Kendini bildi bileli alerjisi vardı. Severek okuduğu kimya fakültesini bitirdikten sonra kimyasallara alerjisi olduğunu anladı. Gezmediği doktor, dermatolog kalmadı. Yanlış teşhis koyanlar oldu. Uzun kortizon tedavileri gördü. İki ay iyiyse, üçüncü ay alerjileri yeniden başlıyordu. Yaşam tarzını değiştirmeye karar verdi. Yağları birbiriyle karıştırmaya, doğal kremler kullanmaya; bunları yavaş yavaş kendisi de yapmaya başladı.


Herkes terk ederken o, yaklaşık iki yıl önce, İstanbul’dan ayrılıp memleketi Tunceli Ovacık’a döndü. “Bireysel bir tepkiydi. Burayı herkes terk ediyor, ben terk etmeyeceğim diyerek geri döndüm” diyor. Ancak tek bir fabrika bile olmayan memleketinde kimyager olarak çalışması mümkün değildi. Çoğunun yaptığı gibi kafeterya da açmadı. “Madem oraya gidiyorum, üretime dair bir şey yapayım, elimi taşın altına koyayım” diye düşündü. “Fikrin güzelmiş, gel bende para var” diyenlere kulak asmayıp, bir kadın olarak kollarını sıvadı. Bir hayal kurmuştu, gereğini yapacaktı.




Hayriye Mengüç - Semra Yeşil


Hem zaten onun kırmızı çizgileri vardı, ticaret yapmak istemiyordu. “Ticaret yapmaya çalışsaydım, bu noktada olmazdım. Bu işi o zaman maaşlı bir eleman gibi yapardım. Ama ben öyle değilim ki… Ben bu işi iş olarak görmüyorum. Tamam, son zamanlarda artık daha bir iş gibi bakıyorum ama ikisinin dengesini tutturmaya çalışıyorum. Ticaretin kurallarını tamamen uygulamıyorum. Benim de kurallarım var. Kırmızı çizgilerim var. Bu kırmızı çizgilerimin bazıları geçilmez, yani onları yapmayacağım.”


Datça ve Hatay’dan zeytinyağı

İşe sabunla başladı. Ancak Tunceli’de sabunun hammaddesi zeytin yoktu. Datça’dan ve Hatay’dan zeytinyağı aldı. Tunceli Ovacık’ın dağından toprağından topladığı papatya, kekik ve ölmez çiçek otlarıyla doğal sabunlar, kremler üretmeye başladı. Baktı ki yörede lavanta yetişmiyor, sırf ürettiği krem ve sabunlarda gerçek lavanta yağı kullanabilmek için iki dönüm lavanta ekti. Lavantayı, biberiye ve gül izledi. Derken, çalışacak kimseyi bulamayınca; sadece sabun ve krem üretiminde değil, bu kez babasıyla birlikte tarlada da çalıştı.


‘Kimyacı eli değmiş’ ürünler

İşte bu kadın; Jil Doğal Bakım Ürünleri üreticisi Kimya Mühendisi Semra Yeşil, önceki hafta pazar günü, Deniz Yıldızı Kadın Dayanışma Derneği’nin İstanbul Kadıköy’deki merkezinde “Belki Derdimize Çare Bir Çiçektir” başlığıyla ‘kimyacı eli değmiş kişisel bakım ürünleri’ni anlattı.


‘Jil Doğal’ markası altında; zeytinyağının yanı sıra badem yağlı, lavanta yağlı, keçi sütlü sabunları varmış. Her cilt tipine uygun 7 çeşit sabun üretiyormuş. Duş için lavanta sabununu, egzama ve çok kuru ciltler için keçi sütlü sabunu öneriyor. Yağlı ciltlere kil sabunu, yağlı saçlara boya yok ise ısırgan otu sabunu, yüzdeki lekelere siyah karbon sabunu kullanılabilirmiş. Ölmez otundan hazırlanan Ana Fatma Kremi, kırışıklıklar için hem yüze hem de göze sürülebiliyormuş. Ayrıca her cilt tipine de uygunmuş. Kas ağrısı, baş ağrısı için daha çok sporcular için, zembul (kekik) merheminin yanı sıra, egzama için yatıştırıcı kremi de varmış. Sirke ve doğal meyve sularından oluşan cilt toniği, ayrıca saç bakım yağının yanı sıra cilt serumları ve yeni ürünü tuz sabunu varmış. Bu sabun için Semra Hanım, “Tuz oranı fazla, toksinleri atıyor. Köpürüyor, peeling etkisi yapıyor, kekik de koydum içine” diyor. Boyalı saçların bile kullanabileceği sarımsaklı şampuan çalışmaları ise devam ediyormuş. Ürünlerini, e-ticaret sitesiyle tüketicisine ulaştırıyormuş.



Semra Yeşil, Deniz Yıldızı Kadın Dayanışma Derneği’nin İstanbul Kadıköy’deki merkezinde; zehirsiz kişisel bakım hakkında bilgi, deneyim ve düşüncelerini paylaştı.


‘Bilgi aktarımı kalmadı’

İki yıldır Ovacık’ta üretim yapan Semra Yeşil, bölgelerin endemik bitkilerinin araştırılıp kayıt altına alınması gerektiğini düşünüyor. Hayat mücadelesi ve diğer çeşitli nedenlerle doğayla bağımızın kopmaya başladığının altını çizen Semra Hanım, bir yandan da bilgi aktarımının da kalmadığına işaret ediyor. ‘Belki Derdimize Çare Bir Çiçektir’ diyerek çıktığı bu yolda yaşadıklarına örnek olması için sarı kantaron bitkisini memleketinde nasıl keşfettiğini anlatıyor: “Hep Ege’de satılır ama Dersim sarı kantaron kaynıyor. Ben iki-üç sene önce öğrendim bunu ve orada kimse bilmiyor çünkü bu aktarım yok. Ben bu bitkiyi kendi çevremden öğrenemedim, fotoğrafını çekip, Bursa ve Balıkesir’deki hocalarımdan öğrendim. Neyin nasıl yapıldığına, neler yapıldığına dair aktarım yok. Bu, benim için çok acıydı.”


‘Kişisel bakım lüks değildir’

Semra Hanım, kozmetik ürünlerinin raf ömrünün nasıl uzatıldığını da anlatıyor. Daha doğrusu, kozmetik değil, kişisel bakım ürünü diyor. Ona göre kişisel bakım, bir ihtiyaç. Çünkü cildin temizlenmesi ve nemlenmesi gerekiyor. “Bu su içmek gibi bir şey, yani lüks değil” Ayrıca da bir hak. Tunceli’de üretim yapmasını, bu hakka bağlıyor.


“Zehirsiz kişisel temizlik malzemesi üretilebilir mi?” sorusunu açıklarken kendi üretiminden örnekler veriyor. Genelde ağız yoluyla alınan besinleri vücudun sindirerek zehirsizleştirilmeye çalıştığını ancak krem, şampuan ve parfüm gibi cilde temas edenlerin direkt bağışıklık sistemini etkileyip vücut dolaşımına girdiğine işaret ediyor. “O yüzden yediğimizden çok cildimize sürdüğümüz şeyler, çok çok daha önemli” diyerek konuşmasını şöyle sürdürüyor: “Raf ömrü vermek için koruyucu kullanılan ürünleri ya kullanmayacaksınız ya da doğal ürün kullanıyorsanız bazı şeylerden feragat edeceksiniz. Mesela sabunlar bir müddet sonra doğal halini kaybediyor. Ben sabunlarıma fazla yağ koyuyorum, cilt temizlenirken bir yandan da nemlensin istiyorum. İşte bu yağ, bir süre sonra kusuyor, bu durum zararlı değildir. Belli kullanım koşulları vardır. Diğer sabunlara göre daha yumuşaktır, kuru zeminde saklayıp kullanmanız lazım. Saklama koşularını sağlamalısınız. Aksi takdirde üründen yeterince faydalanamazsınız.” Su ve yağ bazlı kremler ürettiğini, su bazlı kremlerine doğal koruyucular koyduğunu, buna rağmen en fazla 3 ay dayandığını söylüyor, o da eğer kullanım koşulları uygunsa; yani temiz elle alınacak, buzdolabında saklanacak, el kuru olacak.




Semra Yeşil, memleketinde doğada yaygın olmayan bazı bitkileri, hammadde olması için kendisini yetiştiriyor. Lavanta da bunlardan.


‘Şampuan, bulaşık deterjanı ile aynı’

Doğal yollarla üretilen malzemelerin en fazla 3-4 ay ömrü olunca, raf ömrünün uzaması için örneğin sıvı sabun, şampuan, diş macununda ‘SLS’ adı verilen koruyucu maddeler içeriyormuş. Sadece organik kozmetikçiler ’SLS’ yerine ‘ALS’ kullanıyormuş. Gerisini Semra Hanım anlatıyor: “SLS (Sodyum Lauret Sulfate) kullanmadık diyorlar ama aslında ALS (Ammoneum Lauret Sulfate) dediğimiz şey, SLS’nin bir formu. Yani hiçbir farkı yok. Şampuan ve sıvı sabunun köpürmesini sağlayan, bu iki madde. Bunlar gerçekten kötü kokuyor. Köpüğünün kalıcı olması ve köpürmesi için ayrı, kokusunu bastırmak için ise ayrı bir kimyasal. Bence şampuan kullanmak, bulaşık deterjanı kullanmak gibi bir şey. Şampuan, duş jeli ve bulaşık deterjanı arasında hiçbir fark yok. Hepsi de deterjan. Kimyasal köpürtücüler, diş macununda da var. Kokusu kötü olduğu için ayrı bir kimyasal da koyuyorlar. Bunların hiçbirine ihtiyacımız yok, diye düşünüyorum. ”


Haber: Hayriye Mengüç




İva Natura Kozmetik’in geçen ay ikincisini düzenlediği kozmetik kısa film yarışmasında Semra Yeşil’e, Jil Doğal olarak ‘Anadolu’nun bitkilerini ürüne dönüştüren girişimci ödülü’ verildi.

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.