Çocuklar, internet ortamında doğrudan tüketici ve hedef kitle halinde. Oysa ki çocukların kullanıcı olarak ortaya koydukları veri ve davranışların ticari çıkarlar için kullanılması önündeki engeller yok denecek kadar az. Dijital ortamdaki belirsizlikler ve risklere yönelik olarak çocukların haklarını koruyan hukuki düzenlemeler gerekiyor. Aynı zamanda çocukların katılım, mahremiyet, özerklik ve korunma haklarının gözetilmesine ihtiyaç görünüyor. Başka bir deyişle, dijital ortamda ebeveynlerin yükünü hafifletecek hatta ebeveynlerin tehdit haline geldiği durumlarda bile çocuğu koruyacak bir çocuk hakları yaklaşımına…


Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, 1989’da benimsenmiş ve Türkiye’de 1995’ten beri uygulanmaya başlamış olan BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 25. Genel yorumunu 24 Mart 2021 tarihinde yayınladı. Yorum, çocuk haklarının dijital dünyada geçerliliğinin tanıyan bir belge olarak Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye Türkiye gibi taraf olan devletleri ilgilendiriyor ve taraflara yol gösteriyor. Dijital ortamın ‘ticari şekillenmiş’ bir dünya olduğunu göz önünde bulundurarak çocukların haklarına birçok açıdan dikkat çeken yorum belgesi, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin genel ilkelerinden biri olan ve çocuğu ilgilendiren her türlü konuda göz önüne alınması gereken unsurları içeren “Çocuğun üstün yararı” ilkesini dijital ortama da taşımak için hem devletlere hem de etik yönden şirketlere sorumluluklarını gösteriyor.


Çocukların yanı başında, onlardan veri toplayabilen ‘ağ bağlantılı oyuncaklar’ kadar tartışma konusu birçok mesele ile birlikte “Çocukları internetin fırsatlarından nasıl faydalandırabiliriz?” gibi birçok soru bulunuyor. Tüm bunların yanında, ebeveynlerin sorumluluk ve sınırlarının da tartışılması gerekiyor. Hepsi de çocuk haklarının dijital ortamda da geçerli hale gelmesi ve hukuki düzenlemeler gerektiğini işaret ediyor.


İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya Bölümü'ne bağlı Dijital Medya ve Çocuk Platformu, 21 Nisan’da "Dijital Dünyada Çocuk Hakları" isimli bir panel gerçekleştirdi ve konuya dikkat çekti. “Amaç çocukları kontrol etmek değil, onları güçlü kılmak olmalı” diyen Dr. Öğretim Üyesi Esra Ercan Bilgiç’e HTHayat olarak sorularımızı yönelttik.


Röportajımızın sesli versiyonu için tıklayın:


Dijital ortamda çocuk haklarının Türkiye’de de gündeme gelmesi konusunda çalışmalar yürütüyorsunuz. Bugünkü durumu nasıl yorumlarsınız?

Özellikle şunu belirterek başlamak isterim. Dünyada durum ne ise Türkiye’de de o oluyor. Farklı olan şu ki; dijital dünyada çocuk hakları meselesinin bir mücadele alanı olsa da bu mücadelenin Türkiye’deki karşılığını henüz pek göremiyoruz. Özellikle bu alanda son yıllarda pek çok insanın, akademisyenin ve vakfın başını çektiği önemli çalışmalar yapılıyor.


Pek çok endüstrinin düzenlendiği bir dünyada yaşıyoruz. Örneğin ilaç endüstrisi, televizyon endüstrisi gibi… Hepsi birtakım regülasyonlara yani düzenlemelere tabi. Ancak çocuklar söz konusu olduğunda, internet ve büyük teknoloji şirketleri endüstrisi dünyada hemen hemen hiçbir regülasyona tabi değil. Eski medya düzeninde, çocuklara yönelik içeriklerin birtakım hedeflerinin ve eğitim amaçlarının olması, televizyonlarda göz önünde bulundurulan kriterlerdi. Televizyondaki şiddetten çocukların nasıl etkilenip etkilenmeyeceği, çok konuşulan bir konuydu. ‘Reklamlar çocuklara yönelik olmalı mı olmamalı mı?’, ‘Çocuklara yönelik televizyon kanallarındaki içerikler çocukları belli ürünlere yönlendirmeli mi yönlendirmemeli mi?’ gibi sorular hep konuşulurdu ve regülasyonlara göre düzenlenirdi. Ancak içinde bulunduğumuz dünyada, çocuklar dijital medya ortamında günlük hayatlarında giderek artan şekilde daha fazla medya içeriğine maruz kaldığı halde bu alanda hiçbir düzenleme görmüyoruz. Çocuklara yönelik internet içeriklerinde çocukların çıkarına veya çocuklarına iyi olma haline yönelik herhangi bir öncelik görmüyoruz.


“Çocuklara özel algoritmalar yok”


Öncelik, endüstrinin kendi çıkarlarında. Peki bunlar ne gibi çıkarlar? Öncelikle veri toplama… Bütün mesele onun üzerinde dönüyor. Çocuklardan da veri toplamaya giderek daha fazla aç olan bir teknoloji ortamından bahsediyoruz. Ayrıca ticari amaçlarla, para kazanmaya yönelik, çocuklara daha fazla reklam izletmeye yönelik içerikler söz konusu. Çocukları daha fazla ekran önünde tutmaya yönelik tasarımlar var ancak çocuklara özel algoritmalar yok. Instagram ve Youtube gibi bütün teknoloji platformları, yetişkin kullanıcıyı orada tutmaya ve davranışsal bağımlılık yaratmaya yönelik tasarımlar kullanıyorlar. Çocuklara has, veri toplamayan, çocuklara reklam izletmeyen, çocuklara yönelik bağımlılık yaratıcı algoritmaları tasarım aşamasında kullanmayan platformlara ihtiyaç var. Dijital dünyada çocuk hakları bunların üzerine dayanan bir fikirle ilerliyor.


BM Çocuk Hakları Komitesi’nin yayınladığı Dijital Ortamda Çocuk Hakları Genel Yorum No:25 belgesi kısaca ne diyor?

Bu yeni belge, ‘Dijital dünyaya has yeni çocuk hakları tanımlayalım’ demiyor. Çocuk hakları zaten var. 1989’da kabul edilmiş olan Çocuk Hakları Sözleşmesi var, buna imza atmış ve taraf olan ülkeler var. (ABD bu taraflardan biri değil çünkü ‘Bizim ayrıca hukukumuz var’ diyorlar ve ona tabiler.) Mevcut çocuk hakları sözleşmesinin dijital dünyaya nasıl yorumlanabileceği konusunda birkaç yıl süren çalışmalar sonucunda bu belge oluşturuldu ve BM Çocuk Hakları Komitesi tarafından kabul edildi. Bu da artık BM tarafından kabul edildiği anlamını taşıyor ancak bundan sonrasında, çocuk haklarına taraf olan ülkelerin iç hukuklarının işlemesi gerekiyor. Örneğin Almanya bunu onayladı ve kabul etti. Diğer bütün üye ülkelerin de aynı şekilde peyderpey kabul etmeleri gerekiyor.


“Emotional Intelligence (duygusal zeka) sahibi robotlar çocukların duygularını kaydediyor”


Dijital dünyanın her şeyden önce, ticarileşen ve ticari şekillenmiş bir ortam olduğunu söylüyorsunuz. Yorum No: 25 ise çocukların her türlü şiddetten korunması, ticari konulardan korunması, çocukların erişim, bilgi edinme hakları, başkalarının para kazanmasını sağlamadan, reklam izlemeden dijital dünyayı kullanabilme hakları, hedef kitle olarak görülmemeleri, çocukların kendileri olabilme haklarının gözetilmesi gibi haklarını gündeme getiriyor.


Bir çocuğun ne düşündüğü ve nasıl hissettiğini tahmin eden bir teknolojinin çocuğu yönlendirmesinin önüne geçilmesi nasıl mümkün hale gelebilir?

Her ülkenin kendi iç hukukunda bu Genel Yorum No: 25’i işlerliğe sokmaları gerekiyor. Uygulama ise şöyle olabilir; dünyada teknoloji endüstrisi belli noktalarda yürüyor. Örneğin, Google ABD’deki düzenleme Türkiye’deki çocukları etkiliyor. Youtube örneğinde, Amerikan yasasında yapılan düzenlemeler Türkiye’deki çocukları etkiliyor. Youtube, çocuklara yönelik Youtube Kids tasarımını öncelikle 2015’te ABD’de, 23 Nisan’da ise Türkiye’de piyasaya sürdü. Tasarım aynı. Dolayısıyla, tüm dünyada teknoloji şirketlerinin çocuklara yönelik oluşturduğu platformların tasarımından başlayan bir süreçten bahsediyoruz. Bu tasarımlar çerçevesinde çocukların verilerinin toplanması gözden geçirilebilir, çocuklara yönelik algoritmaların çocukları devamlı ekran karşısında tutmayacak şekilde yapılması istenebilir.


Çocuğun kendisi olması ve duygularının yorumlanarak başkaları tarafından çocuğa yönelik başka mesajlar iletilmeye çalışılması daha çok ağ bağlantılı oyuncaklar meselesiyle ilgili. Ağ bağlantılı oyuncaklar Türkiye’de henüz yok ancak gelişmiş ülkelerde tartışılan bir konu. Türkiye’de kullanılan Siri, Alexa gibi çocukla etkileşime giren asistanlar var. Bir de robotlar var. Emotional Intelligence (duygusal zeka) ile çalışma mekanizmasına sahipler. Bu oyuncaklar, çocuğun mutlu/mutsuz olması gibi verileri çocukların odasında kaydediyor. Bu kayıtlı veriler, doğrudan o oyuncağı üreten şirketlere gidiyor. Bu, tüm dünyada yapılan büyük bir etik tartışma. Çocukların yatak odalarına kadar giren bu yapay zekâ oyuncakları çocukların duygusal durumuyla ilgili bile verileri toplayıp üçüncü taraflara ilettiğinde bununla ilgili birtakım etik sorunlar yok mu? Ayrıca bu durum, çocukların gözetlendiği anlamına gelmez mi? Bu verilerin endüstriler tarafından kullanılacağına kim karar vermeli? Çocuklar mı? Anne babalar mı? Devletler mi karar vermeli? Şu anki durumda, teknoloji şirketleri tamamen kendileri karar veriyorlar. Bu duruma yönelik çok ciddi tartışmalar var ve genel yorumda bununla ilgili önlemler ve regülasyonlar getirilmesine dair ciddi tartışmalar var.




“Çocukların verilerinin nasıl toplanacağı hem anne-babalara hem de çocuklara açıklanmalı”


Sanıyorum ki burada esas sorumluluk anne babaların omzundan biraz alınıyor çünkü anne-babalar çok hızlı gelişen teknolojiyi ne kadar takip edeceklerini bilemiyorlar. Hem teknoloji şirketleri hem de hükümetlerde sorumluluk var.

“Anne babaların sorumluluğu bitti veya bitecek” diyemeyiz ama şöyle bir durum var ki, şu anda o kadar regüle edilmemiş olan bir dünyaya çocuklarımız dahil olmuş durumdalar ki özellikle pandemi döneminde muhakkak anne baba yönlendirmesi gerekiyor. Çocukların kendi haklarını çocuklara anlatmak bakımından gerekiyor. Çocukların çevrimiçi ve çevrimdışı hayat deneyimini yönlendirmek bakımından gerekiyor. Ancak anne ve babaların, çocukları bu dünyadan mahrum etmeden bunu yapmaları gerekiyor. Dolayısıyla anne ve babalar çok yalnız durumdalar.


Sorumluluğun devletlere verilmesi şu anlama geliyor… Bu durum regüle edilsin ki sadece anne babalar çocukları koruma çabasıyla artık tek sorumlu gibi görünmesinler. Bu endüstri şirketlerindeki regülasyonlara devletler müdahale etsin. Elbette ki her ülkenin kendi hukukundaki veri kanunları farklı. Örneğin ABD ile Avrupa ülkelerinde geçerli olan veri kanunları birbirinden farklı, Türkiye’de farklı. Dolayısıyla bu her şeyden önce bir hukuk meselesi. Çocukların verilerinin ne için toplanabileceği, bu verilerin hangi amaçla kullanılabileceği ve hangi amaçlarla asla kullanılmaması gerektiği gibi konularda birtakım düzenlemeler yapılması gerekiyor. Aynı zamanda tasarımlar yapılması gerekiyor. Bu tasarımlardan itibaren değişen birtakım şeyler olursa zaten anne babaların yükü de önemli ölçüde azalmış olacak.


Aslında ürün ambalajı düzenlenmesi gibi sanıyorum, değil mi? Yani ambalajın üzerinde ürünün içeriğiyle ilgili cazip ya da yönlendirici birtakım ifadelerin olmaması gibi dijital ürünlerin cazibesinin de çocukların yararına düzenlemekle ilgili yapılacak çok şey var gibi görünüyor.

Biz yetişkinler bile kullanıcı sözleşmelerini neredeyse hiç okumuyoruz. Çocuklar için nasıl mümkün hale getirilebilir? Karar vericiler bir noktada çocuk haline geliyor…

Çocuğun sesinin duyulması konusunda ciddi bir kararlılık var. Çocuk hakları sözleşmesinde de… Çocuğun kendini ilgilendiren konularda söz hakkı olduğuna dair çok önemli tartışmalar yapılmış ve bu hak kabul edilmiş durumda. Dijital dünyada çocuk hakları konusu çerçevesinde de aynı şey söz konusu. Çocuklara ait veriler konusunun daha iyi anlaşılabilmesi ve nasıl veri toplanacağı konusunun çocuklara ve anne babalara açıklanabilmesi gerekiyor.


“Sharenting yapan ebeveynlere karşı çocuğun hakları var”


Öğretim Üyesi Dr. Esra Ercan Bilgiç’in yorumları devam ediyor…

Veriler söz konusu olduğunda, çocuk kendi ailesiyle bile çatışma noktasında olabiliyor. Örneğin “sharenting” diye bir kavram var. Anne babalar çocuklarının verilerini çocuklarının rızası olmadan çevrimiçi olarak paylaşıyorlar. Sharenting, ‘Share’ ile ‘Parenting’ kelimelerinin karışımı olarak literatüre girmiş bir kavram. Çocukların buna her zaman “Hayır” deme hakları bulunuyor. Bu hakkın da farkında olunması gereken bir hak olduğunu düşünmek gerekiyor. Dolayısıyla tek mesele, teknoloji, devletler ve çocuklar değil. Bazen anne babalar ve çocuklar da karşı karşıya gelebiliyor. Bu belge yani “Dijital Ortamda Çocuk Hakları Yorum No: 25” gerektiği durumlarda çocukların kendi anne babalarının rızasından da muaf olmaları, kendi kararlarını kendilerinin verebilmelerinin de yolunu açıyor.


Aslında sosyal medya hesabı açmakla ilgili birçok bildiğimiz büyük mecrada 13 yaş sınırı var. Anne baba paylaştığında ve hatta ‘sharenting’ yaptığında aslında dolaylı olarak kişisel verilerin ihlali söz konusu oluyor, değil mi?

Evet, oluyor.



Önce bizim hak bilinci edinmemiz, sonra da çocuğa kazandırmamız gerekiyor diye anlıyorum. Çocuğun dijital dünyadaki haklarını savunmak için ne tür bir aktivizm gerçekleştirilebilir?

Aslında çocuk haklarının dijital dünyaya uyarlanmamış halini de hayatın içine sokmak gerekiyor ve bunun için çalışan birçok sivil toplum kuruluşu var. Örneğin Bilgi Üniversitesi Dijital Medya ve Çocuk Projesi çeşitli seminerler düzenleniyor, eğitimler veriliyor. Bunların yaygınlaştırılması aslında aktivizmin bir parçası. Kamuoyu yaratmak gerekiyor. Dijital dünya üzerimize çok hızlı geliyor ve çok hızlı şekilde de dönüşüyor. Bu dönüşüm hızı içinde çocuk haklarının kaybolup gitmesine izin vermemek gerekiyor. Örneğin eğitim teknolojileri ve çocukların sağlık verilerinin toplanması da bu belgenin konuları arasına giriyor. Eğitimleriyle ilgili ve sağlıkla ilgili verileri, çocukların hayatlarında gelecekte bir ayrımcılığa sebep olacak mı? Bunun cevabını henüz bilmiyoruz. Dolayısıyla, teknoloji giderek daha fazla eğitimin içine girmeye başladı. Sınıfların içine girmeye başladı. Dijital ortamda yapılan birtakım sınavlar ve bu sınavların sonuçları ve toplanmış veriler acaba bir işe girmek istediğinde sorun olacak mı? Bunların hepsinin sorulması gerekiyor. Dünyada bu sorular soruluyor ve tartışılıyor ancak bizim ülkemizde de gündeme gelmesi gerekiyor. Belki bu kadar teknoloji, eğitime henüz Türkiye’de girmemiş olabilir ancak bu tarz şeyler bir anda oluveriyor. O an gelmeden önce hazırlanmak çok önemli. Bu farkındalığın yaratılması, bu konuda hukuki düzenlemeler yapılması için talepte bulunulması gerekiyor. Bunlar bizim vatandaşlık haklarımız. Bunları gündemde tutmak, çocukları da haberdar etmek, anne babaları da dijital dünyadaki fırsatlardan yararlandırmak için çocukları, aynı zamanda risklerden korumaları için yönlendirmek, bilgilendirmek gerekiyor.


“Amaç çocukları kontrol etmek değil, onları güçlü kılmak olmalı”


Çocuklarımızın çeşitli çevrimiçi araçlarla girdikleri web sitelerini ve sürelerini takip edebiliyor ve sınırlandırabiliyoruz fakat maruz kalınan görüntüleri, reklamları, içerikleri bir ölçüde kontrol edebiliyoruz. Orada çocuğun kendi kontrolünü kazanma bilinci devreye giriyor. Belki oyunlaştırarak sunmak, pedagoglar ve çocuk gelişimciler tarafından gözden geçirilmiş şekilde hazırlanması gerekiyor, değil mi?

Tabi, oyunlaştırma bu alanda çok önemli. Google’ın “Internot olmaya var mısın?” projesinin bir web sayfası var. Tam da bahsettiğiniz gibi, oyunlaştırarak çocuklara internet güvenliği konusunda bir farkındalık kazandırılması gerekiyor, bu önemli. Ancak bir şey daha var. “Anne babalar olarak her zaman kontrol edemiyoruz.” dediniz ama acaba amaç kontrol mu olmalı?


Anne babaları tarafından sürekli kontrol edilen ve gözetlenen, bundan rahatsız olan çocuk var. Bu önemli. Mesela kendi çocukluğunuzla kıyaslayın. Kendi çocukluğunuzda ne kadar özgür olduğunuzu hatırlayacaksınız. Biz, hepimiz çok daha özgürdük. Özellikle pandemi döneminde eğitimin online olması, ders sırasında veya teneffüste, Zoom veya Discord vs gibi platformlar üzerinde çocuğun yaptığı her bir hatanın kayıt altında olması ve bunların yok olmaması durumu var. Sadece anne babaları tarafından değil, devlet ve şirketler tarafından her attıkları adım gözetlenen çocuklardan bahsediyoruz. Bu, acaba çocukluğun özgürlüğünü tehdit eden bir şey mi? Büyümek, aslında biraz da hata yapmaktır. Hata yaparak öğrenmektir. Acaba hata yapma şansları kalmayacak mı?


Bir kitapta şöyle bahsediyordu; “Tom Sawyer bugün yaşasa daha hikayesi başlamadan göz altına alınmış olurdu.” Dolayısıyla bu, çocukluğu değiştiriyor, dönüştürüyor. Dolayısıyla, amaç hiçbir zaman çocukları kontrol olmamalı. Amaç, çocukları güçlü kılmak olmalı. Bu risklerden haberdar etmek, bu risklere karşı esnek ve dayanıklı olmalarını sağlamak olmalı. Çocukları dijital dünyada esnek ve dayanıklı kılmak, hata yapsalar da oradan nasıl kalkılacağını öğretmek… Böyle bir dünyada hiç hata yapmamak ve dimdik durmak da mümkün değil. Her şey riskleri tanımakla başlıyor. Bunu, çocukları gözetlemeden, devamlı kontrol etmeden de yapabiliriz. Özgürlüklerine ve özel hayatlarına saygı duyarak da yapabiliriz ki bunun aslında tam da en temel çocuk haklarından biri olduğunu görmek gerekiyor.


Dijital ayak izi kavramını burada gündeme getirmek istiyorum. Gelecekteki iş başvurularında nasıl bir dijital ayak izi bırakacaklarını bilmiyoruz.

Geriye dönük çok şey oluyor. Hatalar da yapabilirler ancak bunları geride bırakacak dijital davranışlar geliştirmeyi de öğrenecekler. Onların hayatları çoğunlukla dijitalde. Demek ki hepimizin uyanık olması gerekiyor.


“Veri girdisi, işçi, tüketici… Hepsi de biziz”


‘Gözetim kapitalizmi’ kavramından bahsetmiştiniz. Bu ürünlerin tüketicisiyiz. Bir de onu pazarlayan taraf var. Gözetim kapitalizmi tam olarak nedir? Geleceğin normali olabilir mi?

Aslında “Geleceğin mi, bugünün mü?” diye sormak lazım. “Bugünün normali” diyebiliriz. Gözetim, pek çok açıdan ele alınabilir. Öncelikle, bizden alınan ayak izlerini ele almak lazım. Öncelikle bu dijital medya ortamlarının veya teknoloji ortamlarının ekonomi-politiğine bakmak lazım. Nasıl bir ekonomi-politiğin söz konusu olduğunu ve buradaki para kazanma mekanizmalarının neler olduğuna bakmak lazım. Hiçbir teknoloji şirketi, örneğin Facebook bizden para toplamıyor. Bize reklam gösteriyor. Bu reklamları da bizim günlük hayattaki konuşmalarımızı yapay zekaya dinleterek bize gösteriyor. Diyelim ki “Canım ıspanaklı börek çekti” diyorum, karşıma onun reklamı çıkıyor. Gözetim kapitalizmi buralardan başlıyor. Biz ne kadar fark edebiliriz ki? Gittiğimiz her yerlerdeler. Aynı şekilde çocuklarımızın da… Bizden devamlı veri topluyorlar ve bu veriler başka taraflara satılıyor. Facebook’un da elinde değil. Bizim bu konuda herhangi bir söz söyleme hakkımız bulunmuyor çünkü anlaşılamaz birtakım metinlerle karşı karşıyayız. Dolayısıyla bizler bu sistemin girdileriyiz. Paylaştığımız her şey bu gözetim kapitalizmini besliyor. Oradaki girdiyi sağlayan biziz. Bu sistemde girdiler de işçiler de tüketiciler de biziz. Her paylaştığımız şeyin bize nasıl bir reklam olarak geri döneceğini düşünmemiz gerekiyor. Gözetlenerek yaşanan, girdinin de tüketicinin de bizim olduğumuz bir sistemden bahsediyoruz. Her bir tercihimiz gözetleniyor. Bir kişi oturup bakmıyor ancak yapay zekâ bunu yapıyor. Ancak “Bir kişi benim ne yaptığımı, ne sevdiğimi, nelerden hoşlandığımı, nerelerde bulunduğumu merak edip takip edebilir mi ve bu veriye sahip olabilir mi?” diye sorduğumuzda, evet olabilir. İçinde yaşadığımız dünyada olabilir.


Aynı şey çocuklarımız için de geçerli.

Evet. Ben herhangi bir söz söyleme hakkına sahip değilim. Henüz o uygulamayı indirirken kabul etmiş oluyorum. Dolayısıyla anne babalar için geçerli olan şey, çocuklar için de geçerli, hepimiz için de geçerli. Kullandığımız müddetçe gözetleniyoruz çünkü sistem bu. Bunun dışına çıkamayız. İçinde yer aldığımız müddetçe, algoritmalar tarafından orada daha fazla zorlanıyoruz bir şekilde. Bilinçli tercihler yapmaktan giderek uzaklaşıyoruz çünkü bizi daha fazla oraya bağlamaya yönelik tarzda bir tasarım var. Sonuç olarak biz orada daha fazla oldukça, daha fazla reklam görüp daha fazla ürün tüketiyoruz. Böyle bir sistem kurulmuş durumda.


“Çocukluk dönüşüyor” demiştiniz. Aslında yaşam dönüşüyor ki çocukluk dönüşüyor.

Evet, tabi, ondan bağımsız değil.


Fırsatlardan faydalanmak çocuk hakkı ise bunun dışında kalma şansı da yok. Bu durumda kaçış yok ama demek ki bir şekilde bilinçli olacağız.

Unutulma hakkından da bahsetmek gerekiyor. Büyük düzenlemelere çok ihtiyaç var ama hukukun her alanında atılan adımlar bizi bir nokta daha çözüme yaklaştırıyor. Dijital ortamlardaki dijital ayak izlerimizi silmeyi artık talep edebiliyoruz. Dünyada böyle bir şey var ve Türkiye’de de kullanılabiliyor. Dolayısıyla hukuk giderek daha fazla önem kazanıyor. Her geçen gün hızla dönüşen bu ortamlarda bizi şimdilik en iyi şekilde koruyabilecek kurumun hukuk olduğunu söyleyebiliriz. Bütün dünyada da daha fazla hukuki düzenlemeye ihtiyaç var. Hem bireysel amaçla hem de teknolojiyi ve endüstriyi düzenlemeye yönelik amaçlarla hukuka ihtiyaç var. Dolayısıyla mesele yine dönüp dolaşıp devletlere ve yasamaya geliyor.


Röportaj: Senem Tahmaz


Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.