Kadınların çalışma hayatına erişimleri, aynı zamanda çalışma hayatı içindeki konumlarını korumaları erkeklere kıyasla zorluklar içeriyor. Kadınlar, kendilerinden beklenen cinsiyetçi roller yüzünden iş piyasasındaki dalgalanmalardan ve rekabet koşullarından erkeklerden daha fazla etkileniyor. Kadınların iş yaşamındaki sorunları bugüne kadar erkeklerle eşit ücret, statü, cinsiyetçi mücadeleler gibi temel konularda yaşanırken pandemi koşulları, kadının iş piyasasındaki konumunu doğrudan tehlikeye atmaya başladı.


Çalışan kadınlar, Covid-19 pandemisinden orantısız şekilde yara alıyor. Sağlık ve hizmet sektörü çalışanlarının büyük çoğunluğunu kadınlar oluştururken özellikle de evden çalışmaya başlayan annelerin takip etmek zorunda kaldığı uzaktan eğitim, kadınların mesleklerini sürdürmelerini zaman zaman imkânsız hale getiriyor. Kadınların işlerini kaybetmelerini önleyecek tedbirlerin arttırılması gerekiyor. Özellikle bakım hizmetleri ve kreş desteğinin arttırılmasında aciliyet olduğu dikkat çekiyor.


İstatistiklere göre kadınlar yaklaşık 25 yaşına kadar aktif şekilde çalışsa da evlendikten sonra aile içi sorumlulukları nedeniyle işgücü piyasasından ayrılıyor. Kadınlarda iş hayatına katılımdaki bir sonraki artış ise ilginç şekilde 65 yaş ve üzeri grupta yaşanıyor. Bu da çalışma ihtiyacının doğabileceğinin ipucu olarak yorumlanıyor. Çalışma hayatından uzaklaşmak kadınların uzun vadede aleyhine sonuçlar doğuruyor. Bu durumun çocukların koşullarını da etkileyeceği akla geliyor.


Koronavirüs; toplumsal cinsiyete, yaşanılan bölgeye, yaşa ve diğer birçok etkene bağlı olarak kadınları erkeklerden farklı şekilde etkiliyor. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) Türkiye ofisinin liderliğinde gerçekleştirilen “Türkiye’de COVID-19 Etkilerinin Toplumsal Cinsiyet Açısından Değerlendirilmesi” araştırması, salgının kadınların ve erkeklerin iş ve ev hayatları üzerindeki etkilerini ortaya koydu. COVID-19 salgınının başlamasıyla birlikte iş ve gelir kaybı yaşayan kadınlar ekonomik olarak derinden etkilendi. Sonuçlar, COVID-19 salgınının iş hayatında olan kadın ve erkekler arasındaki toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlikleri derinleştirdiğini gösteriyor.


Araştırma sonuçlarına göre tüm kesimlerden kadınlar ve erkekler; iş kaybı, gelir kaybı, ücretli çalışma saatlerinde azalma yaşadı. Ücretli çalışan kadınların yüzde 19’u işini kaybettiğini belirtirken bu oran erkeklerde yüzde 14.4 olarak gerçekleşti. Kendi işini yapanlar arasında da kadınların daha fazla etkilendiği görüldü. Kendi hesabına çalışan kadınların yüzde 27’sini, erkeklerin ise yüzde 16’sı işini kaybettiğini belirtti. İşverenler arasında işini kaybettiğini söyleyen kadınlar yüzde 19 iken, erkeklerde bu oran yüzde 8.7. Kadınların yüzde 46’sı COVID-19 salgınının başlamasıyla birlikte ücretli çalışma saatlerinin azaldığını ifade etti. Bu oran erkeklerde yüzde 57 olarak gerçekleşti.


Salgının başlamasıyla birlikte ücretli izin alanlar arasında da kadınların oranının daha fazla olduğu görüldü. Kadınların üçte biri, erkeklerin ise dörtte biri işlerinden izin alırken kadınların yüzde 15.7’si, erkeklerin yüzde 11’i işlerinden ücretsiz izin aldı. Rakamlardaki farklılık, kadınların bakım verme sorumluluğu dolayısıyla izin alma ihtiyacının daha fazla olduğunu düşündürüyor.


Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) yayımladığı başka bir rapor ise COVID-19 krizinin dünya genelinde yoksul kadınların oranını çarpıcı bir şekilde artırarak, yoksulluk içinde yaşayan kadın ve erkekler arasındaki uçurumu derinleştireceğini gösteriyor. UN Women İcra Direktörü Phumzile Mlambo-Ngcuka konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şöyle ifade ediyor: “Kadınların ailelerinin bakımlarıyla ilgili önemli bir sorumluluk aldığını biliyoruz. Daha az kazanıyorlar, daha az biriktiriyorlar ve güvencesiz işlerde çalışıyorlar. Eşitsizliklerle ilgili bu veriler, kadınların salgın sürecinde güçlenmesine destek olacağımız hızlı aksiyonlar gerektiriyor.”


Ev ve bakım işleri pandemide de kadınların üzerinde!

“Türkiye’de COVID-19 Etkilerinin Toplumsal Cinsiyet Açısından Değerlendirilmesi” araştırmasına katılanların çoğu kadın ve erkek, salgınla birlikte bakım ve ev işi yükünün ciddi oranda arttığını belirtti. “Ücretsiz ev içi bakım” kategorisine giren tüm işlerde kadınların yükünün arttığı görüldü. Kadınların yüzde 77’si vakitlerini en çok ev temizliği ve bakımının aldığını söylerken yüzde 60 ile yemek pişirme ve servis etme işleri ikinci sırayı aldı. Erkeklerde bu oranlar sırasıyla yüzde 47 ve yüzde 24 olarak kaydedildi. Ev temizliği, alışveriş, yemek yapmak, ev düzenleme ve tamirat, çocuklarla vakit geçirmek, yaşlılara destek olmak en çok vakit harcanan işler olarak sıralandı. Araştırma, erkeklerin önemli bir oranının bazı ev işlerini hem Covid-19 öncesi dönemde hem de Covid-19 döneminde yapmadıklarını ortaya koydu. Dönem boyunca yemek yapmadığını söyleyen erkeklerin oranı yüzde 40.7 iken, temizlik yapmadığını söyleyen erkeklerin oranı ise yüzde 25.5 olarak kaydedildi.

BM Kadın Birimi ve BM Kalkınma Programı’nın (UNDP) hayata geçirilen “Covid-19 Küresel Toplumsal Cinsiyet Müdahalesi İzleme Aracı” ise dünyada her 8 ülkeden yalnızca birinin kadınları salgının sosyal ve ekonomik etkilerine karşı koruyacak tedbirler aldığını ortaya koydu. Çalışmada, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadele, ücretsiz bakım desteği ve kadınların ekonomik güvenliğinin güçlenmesi konuları takip edildi. Çalışmada 206 ülke analiz edildi. Özellikle de şiddete yönelik alınan tedbirlerin 3’te 1’ini ve ücretsiz bakım tedbirlerinin %49’unu Avrupa ülkelerinin aldığı dikkat çekti. Ülkelerin 3’te 1’inden daha azı ücretsiz bakıma yönelik teşvikleri desteklemek ve çocuklar, yaşlılar veya engelli bireylere yönelik bakım hizmetlerini güçlendirmek için çalışıyor.

BM Kadın Birimi İcra Direktörü Phumzile Mlambo-Ngcuka yaptığı açıklamada, Covid-19 pandemisinin en çok kadınları etkilediğini belirtti. Özellikle de kadına yönelik ev içi şiddetin en çok rastlanan şiddet türü olması ile bağlantılı olarak yaptığı vurgulara göre kadınların bir kısmı kendilerini istismar eden kişilerle aynı evde kapalı kalarak ev içi şiddete maruz kaldı, bir kısmı ev ve toplumda ücretsiz, bir kısmı ise sosyal güvencesi olmayan işlerde çalışmak zorunda kaldı.


Pandemi dolayısıyla çalışan kadınların yaşadığı zorluklar dünyanın farklı ülkelerinde de dikkat çekiyor. NYTimes’ın haberinde yer alan verilere göre Kanadalı kadınların üçte biri, erkeklerin %20’sinden daha azına kıyasla aile sorumluluklarını yönetmek için işlerini bırakmayı düşündü. Cambridge Üniversitesi Yeni Ekonomik Düşünce Enstitüsü'nün bir çalışma raporuna göre, Almanya'da ve Birleşik Krallık'ta evden çalışan kadınlar evde eğitim ve çocuk bakımı için erkeklerden çok daha fazla zaman harcıyorlar. Benzer şekilde Avustralyalı kadınlar evde ofis işi dışında günde 4 saatten fazla ev iş yapıyor. Erkeklerde ise bu süre en fazla iki saat olarak dikkat çekiyor.


Ev işleri ve çocuk bakımı aslında tüm ailenin meselesi

Gelişmiş ülkelerde ailedeki bakıma muhtaç bireylerin, özellikle de çocukların bakımı politik bir “problem” olarak ele alınıyor, sorumluluğun sadece annede değil anne-babada olduğu kabulü hakim oluyor ve konunun çözümü sistem tarafından sağlanıyor. Kadının çalışma hayatından kopmaması için olabildiğince uzun doğum izinleri, ayrıca uzun süreli babalık izni gibi uygulamalar da bu anlayışı yansıtıyor. Bu noktada BM raporuna göre bireylere ücretsiz bakım tedbirlerinin %49’unu Avrupa ülkelerinin aldığı akla geliyor.


Gelişmekte olan ülkelerde çocuk bakımı konusu geleneksel yöntemlerle çözülmeye çalışılıyor. Sosyolog Doç. Dr. Nurşen Adak’a göre, ev ve işle ilgili sorumlulukların birbiriyle uzlaştırılması çoğunlukla kadının problemi olarak algılanıyor. Halbuki ev işleri ve çocuk bakımı karı-koca arasında demokratik şekilde ele alındığında aile ekonomisi de güçleniyor.


Kadınların alternatif olarak yarı zamanlı işlerde çalışması ise sorunu çözmediği gibi kadını potansiyelini gerçekleştirmekten, gelecekteki ekonomik ve sosyal haklarından alıkoyabiliyor. Diğer bir alternatif olarak sunulan ev içi emeğin ücretlendirilmesi çözümü özellikle de artık çalışma şansı hiçbir şekilde kalmamış kadınlar için olumlu gibi görünse de bunun handikapı, kadının ev dışındaki ekonomik yaşama katılma motivasyonunun düşmesi veya yakınlarından tam zamanlı iş fırsatları aleyhine göreceği baskılar olarak ortaya çıkıyor. Oysa ev işi ve çocuk bakımının, eğitim ile edinilen mesleklerle karşılaştırıldığında ekonomik gelişme sağlayan ve ömür boyu sürdürülebilen bir kariyer olanağı olmadığı aşikâr. Çözümün kadının eve geri dönmesi değil, ailenin cinsiyetler arası eşitliğin sağlandığı politikalarla desteklenmesi yoluyla olabileceği görülüyor. Özellikle de pandemi döneminde kadınların evde kalması, cinsiyet eşitliğine duyarlı önlemleri adeta acil hale getiriyor.


Kadınlar “çalışan” ve “çalışmayan” olarak ayrılsalar da kadınların ev içindeki emekleri, hane içindeki üretimleri onların aslında kayıt dışı ekonomide yer alan “üreticiler” haline getiriyor. Kısacası ev kadınları da aslında ev içi üretim yapıyor, ekonomiye katkıda bulunuyor ancak bu üretimleri ücretlendirilmiyor ve sosyal güvence altına çoğunlukla alınmıyor. Sosyal destek sistemi olarak yaşlı ve engelli aile bireylerinin bakımını da kadınlar üstleniyor. Özellikle de çocuk bakımı için iş hayatından uzaklaşan eğitimli kadınların tekrar çalışmaları halinde ekonomiye olan katkıları hesaplandığında çocuk bakımı konusunun sistem tarafından desteklenmesinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Toplumda eşitliği sağlamak için kadını eve hapseden işlerin ev içi ve ev dışındaki mekanizmalara bölüştürülmesi gerekiyor.


Kadına atfedilen cinsiyet rolleri beklentileri yükseltiyor

Kadının üzerine yüklenen cinsiyet rollerinin, pandemi gibi olağanüstü koşullarda kadınların aleyhine işlediği görülüyor. Kadınların hayati güvenlikleri dışında en çok etkilendikleri alanlardan biri de kariyerleri olarak dikkat çekiyor. Toplumsal cinsiyete bağlı olarak kadına biçilen rollerin, pandemi koşullarında kadınların iş hayatında kalmalarını zorlaştırdığı görülüyor. TÜİK verilerine göre Türkiye’de işgücüne dahil olmayan kişilerin 3’te 1’i ev işleriyle meşgul olması nedeniyle iş aramıyor ve işbaşı yapmaya hazır olmadığını ifade ediyor.


Toplumda kadın ya da erkeğe uygun görülen, toplumun beklentilerine göre belirlenmiş özelliklerin bütünü “toplumsal cinsiyet” olarak tanımlanıyor. Toplumsal cinsiyet kadın ve erkeğe biçilen rollerin cinsiyetlerine bağlı olması anlamına geliyor. Toplum tarafından cinsiyete yönelik belirlenen özellikler, toplumdan topluma farklılık gösterebiliyorlar.


Toplumsal cinsiyet kavramı sadece kadınların aleyhine sonuçlar getirmiyor. Toplumsal cinsiyet rollerinden erkekler de etkileniyor. Cinsiyetin gereği olarak görülen davranış modellerinden dolayı erkekler eş ve çocuklarına karşı mesafeli ve sert davranmayı öğreniyor, kontrollü görünebilmek için duygularını bastırıyor ve duygularını ifade ederek iletişim kuramamaktan dolayı stresle karşı karşıya kalıyorlar.


Araştırmalar, toplumsal cinsiyet eşitliğinin olmadığı toplumlarda sürdürülebilir kalkınmanın geri kaldığını gösteriyor. İş hayatına etkileri ise sadece kadınlar üzerinde gerçekleşmiyor. Harvard Üniversitesi’nden Profesör Robin Ely’nin araştırmasında ortaya çıkan sonuçlara göre erkekler işlerini veya terfi etme şanslarını kaybetmemek için ailelerinden uzak kalmanın yarattığı duyguları bastırıyor ve duygularını göstermekten kaçınıyor. Bunlar uzun vadede çalışanların psikolojik durumlarına yansıyor.


UNDP tarafından oluşturulan İnsani Gelişmişlik İndeksi’nde yer alan Cinsiyet Eşitsizlik Endeksi (GII), kadınlarda yaşam fırsatlarındaki dengesizlikler ve seçimlerin, gelirdeki eşitsizliklerden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Eğitim, sağlık, teknolojiye erişim bu fırsat eşitsizlikleri arasında en önemlileri olarak dikkat çekiyor. Eğitim eşitsizliği, kadının düşük gelir seviyesine sahip olmasına sebep oluyor. Eşitsizliklerin ülkenin ekonomik kalkınmasını engellediği artık biliniyor.


Kadınların çalışma yaşamına katılma oranları erkek nüfus ile kıyaslandığında oldukça düşük olurken, bu durum birçok azgelişmiş ülkede kadınların en yoksul grupların başında olmalarına sebep oluyor. Kadınların işgücü piyasasına katılmalarını, katıldıkları zaman da konumlarını koruyabilmelerini etkileyen birçok etken bulunuyor. Pandemi de özellikle çocuk sahibi olan kadınları bakım verme gereği dolayısıyla iş piyasasından uzaklaştıran büyük bir sebep olarak yaşanıyor. Bu da sürecin farklı şekilde ele alınması gereğini ortaya koyuyor. Pandemi dönemi bir kriz dönemi olarak yaşansa da ne kadar süreceği belli olmayan bu süreç boyunca ev işi ve çocuk bakımı konularının sadece kadın tarafından üstlenilmesi, bu olağanüstü dönem boyunca kadının iş hayatını feda etmesi riskini taşıyor.


Toplumsal cinsiyete göre evde iş bölümü ne durumda?

Geleneksel toplumlarda evdeki iş bölümü geleneksel cinsiyet rolleri temeline göre ayrılıyor. Toplumsal cinsiyet bağlamında kadının iş gücüne katılımı için ideal olanın yarı zamanlı işler olması, kadının ailesine yönelik sorumluluklarını aksatmadan yerine getirmesi gibi beklentileri karşılayacak işler olması yönünde. Çalışmayan kadın, zaman ve enerjisinin büyük çoğunluğunu ailesi için kullanırken çalışan kadın ise iş-yaşam dengesini kurmakla yükümlü oluyor. Çalışan erkekler için iş yoğunluğu normal kabul edilirken, iş hayatı yoğun olan bir kadın annelik veya evle ilgili sorumluluklarını aksattığı yönünde eleştirilere açık hale geliyor.

Günümüz iş dünyasında kadınlar zaten daha fazla bedel ödeyerek ayakta kalabiliyorken Pandemi dolayısıyla kadınların iş piyasasında kalması çok daha zor hale geliyor. Harvard Business School’un yaptığı bir araştırmaya göre kadınların iş hayatında zorlanmalarının sebebi annelik değil, onlara biçilen cinsiyet rolleri ve ön yargılar. Kadınlar işi ve anneliği bir arada yürütebilseler bile cinsiyetçi bakış açısının sonuçlarına maruz kalıyorlar. Durum böyle olunca pandemi gibi kriz zamanlarında evdeki yükü üstlenen, iş dünyasından kopan ilk kesim kadınlar oluyor. Çalışan kadının aldığı ücretin aile bütçesine katkı ya da ek gelir olarak tanımlanması yani aileyi geçindirmesi gerekenin erkek olduğunun kabulü de buna zemin hazırlıyor.


Harvard’ın yaptığı araştırmaya göre uzun çalışma saatleri hem kadınlara hem de erkeklere zarar veriyor ancak daha fazla bedel ödeyenler kadınlar oluyor. Üstelik, yaygın anlayışın aksine uzun çalışma saatleri işin kalitesini belirlemiyor. Uzmanlar işin kalitesini belirleyen birçok kriter olduğunu vurguluyor. Çalışanların stresi, kaygısı ve tükenmişliği gibi daha yaygın sorunlar aslında şirketler için iş verimine uzun vadede yansıyor.


Çalışan kadınlar ev ve iş yükümlülüklerini dengelemeye çalışırken, erkeklerin evin geçim kaynağı olması yönündeki toplum beklentileri onların ofiste uzun saatler geçirmesini destekliyor. İş dünyasının cinsiyetçi beklentileri aslında hem kadınlar hem de erkekler için, uzun vadede de şirketlerin verimliliği için olumsuz sonuçlar doğuruyor.


Sosyolog Nurşen Adak’ın tespitlerine göre kadının ekonomik gelişmedeki rolü aile, kadının toplumsal konumu ve doğurganlık üzerinde yoğunlaşıyor. Yani kadın işgücü, ekonomi kendisine gereksinme duyarsa devreye giriyor. Erkeğin evi geçindirmek için çalışması beklenirken, kadının işgücüne katılımında kesinlik bulunmuyor. Pandemi dönemi de bu sebeplerle kadının işgücünden uzaklaşması için zemin hazırlar nitelikte görülüyor. Politikalar yanında, cinsiyete dayalı iş bölümü anlayışından çıkılması ve karı-koca arasında tam bir iş birliğinin sağlanması en uygun yollardan biri olarak görünüyor.





Hazırlayan: Senem Tahmaz



Referanslar:


Suna Şahin, A. Cevdet Bayhan. “Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin Ekonomik Boyutu” (2019) Şuradan alındı: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/942908


“Kadınların İkilemi: İş ve Aile Yaşamı” Nurşen ADAK (2007) Şuradan alındı: https://dergipark.org.tr/tr/pub/sosder/issue/40988/495174


https://hbswk.hbs.edu/item/women-pay-a-higher-career-price-in-today-s-always-on-work-culture


https://www.nytimes.com/section/parenting


https://blog.canadianprosperityproject.ca/


https://turkey.un.org/tr/86280-un-women-arastirmasi-covid-19-sosyoekonomik-acidan-erkekleri-ve-kadinlari-farkli-etkiliyor


https://turkey.un.org/tr/93107-covid-19-ile-ilgili-yeni-veriler-dunyada-her-sekiz-ulkeden-yalnizca-birinin-kadinlari-sosyal




Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.