Sevgi mi, yoksa intikam mı?

İşin içine para girdi mi, insan dostunu bile satar derler. Doğrudur! “Dogman” filminde de benzer bir durum söz konusu. Köpekler ile huzur bulan ve rahatlayan Marcello banliyöde sevilen biridir ama aniden dünyası başına yıkılır ve karanlığın esiri olur.

Sevgi mi, yoksa intikam mı?

Hayatta, sessiz ve ezik durandan korkmak gerek çünkü hiç ummadığınız bir anda o kişi sizi şaşırtabilir. O kişinin bize nasılsa bir zararı dokunmaz düşüncesi içerisindeyseniz “Dogman” filmini seyrettikten sonra fikriniz değişecek. “2019 En İyi Yabancı Film” dalında Oscar adayı olan “Dogman”, Cannes Film Festivali'nde "En İyi Aktör", "Palm Dog" ve "Palme d'Or" kategorilerinde ödül aldı.

 

Gerilim dram ve aksiyonu birleştiren “Dogman”, şiddetten uzak yaşayan, nazik, empatik ve oldukça anlayışlı bir adam olan Marcello’nun içinde kopan fırtınaları geri plana alarak, onun iyi insan olabilmesiyle ilgili mücadelesini ortaya koyuyor. Mottosu iyilik olan Marcello, kötülüklerden beslenen insanlar ile cebelleşip, sessiz kalma hakkını kullanıyor. “Susayım da her şey unutulsun, belalar benden uzak olsun” diye düşünen Marcello’yu, bela bir şekilde gelip buluyor. Hem de en karası! İnsanları hafife almamak gerektiğini belirten film, aslında birçok insanın içinde bir veya birkaç canavarın yaşadığını seyirciye aktararak, ezik ve duygularını bastıran insanların gözü kara oluşlarına göz kırpıyor. Onlar aslında korkutmayı seven insanlardan daha korkunçlar ve damarlarına basıldıklarında da makineli tüfeğe dönüşebilecek kadar tehlikeliler…

 

Köpek insanın en iyi dostudur

Gerçek yaşamla iç iç olan, hayvan sevgisini (köpek), sadeliği ve mahalle/banliyö yaşamını, Marcello karekteri üzerinden anlatan “Dogman”, ajitasyon yapmadan direkt olarak karakterle bağlantı kurmamıza izin veriyor. Yeşil renk filtresiyle ve puslu atmosferiyle seyirciyi dramatik anlara doğru çeken film, görüntü ve yapım tasarımındaki başarısıyla hikâyeye değişik bir boyut katıyor.

 

Çok fazla mekân değiştirmeden, anlatacaklarını özetleyen film, yoldan çıkmak istemeyen bir adamın zorla yoldan çıkarılmasını acı bir biçimde sergiliyor. Marcello başına kötü bir şey gelecek diye, arkadaşı sandığı Simoncino’nun suçunu üstlenip, akabinde tüm soruları yanıtsız bırakması, hangi cümlelerle açıklanabilir ki?

 

Karakteristik yüz hattı ve duygu dolu bakışlarıyla hikâyenin ilerleyişine büyük bir katkı yapan Marcello, nam-ı diğer Marcello Fonte, bizi iyilik ve kötülük arasındaki alana hapsediyor. Yalnız bir sorun var, o da şu: 8. filmini çeken yönetmen Matteo Garrone sürekli Marcello ile haşır neşir olarak, her şeyi onun sırtına yüklüyor ve hikayedeki bazı detaylar gölgede kalıyor. Örneğin Marcello’nun kızı ve eşiyle ilişkisinin nasıl olduğuna dair en ufacık bir fikrimiz yok. Bu sebeple, baba ve çocuk arasında neden özel bir ilişki kurulmuyor diye sormadan edemiyoruz. Yönetmen ekseriyetle filmdeki dengeyi karakter üzerine oturtuyor ve onun özel yaşamına bir türlü giriş yapamıyoruz, sadece köpeklerle olan bağını anlamaya çalışıyoruz. Karakter belki de içine attığı tüm dertleri köpek bakımı yaparak ötelemeye çalışıyor, zira film boyunca onu çok fazla kızarken ve konuşurken görmüyoruz.

 

 

Herkesle iyi geçinme arzusu

Açıkça belirtmek gerekirse, ince bir çizgide yürüyen ve mahallede/banliyöde itibar sahibi olan Marcello’nun amacı herkesle iyi geçinip kimse ile kötü olmaması… Bunu temel alarak, alt tabaka insanların sorunlarını gözler önüne seren yönetmen Garrone, susmanın bazen çok yaralayıcı olduğunu ve susarak hayatımızı bir başkasının eline teslim ettiğimize dikkat çekiyor ve bununla sınırlı kalmayarak içinde bulunduğumuz durumu aşmak için, kırılgan olmayıp dişlerimizi göstermemiz gerektiğinin altını çiziyor.

 

Tabii bir de madalyonun diğer tarafına göz atmak lazım. Bazen arkadaş ve dost olarak tanımladığınız kişiler, hayatımızı cehenneme çevirebilirler. Can acıtan kişiler arkadaş değil, düşmandır. Sadece çıkarları için hareket ederler, tıpkı filmdeki gibi… Eğer işin ucunda para varsa ve siz de para için karşı tarafla anlaşıp onun şeytani planını devreye geçiriyorsanız durumunuz sandığınızdan daha komplikedir.

 

Karakter tahlili konusundaki ustalığını ortaya koyan yönetmen, tüm zorlukları oyuncu Marcello Fonte ile rahatlıkla aşıyor. Aslında Dogman ismi ile birçok yere kapı açan yönetmen, kapana kısılmışlığın, kilit altına alınmanın ve bedel ödemenin önemine değinip, konuyu “ektiğinizi biçersiniz” cümlesine getiriyor.

 

 

Senaryodaki bazı detaylara daha fazla önem verimeliydi

Doğallığa önem veren Marcello saflığını, temiz kalpliliğini her daim koruyarak mahalle/banliyö kurnazlarına ve düzenbazlarına karşı gelmiyor, tam tersine naifliğini ortaya çıkarıyor. Şu bir gerçek ki; her mahallenin/banliyönün kendine özgü kötücül bir lideri vardır ve bu lider karşısındaki iyi niyetli kişiyi kullanır. Aynı yukarıdaki paragraflarda söz ettiğimiz Simoncino gibi. Fiziksel olarak güçlü olan Simoncino serseri ve uyuşturucu bağımlısıdır, Marcello’yu arkadaş görmesi şöyle bir yana dursun, onun hislerini tamamen hiçe sayar. Marcello’yu asıl korkutan sevilmeyen şahıs olarak lanse edildiğinde, başına geleceklerdir.

 

Genel hatlarıyla incelediğimizde, dışlanmışlık ve farkındalık olgularının üzerine kurulu olan ve klasik mafya filmlerinden çok uzak bir yerde hakimiyet kuran “Dogman”, sadece büyük yerlerde değil, küçük yerlerde de aynı sorunların yaşandığını ifade ediyor.

 

Geldik filmin sıkıntılı tarafına… Yüz ve göz hareketlerinde ustalık yaratan Marcello Fonte, hikâyeyi takdire şayan oyunculuğuyla başarıya ulaştırıyor, fakat hikayedeki bazı anlamsız noktalar ve gedikler filmi sorgulamamıza neden oluyor. Özellikle de final sahnesi! O sahnenin seyircide “Öyle son mu olur?!” hissini uyandırmasının yanı sıra, bazı argümanlar fazlasıyla havada kalıyor ve bu sebeple tam bir doyuma ulaşamıyoruz.

 

Netice itibariyle; güçlü bir insanı tarafı olan ve kamera hareketlerini akıllıca kullanan film, psikolojik olarak zayıf bir karakterle, fiziksel olarak güçlü bir karakteri karşı karşıya getirerek, hayatın siyah ve beyaz renkleriyle olan bağını ortaya koyuyor. Aslında “Dogman” zor ve paradoksal bir dostluğun vahşi hikayesi! Kurban olmakla, kurban etmek arasında gidip gelen amansız bir mücadele…

 

Film notum: 7

Yazı: Arzu Çevikalp

arzu.kultursanat@gmail.com

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön