Çember… Bir dinleme pratiği. Ateş başında, ağaç altında ya da soba etrafında toplanıp muhabbete dalan atalarımızdan bugüne gelen bir pratik. Kimin ne anlattığından, ne yaptığından ya da nasıl oturduğundan ziyade birbirimizi, ortamdaki tüm canlıları dinleme ile var olan bir pratik.


Peki, dinleyelim de nasıl?

Kolaylaştırıcılık yapmaya başladığım ilk zamanlarda, alıştığım ve sevdiğim üzere hepimizi “kalpten dinleme”ye davet ediyordum. İlk kez çember deneyimleyen bazı kişilerin kafalarının karıştığını ve dinlemekten uzaklaştıklarını gözlemleyince, ne desem aynı kapıya çıkar arayışına girdim. Ormanda değil, Sultanahmet’te, Boğaziçi Caz Korosu ailesi ile farklı mahallelerde yaşayan, farklı yaşta, farklı okullardan ve mesleklerden insanlarla çember yapmanın bu keşfe katkısı büyük oldu.


Artık kolaylaştırdığım çemberlerde sabit bir adabım yok. Zamana, mekâna, birlikte olduğum kolaylaştırıcılara ve topluluğa göre değişiyorum, değiştiriyorum.


Kimi zaman kalpten dinleme yerine açık zihne, açık kalbe ve açık bedene davet ediyorum. Böylece, bize o an daha kolay gelen herhangi birine odaklanıp, dinler hale geçebiliyoruz.


Açık zihin

Hepimiz hikâye anlatıcısıyız. Zihinlerimiz fırsatını bulduğu anda, biz farkına bile varmadan, bizi geçmişe, anılarımıza veya geleceğe, hayallerimize veya komplo teorilerine götürüveriyor.


Bazen bir kelimeyle, bazen esen rüzgârla, bazen bir bakışla kendimizi aklımızın dehlizlerinde bulup andan kopabiliyoruz. Ne kadar iyi dinleyici olduğumuzla, ne kadar çok çember tecrübemiz olduğuyla alakalı değil bu durum. Oluyor. Hikâye yazmak için programlı gibiyiz.


Açık zihne niyet, dinlerken bir düşünce ya da hikâye aklımıza geldiğinde, onlara tutunmayıp bırakmaya dair bir davet.


Nefese odaklanmak benim çok işime yarıyor. Kaldığım yerden olmasa da şansıma gelen yerden dinlemeye devam ediyorum. Özellikle şamanik çalışmalarda, uyuyup uyansam, o an kopup geri gelsem de her ne dinlediysem, benim için yeterli olduğunu deneyimledim. Tekrar tekrar dinlemeyi seçmemiz yeterli.




Görsel: Gamze Özer



Açık kalp

Fizyolojik veya ruhsal sebeplerle, hayatımızın farklı evrelerinde farklı canlılar bize çekici/ itici geliyor. Bazı varlıkları hiçbir şekilde dinlemek içimizden gelmiyor. Perde arkasını merak etmiyoruz. Benden uzak, Allah’a yakın olsun deyip havale ediyoruz yetkili mercilere. Bazılarının ise bir şeyler paylaşmasını heyecanla bekliyoruz. Yeni albümünü çıktığı ilk gün dinlediğimiz müzisyenlerden, Instagram’a ne koyacak diye beklediklerimize, her gün halleştiğimiz ağaçtan, evimizi garsoniyer olarak kullanan kuşlara, birileri bizim ilgimizi diğerlerinden daha çok çekiyor.


Açık kalp niyeti, dinlerken ne duygu hissedersek hissedelim, o duygunun geçip gitmesine izin vermeye dair bir davet.


Herhangi bir duyguya tutunmadan, sadece izlemek ve gözlemlemek. Neler hissediyoruz dinlerken? Ne duyduğumuzda nasıl değişiyor hislerimiz?


Öfke, korku ve hüzün, bazı aile ve topluluklarda tü kaka kategorisine sokulduğu ve alan açılmadığı için, çembere birimiz aracılığıyla bu duygular geldiğinde, onları buyur edip ağırlamak ve vakti gelince uğurlamak, bize güzel hissettiriyor. Çemberin umami etkisi bence buradan geliyor. Öte yandan neşeye ihtiyaç bol olunca, ona tutunma, hep neşeli kalma isteği uyanabiliyor. Ancak tecrübem, neşe dâhil her duygunun geçmesine izin verince, her geleni buyur etmenin kolaylaştığı, sevgiye, bütüne, dengeye daha çok yer açtığımız.


Açık beden

Bazı zor zamanlarda ve köklü değişim süreçlerinde, açık zihinli ve açık kalpli olmayı dilesek dahi, kendiliğinden kapanıveriyoruz. Kafamız çok sık dağılıyor, ne yapsak ne etsek odaklanamıyoruz, bir duygudan diğerine koşuyoruz.


Doğal döngülerimiz de dinleme kapasitemize etki ediyor - yaşasın regl esnasında üçüncü kulağı ve gözü iyice açılan kadınlar! Kastettiğim o değil. Bir aydan, bir mevsimden, bir yıldan daha uzun olabilecek, ruhumuza, kendi yolculuğumuza özgü süreçlerden bahsediyorum. Pandemi, sevdiklerimizin ölümü ya da doğum yapmak gibi.


Neyse ki böyle zamanlar için anahtarımız elimizde…


Açık bedene niyet, bedenimizi gevşetmeye dair bir davet. Eğer sık sık dişlerimizi, ellerimizi, çenemizi, karnımızı, pelvik kaslarımızı vs. sıkıyorsak, önce buralardan gevşemeye başlayıp, ardından yavaş yavaş bedenimizin her bir noktasını tarayıp açabiliriz.


Pek çok çember kolaylaştırıcısının yoga ve meditasyon pratiğini hayatının bir parçası haline getirmiş olması, çember danslarını ve oyunları sevmemiz tesadüf değil. Zihin, kalp, beden birliğine güvenmemizden.


Öyle ya da böyle, kendimizi almaya ve dinlemeye açınca, mucize atfedilmiş şeyler kendiliğinden oluveriyor işte.


Açık büyü!


Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.