Birçok törenden ve sosyal ritüelden mahrum kaldık. Mezuniyet baloları, düğünler, konserler, dini törenler, açılışlar… Sosyologlar, törenler düzenlemekten mahrum kalmanın toplum ruh sağlığı üzerinde derin izler bırakacağını düşünüyor ancak sonuçlara varmak için henüz erken. Kimse, ertelenen veya iptal edilen törenlerin bizi bireysel ve toplumsal olarak nasıl etkileyeceğini henüz kesin olarak bilmiyor. Ancak bilim bize bazı ipuçları veriyor. Yapılan çalışmalar, elimizdeki bir araya gelme yöntemlerine dört elle sarılmamızın iyi olacağının işaretlerini veriyor.


Hastalanma ve hayatını kaybetme riski ile birlikte ekonomik kaygıların yanı sıra, duygusal kayıplar da birçok kişiyi etkiliyor. Konser, düğün, nişan ve mezuniyet töreni gibi hazırlıkları aylar süren ve duygusal yoğunluğa sahip organizasyonların yapılamamasının insanlarda kayıp duygusu yaratacağı söyleniyor. Yaşananların hem bireysel hem de toplumsal hafıza üzerinde travma etkisi yaratacağı düşünülüyor. Peki, etkileri daha hafif yaşamak için neler yapabiliriz?


Ertelenen törenler yüzünden mağdur olanların maddi-manevi kayıplarının yeri doldurulamayacak olsa da uzmanlar “Hiç yapmamaktan iyidir” diyor ve iptal olan/ertelenen törenlerin niyetlerini korumayı tavsiye ediyor. Korunan niyetler ile farklı şekillerde yeni törenler düzenlemek ve ritüellerin getirdiği duygusal güçten faydalanmak öneriliyor. Bağlantıda olma hissini besleyecek, paylaşılan duyguların ortaya konacağı ortamlar yaratmanın önemli olduğu söyleniyor. Bunun için elimizde şimdilik Zoom, Webex ve Houseparty gibi online araçlar ve uygulamalar bulunuyor. Yüz yüze iletişimin yerini tutamasalar da bu tarz dijital araçlar ve uygulamalar toplumsal paylaşımlarımızı ve bağlarımızı korumayı sağladıkları için oldukça işe yarar görünüyorlar.


Kayıp duygusu konusunda uzmanlar neler öneriyor?

İnsanların işlerini, sağlıklarını veya bir yakınlarını kaybetmedikleri sürece herhangi bir kayıplarının olmadığı yanılgısına düşebildikleri söyleniyor. Ancak Covid-19 sürecinde aslında neredeyse hepimizin bir kayıp yaşadığı bir gerçek. Hayalleri, beklentileri ve planları yerine getirememek de acı veriyor ve bu kayıp, yas tutmayı gerektiriyor. Gerçekleşemeyen hayallerin de yasının tutulması gerektiği söyleniyor. Uzmanlar, bunların da gerçek kayıp olduğunu söylüyor.


Her kayıp üzerine olduğu gibi insanların yaşadıkları tüm kayıplar hakkında konuşmaya ihtiyacı oluyor. Hangisinin daha gerçek veya daha acı verici bir kayıp olduğunu sıraya koymak ise içinde bulunduğumuz bu dönemde çok da faydalı görünmüyor. Dayanışma duygusunun yeşermesi için herkesin anlaşıldığını hissetmeye ihtiyacı oluyor. Desteklendiğini hissedenler güçlenerek diğerlerine yardım etmeye hazır hale geliyor. Bu da birliğe ihtiyaç duyulan günlerde oldukça işe yarıyor.


• Yakınlarına cenaze töreni düzenleyememek, mezuniyet töreni olmadan okuldan mezun olmak… Bütün bunlar herkesin kendi yaşamı içinde yaşadığı kayıplar. Her birinin etkisinin kişiye göre değişebildiğini göz önünde tutmak ve birbirine anlayışla yaklaşmak oldukça faydalı.


• Herkesin birbirini dinlemeye açık olması, paylaşımları da kolaylaştırır. Kendi duygularını paylaşmaya açık olan birinin varlığı, etrafındakilere de cesaret verir. Bireysel olarak bu konuda bir şeyler başlatmak istiyorsanız, yakın gördüklerinizle duygularınız hakkında konuşmaktan çekinmeyin. İşler yoğunlaşmış olsa da bugünlerde daha fazla iş yapmaya değil, laflamaya ve samimiyete ihtiyacımız var.


• Yapabileceğimiz şey, en yakınlarımızdan başlamak. Anne-babalar, partnerler, aile üyeleri, akrabalar, arkadaşlar olarak neyi özlediğimizle ilgili olarak birbirimizle bol bol konuşmaya ihtiyacımız var. Ne konuda kayıp duygusu yaşandığı, neyin yasını tutmak istendiği konusunda bir niyet ortaya koyup sohbet başlatmak baştan zor gibi görünse de yalnız hissetmenin önüne geçmeye yardımcıdır. Duyguların açığa çıkması zorlayıcı olsa da paylaşmak güçlü hissettirir. Bu da bir sonraki aşamaya yani dayanışma için eyleme geçmeyi kolaylaştırır.


• Sohbet etmeden önce, sahip olamadığımız veya iptal olan konular hakkında konuşmanın acı verici olabileceğini baştan göze almak faydalıdır. Peki bu üzüntülerle nasıl başa çıkacağız? Cevap kulağa klasik gibi görünse de bugünlerde ayrı bir anlam kazanıyor; Sahip olduklarımıza odaklanarak.


• Yaşanan tüm kayıpların ortasında birlik duygusunun yükselmesi, yakınımızda olanlara şükretme duygusunu arttırır. Bunun içinse yakın çevremizdeki kişilerin varlığı bize güç verebilir. Komşular, yakın çevre bugüne kadar hiç olmadığı kadar önemli hale geliyor. Yakın çevreden başlamak, bir miktar kontrol edebilme, yardım edebilme ve destek görme imkânı sağladığı için duygusal olarak daha güçlü hissetmeyi de sağlıyor. Fiziksel temas imkanı olmasa bile görüntülü arama yapmak ve bunu rutin haline getirmek yardımcı olabilir.



Ritüeller ve törenler ne işe yarıyor?

Sosyal psikolog Shira Gabriel’e göre, paylaşılan ritüeller hem bilinç hem de bilinçdışında önemli bir yer buluyor. Kendisinin yaptığı araştırmalara göre, belli bir plana göre düzenlenen olaylar duygusal olarak yüklü bir deneyim içeriyor ve bizi başkalarına bağlayan birlik ve kutsallık hissi yaratıyor. Ritüeller ve törenler bize sıradan olanın ötesine geçme hissi veriyor ve etkinlikleri özel ve anlamlı bir anıya dönüştürüyor.


Bir ritüele katıldığımızda, sosyolog Emile Durkheim’ın kolektif galeyan adını verdiği bir çeşit duygu bulaşıcılığı yaşıyoruz. Kısacası, duygular da virüs gibi bulaşıcı olabiliyor. Bu yükselme hali ve ortaya çıkan enerji, yabancılarla bile bir ortaklık duygusuna girmemizi sağlıyor ve daha büyük bir topluluğun parçası olduğumuzu hissettiriyor. Galeyanın gün içinde yaşanan bazı anları, başka insanlarla bağlantıda hissetmemize ve hayatımızın bir anlamının olduğunu hissetmemize yarayabiliyor. Araştırmalara göre ritüelleri çok deneyimleyen insanlar daha mutlu, ayrıca daha az endişeli ve daha az depresif hissediyor.


Olumlu duygularla galeyana gelmek sadece çok büyük olaylarda değil, birlikte televizyon seyretmek veya bir konferansa katılmak gibi günlük etkileşimlerde de ortaya çıkabiliyor. Bu durum, olumlu duygulardaki artışı sağlamanın düşündüğümüzden de daha kolay olabileceğine işaret ediyor.


Ritüeller doğum ve ölüm gibi, yaşamdaki önemli geçişlerde de oldukça önemli hale geliyor. Böylece, zamanın geçişinin kutsallığına işaret ediyor. Düğünler, cenaze törenleri, mezuniyet baloları bize anlam duygusu veriyor. Bu sebeple ritüellerden uzak kalmak oldukça zor hale geliyor.


Ortak ritüelleri kaybetmek, toplum için de zor bir durum. İnsanları tören, kutlama ve ritüellerden uzak kalmalarından dolayı mutlaka bir yas duygusu yaşayacakları öngörülüyor. Amerikalı sosyolog Randall Collins’in yaptığı bir araştırmaya göre, topluluğu birleştirici ortak bir trajedi yaşanmış olsa bile, insanlar duygusal deneyimleri paylaşmak için bir araya gelmeyi bıraktıklarında, topluluk bir dağılma eğiliminde olabiliyor.


Herkesin aynı şeye odaklanıp benzer duyguları paylaştığı ve aynı yelpazede duygular yaşadığı bir durum, bir yandan dayanışma duygusu yaratıyor. Öte yandan yüz yüze etkileşimi kaybetmiş durumdayız. E-posta görüşmeleri, görüntülü telefon aramaları ve Zoom üzerinden toplantılar bu kaybı telafi edebilir mi sorusuna, yaptığı araştırma “Evet ama daha zayıf düzeyde” diye cevap veriyor. Yine de bunu sürdürmek ve insan ilişkilerine eklenen bu yeni halin, hiç olmamasından çok daha faydalı ve gerekli olduğu söyleniyor.


Derleyen ve çeviren: Senem Tahmaz




Referanslar: Jill Suttie. “What happens when we lose our social rituals” (2020) Şuradan alındı:


https://greatergood.berkeley.edu/article/item/what_happens_when_we_lose_our_social_rituals



"Boşaltılamayan her duygu bedende birikir..."

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.