Hayat, kader meselesi

Hayat mı bize ne yapacağımızı söylüyor yoksa biz mi hayata? Kim veriyor kararları, biz mi, hayat mı?Biz karar veriyoruz da adına kader mi diyoruz, yoksa hayatın kendisi mi kader? Attığımız adım, verdiğimiz karar hayatımızı yönlendiriyor değil mi? Peki hiç kendinize soruyor musunuz? Acaba öyle yapmasaydım ne olurdu diye? O acaba kısmını hep merak ederiz değil mi? Hayatımızın bir yerinde acaba, keşke çoktur. Düşünür dururuz, bazı zamanlar geçmişe dönmek isteriz. Yaptığımız bir davranış veya verdiğimiz bir karar doğrultusunda aksini de düşünmeden edemeyiz. Ne fark edecekti acaba diye merak eder dururuz.


Hangi zamanda yaşıyoruz peki? Şimdi mi, geçmiş mi? Ya da evet böyle yaptım, böyle oldu. Gerisi, geçmişi, ya öyle olsaydı kısmına takılmayanlardan mısınız?  

 

Pişman mısınız mesela yıllar önce aldığınız bir karardan? Pişmansanız, neyi değiştirecek? Bu kadar zaman geçmiş, tabii ki bir şeyi değiştirmesini bekleyemezsiniz. Ama merak ediyorsunuz değil mi?

 

Keşke öyle yapmasaydım, acaba hayatımda ne farklı olurdu, dediğinizi duyar gibiyim. Bu pişmanlıklar genelde ya iş hayatı için duyulur ya da aşk hayatı için duyulur değil mi?

 

Tam da konu ile ilgili bir hikaye düştü aklıma. Çalınmış bir aşk, yaşanılmamış bir aşk hikayesi. Aslında doyasıya yaşanırken yarım kalmış:

Bir kız ve bir oğlan varmış. Birbirlerini çok severlermiş. Birbirleri ile çok uyumlularmış. Mıknatıs gibi çekiyorlar birbirlerini lafı vardır ya, tam onlar için söylenmiş. Sürekli beraberlermiş, hiç kavga etmezlermiş. Pürüzsüz, net, güzel bir aşk işte. Sade aşk. Gıpta edilen aşk. Duru bir aşk. Aşk gibi aşk. Günün birinde mecburen ayrılmışlar, sanırım ailevi sebeplerden dolayı. (Yanlış hatırlamıyorsam erkeğin ailesi karşı çıkmış bu ilişkiye.) Çok üzülmüşler. Mecburen ayrılmışlar. Bu aşk gibi aşka sarılmayıp savaşmayıp, boyun eğmişler kaderlerine… Yoksa kader bu deyip, yola devam mı etmişler? 

Hayat işte. Aşk engel tanımış. Sonra yıllar geçmiş. Erkek kadere boyun eğdiği için, savaşmadığı için vicdan azabı çekmiş. Çok üzülmüş. “Keşke savaşsaydım” demiş. Çünkü hiçbir zaman karşısına böyle bir aşk, sevgi çıkmamış. Yıllar geçmeye devam etmiş. Kız evlenmiş, erkek evlenmiş. Her ikisi de mutlu. Ama geriye dönüp bakmışlar hep. Bir gün karşılaşmışlar, aşkları hala baki. Erkek büyük hata yaptığını, bundan pişmanlık duyduğunu itiraf etmiş. Acaba öyle yapmasaydık, kader deyip geçmeseydik, savaşsaydık hayatımızda ne değişirdi diye kendilerine sormuşlar. Cevap bulamamışlar. Üzülmüşler. Geriye dönüp hep güzel şeyleri hatırlamışlar. Birbirleri ile yaşanmamışlığı hayal etmişler. Birbirlerini hala seviyorlarmış. Keşke demişler. Bu aşkı devam ettiremeden ölmenin ne acı verici olduğunu düşünmüşler. Belki, öldükten sonra bir şansımız olur, bu hayatta kullanamadığımız şansı o zaman kullanırız diye umut bağlamışlar. Keşkeler ile yaşamışlar.



Hala sorunun cevabını bulamadınız değil mi?  


Hayat mı bize ne yapacağımızı söylüyor yoksa biz mi hayata? Sanırım hayat söylüyor. Biz de dinliyoruz. Şimdi nereden geldim bu hayat meselelerine diye merak ederseniz, geçenlerde daha önce severek izlediğim bir filmi izledim tekrardan. Tabii ki farklı bir bakış açısı ile. Sliding Doors, sevdiğim filmlerden biri… 
 

 

Helen, sabah yataktan sevgilisini uyandırmadan kalkar, işine gider. İşe gider gitmez işten kovulduğunu öğrenir. Üzgün bir şekilde eşyalarını toplar ve oradan ayrılır. Bir an önce sevgilisinin yanına gitmek ister. Metroya yetişebilmek için koşar. Buradan itibaren filmde iki sahne oynamaya başlar. Helen metroya yetişir ve Helen metroya yetişemez. Detayına girmeyeyim, bir vakit izleyin. Helen de hayatın içinde sürükleniyor. İki farklı hayat bekliyor onu. Ama sonunda hep aynı son. Hayat sizi bir yere götürüyor, tabii sizin yardımınızla. Sanırım sorgulamamalı. Yola devam etmeli, her bir parçadan ders almalı. Bu arada o iki aşığın sonu ne olmuştu hatırlayamadım. Ama Turgut Uyar onlar için bir şeyler yazmış:


Herkesin bir umudu vardır.
Bir savaşı, bir kaybedişi,
Bir acısı, bir yalnızlığı,
Bir hüznü…
Çünkü herkesin bir gideni vardır,
İçinden bir türlü uğurlayamadığı.


 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 16369

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 4231

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 6763

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8416

  • İlişkilerde bağlanma çeşitleri
    İlişkilerde bağlanma çeşitleri

    Süresi : 27:40 İzlenme : 1411

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön