patoloji departmanları bulunmaktadır. Kanser teşhisi moleküler ve genetik testlerle desteklenmekte, alt tiplemesi yapılmaktadır. Hastalıkların bu moleküler ve genetik özelliklerine göre tedavi belirlenmektedir ve kanser tedavisi için hazırlanan tedavi kılavuzlarında da hangi hastaya hangi yaklaşımla tedavi yapılmasının kararı bu testler ışığında verilmektedir.

 

Tedavide kullanılan klasik kemoterapi ilaçlarında bile kanser tiplerinin bazı alt gruplarında daha etkili olduğu bazılarında hiç etkisi olmadığı gösterildi. Hardal gazının 1. Dünya Savaşı'nda kullanılması, sonrasında 1940’lı yıllarda Nitrojen mustard adındaki ilk kemoterapi ilacının keşfinden bu yana yaygın olarak kullandığımız ve halen klinik pratiğimizin en önemli öğesi olan kemoterapi ilaçlarının seçiminde kanserin bazı özelliklerini dikkate almaktayız. Prof. Dr. Bülent Karagöz “Bir kemoterapi ilacı akciğer kanserinin bazı patolojik alttiplerinde etkili iken bazılarında etkili olamamaktadır. Bir baş boyun tümörü olan orofarinks kanserlerinde bir virüsün varlığı tedaviye yanıtı öngörmemizi sağlamaktadır. Bazı merkezi sinir sistemi (beyin) tümörlerinde bazı kromozomlardaki kısmi kayıpların varlığının tespiti kemoterapi verme kararımızı etkilemektedir” dedi.

 

Kemoterapi dışında kanser tedavisindeki hedefe yönelik ilaçların kullanımında da sıklıkla moleküler, genetik testlere gerek duyulmaktadır. Kolon kanseri tedavinde kemoterapi yanında verilecek hedefe yönelik ilacın seçimi tümör dokusunda bazı genlerde mutasyon olup olmamasına bağlıdır. Akciğer kanserinde hap olarak kullanılan hedefe yönelik ilaçların kullanılabilmesi tümörde ilacın hedefinin varlığına bağlıdır. Malign melanom adındaki cilt kanseri tedavisinde bir gendeki mutasyon varlığı bazı özel tedavi ilaçları ile tedavi şansının olduğunu göstermektedir.

 

Prof. Dr. Bülent Karagöz, kanser tedavisi ile ilgili şu bilgileri verdi “Kemoterapi ve hedefe yönelik ilaçların yanı sıra immünolojik tedavi yöntemleri ağırlık kazanmaya başladı. O kadar ki kanser ile ilgili klinik çalışmaların yaklaşık beşte biri bu yöntemlerle ilişkilidir. Bu immünolojik tedavilerin son halkası olan immünoonkoloji ilaçları da kanser tedavisinin bir parçasıdır. Bu ilaçların etkin olması kanserin immünojen özelliği olmasına bağlıdır. Bu ilaçlar immünojen bir tümör olan malign melanomda etkin olarak kullanılmaktadır. Yine bu ilaçlar meme kanserinin ancak immünojen özellik gösteren tiplerinde etkili olabilmektedir. Son yapılan çalışmalar bir immünoonkoloji ilacının etkinliğinin kanser tipinden bağımsız olabileceğini gösterdi. Bu ilacın etkili olabilmesi için DNA onarım mekanizmalarının birinde hasar olması yeterliydi. Bu gelişme belki de ileride kanserin adlandırılmasını değiştirecektir.”

 

Prof. Dr. Bülent Karagöz, son olarak şunları söyledi: “Kanserin bireyselleştirilmiş tedavisindeki bu denli hızlı gelişme biz doktorları tıp fakültesi yıllarında sık duyduğumuz bir cümleye götürüyor: astalık yoktur, hasta vardır.”

 

KANSER TEDAVİSİNDE MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM Prof. Dr. Marc Peeters ile prime... TÜMÖRE YÖNELİK RADYASYON TEDAVİSİ Radyoembolizasyon nedir? Nasıl k...

 

Acıbadem Üniversitesi İç Hastalıkları/Tıbbi Onkoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Gül Başaran, kanser çeşitleri ve tedavileri hakkında bilgiler verdi.

 

Vücudumuzdaki herhangi bir organı etkileyebilecek bir grup hastalığa verilen isim olan kanser, temel olarak bedenin koruma mekanizmalarını hiçe sayarak kendi başına bölünme karakterini kazanan hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşuyor. 100’den fazla çeşidi olan kanseri ölümcül kılan koşulların başında bulunduğu organdan çıkıp kan yolu ile diğer organlara yayılması (metastaz) yer alıyor.

 

Kanser haftası dolayısıyla görüşleri alınan Prof. Dr. Gül Başaran, kansere bağlı ölümlerin yüzde 30’unun obezite, sigara kullanımı, yetersiz fiziksel aktivite, fazla alkol tüketimi ve kötü beslenme ile ilişkili olduğunun tahmin edildiğine değinerek şu noktalara dikkat çekiyor: “Tüm kanser ölümlerinin yüzde 20’si ve akciğer kanserinden ölümlerin yüzde 70’i sigaraya bağlı. Bazı kanserler HPV, Hepatit B, Hepatit C, HIV veya Helikobakter Pilori gibi enfeksiyoz etkenlerle gelişiyor.”

 

En sık görülen kanserler

Kanser tedavisinde devam eden tüm olumlu gelişmelere rağmen kanserin hala küresel bir sağlık sorunu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Başaran, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2012 raporuna göre yıllık yeni tanı almış kanser hastası sayısı yaklaşık 14 milyon ve bu sayının önümüzdeki yirmi yılda 22 milyona çıkmasının beklendiğini söyledi. En sık görülen kanserleri: akciğer kanseri, meme kanseri ve bağırsak kanseri olarak sıralayan Prof. Dr. Başaran “Erkeklerde en sık görülen kanserler akciğer, prostat, bağırsak, mide ve karaciğer kanserleri; kadınlarda görülen en sık kanserler ise meme, bağırsak, akciğer, rahim ağzı ve mide kanserleri. Ülkelerin gelişmişlik durumuna ve coğrafi yerleşimlerine göre bu sıralamada farklılıklar olabiliyor” dedi.

 

Önleyici çalışmaların ve erken tanının önemi ne kadar vurgulansa az!

“Kanser probleminden en çok etkilenenler gelişmekte olan ülkeler” diyen Prof. Dr. Başaran, dünyadaki kanserlerin yüzde 60’ına Afrika, Asya, Orta ve Güney Amerika’da rastlandığına da değindi. Bu bölgelerdeki kanser ölümlerinin tüm dünyadaki kanser ölümlerinin yüzde 70’ni oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Başaran, bu durumun erken tanının olmayışı ve uygun tedavilere ulaşamama ile ilgili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Gül Başaran, konuya ilişkin ek olarak şunları ifade etti: “Günümüz bilgileri düzgün bir biçimde kullanıldığında kanserlerin yarısının önüne geçilebilir. Bu nedenle tedavi kadar hastalığı önleme ile ilgili çalışmalar bu hastalık grubu ile ilgili iyi sonuçlar elde etmek için kaçınılmazdır” diyerek umut verici bir ifadeyle devam ediyor: “Gelişmiş toplumlarda, etkin tedaviler ve modern yaşam koşulları ile çok sayıda kanser geçirmiş ve yaşamına devam eden kişi olduğu tahmin ediliyor. Örneğin Amerika Birleşik Devletlerinde 15 milyon kadar kanser geçirmiş ve yaşamına devam eden kişi olduğu biliniyor.”

 

Erken tanının, tümör küçük iken cerrahi olarak alınabilmesini, hastalara daha uzun yaşam şansı sağladığını söyleyen Prof. Dr. Başaran, erken tanı için şu noktalara dikkat çekti: “Örneğin dışkılama veya idrar yapma alışkanlığında değişme olması, iyileşmeyen boğaz ağrısı, geçmeyen ses kısıklığı veya öksürük, beklenmedik bir kanama veya akıntı, organlarımızda elimize gelen kitle hissetmek, yutma güçlüğü, var olan bir benimizde boyut şekil, renk değişikliği olduğunda doktora mutlaka başvurmak gerekir. Ancak bu belirtileri olan herkeste kanser vardır anlamına gelmez çünkü aynı belirteçlere yol açan pek çok kanser dışı hastalık da bulunmaktadır. Tetkiklerle kanser tanısının dışlanması gerekir.”

 

Prof. Dr. Başaran, erken tanıda rol alan en önemli faktörlerden birisinin tarama testleri olduğunu hatırlatarak sağlıklı insanların erken tanı amacıyla yaptırması gereken tetkikleri şöyle sıraladı:

 

  • Meme kanseri için 40 yaşından sonra yılda bir mamogram
  • Kolon kanseri için 50 yaşından sonra 10 yılda bir kolonoskopi
  • Rahim ağzı kanseri için 21-65 yaşları arasında 3 yılda bir; 30-65 yaş arasında PAP test yapılmalı, 66 yaş üstünde peş peşe 3 negatif PAP testi olan kadınlarda PAP test yapmayı bırakmalı.
  • Akciğer kanseri için sadece yüksek riskli olduğu düşünülen 30 yıl sigara içme öyküsü olup halen içen veya son 15 yıldır içmeyen kişilerin düşük dozajlı akciğer tomografisi ile taranması uygun bulunuyor.
  • Prostat kanseri için 50 yaşından sonra PSA ile tarama hastanın isteğine bırakılmış durumda.

  

Yaşlanma da kanser gelişimi için en önemli risk faktörü. Çünkü yaşlanma ile hücre tamir mekanizmalarımız daha az çalışıyor, dolayısıyla hasar almış kanser olma özellikleri kazanan hücreleri yok edebilme yeteneğimiz azalıyor.

 

Prof. Dr. Gül Başaran kanserlerin yüzde 30’dan fazlasının sadece aşağıdaki risk faktörlerini ortadan kaldıracak şekilde yaşam tarzımızda yapacağımız değişikliklerle önlenebileceğini vurguluyor. Prof. Dr. Gül Başaran, “Yapılacak yaşamsal değişiklikler, aşı tedavileri ve enfeksiyonun tedavisi ile bu etkenler nedeni ile oluşan kanserler önlenebilir. Deri kanserlerinin önemli bir bölümü fazla güneşte kalma veya solaryumdan meydana gelebiliyor, bu nedenle güneşe uygun zamanlarda, uygun sürelerde çıkılmalı” diyerek uyarıyor.

 

 

Kansere yakalanan ünlüler
+20
Deniz Uğur

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Çocuklar ne izlemeli?
    Çocuklar ne izlemeli?

    Süresi : 41:12 İzlenme : 1849

  • Merve Büyüksaraç'la sukulent tasarımı yapıyoruz
    Merve Büyüksaraç'la sukulent tasarımı...

    Süresi : 17:20 İzlenme : 1786

  • Stresi nasıl yönetebiliriz?
    Stresi nasıl yönetebiliriz?

    Süresi : 02:04 İzlenme : 4025

  • Senarist, yazar Meriç Demiray'la Türk dizileri ve kitaplar hakkında konuşuyoruz
    Senarist, yazar Meriç Demiray'la Türk...

    Süresi : 30:30 İzlenme : 594

  • "Otizimde erken tanı ve eğitim çok önemli"
    "Otizimde erken tanı ve eğitim çok önemli"

    Süresi : 21:25 İzlenme : 925

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön