- Kızım, çok karamsarsın. Neler yazıyorsun öyle! Üzülüyorum.
- Hayır, baba. Gerçekçiyim ben.
- Ama hiç mi iyi bir şey yok bu dünyada? Üzmesen ya bu kadar kendini.
- Baba, ben kendimi üzmüyorum. Sadece ne varsa onu görmek istiyorum. Ve evet, iyi şeyler pek olmuyor.
Ana, baba, eş, dost...
Herkes haksız da ben mi haklıyım?
Bunu bilemem. Kararını ben veremem. Aslında kimse veremez.
Bildiğim tek şey, hayatın kara bir oyun olduğu; hakiki olan her ne varsa ya siyah ya da beyaz olduğu.
Aşk, kefen ya da toprak gibi...
“Aydınlandım.” dediğimiz her konuda aslında gerçeği keşfettiğimizden karanlığı kucakladığımızı bilmiyoruz.
Gerçekçilik ve kötümserlik arasındaki vahşi kardeşliği inkar etmekte direniyoruz.
Gerçek kötüdür.
Hakikat karadır.
Siyah, uslu görünen ama içi kaynayan bir çocuktur.
Beyaz ise masum kılıfının altında çıplaklığı edepsizce sunar.
Diğer renkler aldatıcı, kafa karıştırıcı ve imaj kaygılıdır.
Bir gökkuşağı anlık bir görsellikten öte anlam taşımaz.
Yaşadığım toprağın en çok siyah beyaza ihtiyaç duyduğuna inanıyorum.
Kusurların, lekelerin ve ayıpların ortadan kalkması için; her şeyin olduğu gibi ortaya dökülmesi için...
Şu veya bu sebeple çekilen acıların en derin noktasında tıpkı o diğer renklerin yarattığı örtüler gibi kapatıcı güçler var. Bunlar gitmeli.
Kötü yola düşen muamelesi gören karamsarlık yeniden meşrulaştırılmalı ki eylemler artsın.
Sadece saflığı simgelediği sanılan beyaz, aklanmalı ki suçsuz ve dürüst olan kurtulabilsin.
Ömürde bulduğumuz lezzetler kahkahalar ve arkamıza ferah yaslanmalardan ibaret olamaz, olmamalı.
Yüklü olmalıyız. Tedirginliği üstlenmeliyiz.
Siyah beyaz suskun, sefasına düşkün olmayan bir ikilidir.
Çabasız ümit edişlerin karşısında dimdik duran, sinir bozan bir ikilidir.
Baba, ben bu ikisini seçiyorum. Sana da yalan söyledim.
Üzülüyorum elimden gelemeyenler için.
Pis bir sahtekâr gibi hakikate hatırınız için iyimser tavır gösterip nefes aldırmadığım için...
UYKUSUZ’UN GÜNCESİ’NDEN:
“Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi delirtecek.”
ALDOUS HUXLEY