Uygar Şirin: “Bir şarkıyla Pavlov’un köpeğiyiz...”

Tuhaf bir ilişki. Çok dinlemişim ama hem bu kadar dinlediğimin farkında değilmişim hem de dinlemekten utanmışım.

Uygar Şirin: “Bir şarkıyla Pavlov’un köpeğiyiz...”

Eskicilerin koleksiyonerlerin ve müzik tutkunlarının yeni gözdesi olmaya aday eski kasetler, tıpkı eski plaklar gibi yavaş yavaş birer arzu nesnesi olarak hayatımıza dönüyorlar. Sinema eleştirmeni ve senarist Uygar Şirin’in üçüncü romanı Karışık Kaset’in adı buradan geliyor...

 

Karışık Kaset, çocuk yaşta tanışan ve sonrasında ancak 10 yılda bir karşılaşabilen bir çiftin aşkını anlatıyor. Sayfalar boyunca 1990’lar, 2000’ler, 2010’lar o yılların popüler isimleri ve şarkıları eşliğinde gözlerimizin önünden geçiyor.

 

Sezen Aksu, Mazhar Alanson, Barış Manço, Cem Karaca, Göksel... Aslında bizzat Uygar Şirin olduğunu düşündüğüm esas kahramanın zihinsel arşivinde Anadolu rock, arabesk falan da var. Bugün pek az kişinin bildiği bir sürü ayrıntı, mesela Arto Tunçboyacıyan’ın bir Sezen Aksu şarkısının kaydı sırasında sarf ettiği ve belli belirsiz duyulan bir cümle bile hikâyeye girebilmiş. “Kaset nostaljisinin kökeninde sence ne var” diye soruyorum röportajımızın başında.

 

“Şarkılar, anılar, aşklar” diyor. “O eski karışık kasetler bize dinlediğimiz ilk şarkıları, yaşadığımız ilk aşkları hatırlatıyor, bu yüzden etkileri kuvvetli ve kalıcı. Çocukluğumuzda her şeyin daha güzel olduğuna dair inancımız da kaset nostaljisini tetikliyor.” İşte devamında konuştuklarımız...

 

Müzik sence iyi bir hatırlama aracı mı?

Hem de en etkililerinden biri. Pek çok zaman hatıralar ve şarkılar birbirlerine tutturulmuş halde duruyorlar hafızamızda. Bir şarkının bizi eski bir güne, o günün hüznüne ya da mutluluğuna adeta ışınlaması bu yüzden. Olay belleğimizden silinse bile, bir şarkı yine de o sinir ucuna dokunarak bize aynı hissi yaşatabiliyor. Bir şarkı dinleyince, Pavlov’un köpeğine dönüyoruz.

 

Türk pop müzik tarihinin bir aşk hikâyesi üzerinden aktarılması daha önce rastladığımız bir şey değil. Nereden doğdu bu fikir?

Çocukluğumuzdan itibaren karışık kasetler yaptık, birilerine verdik. Çoğunlukla da âşık olduğumuz insanlara. Zaman geçti, sevgililerimizden ayrıldık ve bu sefer başkaları için kasetler, CD’ler playlist’ler hazırladık. Karışık kaset yapma eylemi değişmedi, sadece kasetleri verdiğimiz insanlar değişti. Bunları düşündüğüm bir gün aklıma bir soru takıldı: Ya hayat öyle gelişseydi ki, hep aynı insana âşık kalsaydık ve her rastlayışta ona yeni bir karışık kaset verseydik? Hikâye bu sorudan doğdu.

 

Pop müzikle ilişkini anlatır mısın?

Tuhaf bir ilişki. Çok dinlemişim ama hem bu kadar dinlediğimin farkında değilmişim hem de dinlemekten utanmışım. Bunları -mişim, -mışım diye anlatıyorum çünkü hepsini yakın sayılabilecek bir süre önce fark ettim... Kitabı yazarken tüm bu şarkılara geri döndüm, 70’lerden bugüne ne bulduysam. Çeşitli barlarda, kulüplerde yapılan 90’lar gecelerine gittim. Baktım, şarkıların çoğunu biliyorum. Felaket şarkılar var içlerinde, onları da biliyorum. Böylece hafızamla romanın birbirini beslediği bir süreç başladı. Tabii kitaptaki her şey bu dağarcıktan gelmiyor. Hazırlık sürecinde okuduğum kitaplar, özellikle 70’ler ve 80’lere dair yaptığım araştırmalar sayesinde tanıştığım şarkılar ve müzisyenler de var.

 

Pop müziğe dair başka neler keşfettin o süreçte?

Birincisi geniş kitlelerin dinlediği şarkı ve şarkıcılara baktığımızda ciddi bir gerileme var. 90’ların dalga geçtiğimiz kimi şarkıları başyapıt, kimi şarkıcıları da virtüöz gibi görünüyor şimdi. Olumlu tarafı ise bugün rock, etnik, caz, alternatif gibi farklı türlerde müzik yapanlar arttı. Kardeş Türküler’den Ceylan Ertem’e, Birsen Tezer’den Duman’a, Göksel’den Kırıka’ya sayısız alternatif var. Bu açıdan son 5-10 yılı, seçeneklerin daraldığı 80 ve 90’ların aksine, pop müziğin ilk büyük patlamasını yaptığı 70’lere benzetiyorum.

 

Ulaş ve Uygar isimlerinin benzerliği dikkat çekici. Şahsi bir tarafı var mı bu hikâyenin?

Evet ama otobiyografik mi dersen 1990’da geçen bazı bölümler hariç değil. Ulaş yazdığım romanlara ve senaryolara iliştirmeye çalıştığım bir isim. Anne Tut Elimi adlı ilk romanımda boy gösterdi önce. Ondan beri, bana benzeyen ya da tam tersi hiç benzemeyen ama benim benzemek istediğim karakterlere Ulaş adını veriyorum.

 

Röportaj: Gülenay Börekçi

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 9189

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 2307

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 5645

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 2455

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 3643

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön