“Yoğurtlu” sosyal siyaset

Obama 2008 yılında ABD başkanı seçildiğinde, ülkemizde Twitter’ın önemi günümüzde olduğu kadar algılanamamıştı. Obama seçim kampanyasını, bir mikroblog olarak değerlendirebileceğimiz, 140’ın katları yani Twitter ile yürütmüştü. (Bu arada tweet’lerimizin 140 karakterle sınırlandırılmış olmasının nedeni, Twitter’ın ilk başta SMS odaklı tasarlanmış olmasıdır. Bildiğiniz üzere SMS 160 karakterdir. 160-140=20 aritmetiğindeki, 20 rakamı da SMS içerisindeki reklam bölümüne ayrılınca, her bir tweet’imize 140 karakter kalmıştır. Ve bu arada önümüzdeki zamanlarda Twitter’ın 140 karakter sayısını biraz daha düşürmek, böylece atılan tweet sayısını ve dolayısı ile bu sosyal paylaşım platformunun reklam değerini artırmak da planları arasındadır.)

               

Obama’dan sonra Arap Baharı olarak adlandırılan ve bazı Arap ülkelerindeki yönetimlerin değişmesi (devrilmesi) ile sonuçlanan halk hareketlerinin Twitter üzerinden yürütülmesi, sosyal medyanın gücünün tüm dünyada pekişmesine “vesile” oldu.

 

Yaklaşık 3 yıldır tekrarlamaktan yorulduğum bir gerçek var. Bizim gibi toplumsal sosyal medya “kobay”larının kobaylıktan kurtulamamasının nedeni, kendimizi kobay olarak gönüllü alıkonduğumuz “laboratuvar”ın sahibi zannetmemizdir. Neden mi?

 

Bugün Facebook’ta ya da Twitter’da herhangi bir paylaşımda bulunun ve bu paylaşıma sadece 50 TL’lik bir reklam bütçesi tanımlayın. Aileniz ile ilgili hayatınız boyunca duymadığınız kadar küfüre, yalnızca saatler içerisinde ve sadece 50 TL karşılığında “sahip” olacaksınız. Ve tekrar soruyorum… Neden mi?

               

Kobayların, kendilerini laboratuvar sahibi zannetmelerinden. Verdiğiniz reklamı zaman akışlarında gören tüm kobayların tepkisi aynı…

               

“Kardeşim, benim Facebook’umda / Twitter’ımda ne işin var!”

               

Sevgili kobay kardeş; sen sabahları bir yerden 1 TL “denkleştirip” gazete satın alıyorsun. Sonra gazeteye telefon açıp diyorsun ki: “Yahu kardeşim, ben sizin gazetenizi okuyorum ama ayıp değil mi, neden bu gazeteye reklam alıyorsunuz!”

               

Ve sevgili kobay kardeş; sen bu Twitter’a ve Facebook’a, günde 1 TL bile ödemiyorsun. Günde yüzbinlerce dolar işletim ve işletme giderleri olan bu yazılımlara sahip şirketler, sunucu yoğunluğundan sana 10 dakika hizmet veremediğinde, bir de şikâyet ediyorsun.

               

Ve sevgili kobay kardeş; sen, başka bir kıtada yaşayan bir Amerikalının, bir sabah uyanıp, “yahu bugün bir program yazayım, sonra milyonlarca dolar harcayayım, yeter ki Türkiye’deki hiç tanımadığım bir kardeşim de sevabına bunu kullanıp kendisine 'manita' yapsın” düşüncesiyle hareket ettiğini sanacak kadar da safsın.

               

Yoğurt bölümüne geleyim…

               

Sosyal medya ile ilgilenen herkes, Danone firmasının, yıllar önce sosyal medyada uğramış olduğu haksız karalama kampanyasını bilir ki bu olay ülkemizin tarihine “İlk Sosyal Medya Karalama Kampanyası” olarak geçmiştir. Bu yazıda önemli olan, o karalama kampanyası değil, Danone firmasının o zamanlarda bu “savaş” a hazırlıksız yakalanmış olmasıdır.

               

Günümüzde ister yerel, ister genel seçimlerde yazılı ve görsel medya neredeyse hiç kullanılamıyor.

               

Eskiden halka meydanlarda ulaşabilen siyasilerimiz için artık tek bir yol var.

               

Sosyal medya…

               

Ben apolitik bir insanım… Hangi partinin nasıl bir tutum içerisinde olduğu benim “dünyevi” görüşümü pek etkilemiyor.

               

Yazıma konu olan ilk ışık ise geçenlerde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, sosyal medya için 6000 kişilik bir ekip kurduğu ile ilgili haberi okumam ile belirdi.

               

Bugün iktidar partimiz de, ana muhalefet partimiz ve diğer partilerimiz de bu sosyal medya “savaş”larının farkına vardılar. Ama sosyal medya “silahlar”ına ve stratejilerine hala yabancı gibiler. Yakında seçim barajının vs. önemi kalmayacak. Çünkü siyaset “yarış”ını, sadece kendini insanların hayatına en “müdahil” olan sosyal medyada ifade edebilen kazanacak.

               

Erkekler arasında “Kavgada ilk vuran kavgayı kazanır” diye bir söz vardır…

               

Yerel seçimlerimiz öncesi herkes “kavgaya” hazırlanıyor…

               

Kavga yerine artık “yarış” diyeyim…

               

Yarışlarda “ayakta” kalanların, ülkemize hayırlı olması dileğim ile…

               

Sevgimle kalın…

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
2
Onay Bekleyenler
0

  • Ayaktaki basınç noktaları
    Ayaktaki basınç noktaları

    Süresi : 01:04 İzlenme : 9242

  • Ne zaman su içilmez?
    Ne zaman su içilmez?

    Süresi : İzlenme : 6693

  • Yumurta dondurma işlemi nedir? Kaç yaşa kadar yumurta dondurulabilir?
    Yumurta dondurma işlemi nedir? Kaç yaşa...

    Süresi : 26:32 İzlenme : 863

  • Çocuklar ne izlemeli?
    Çocuklar ne izlemeli?

    Süresi : 41:12 İzlenme : 1969

  • Merve Büyüksaraç'la sukulent tasarımı yapıyoruz
    Merve Büyüksaraç'la sukulent tasarımı...

    Süresi : 17:20 İzlenme : 1878

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön