Ilgın'ın gebelik günlüğü: 12. hafta

"Çünkü babalık demek planlar yapmak demek!"

Ilgın'ın gebelik günlüğü: 12. hafta

12+1’in sabahındayız. Uzun zamandır beklenen hikaye gerçekleşmiş, İstanbul yollarına düşülmüş, perinatologa gidilmiş. Evlat olsun, sevelim dediğim, karnımda yer açtığım bölünmek suretiyle çoğalan “çete”,  uzman göze teslim edilmiş; elinin ayağının parmağına kadar saatlerce incelenmiş… İkiz gebeliklerde yapılamayan ikili test meselesine, burun kemiği ve ense kalınlığı ölçümüyle derman bulunmuş, e haliyle ben de ayı gibi uyumuşum.

 

Çünkü bence hamileliğin yarısı kusmaksa diğer yarısı uyumak! Bu rahat, uzun ve gebeş uykumdan uyanır uyanmaz “analar taş yesin yarımşardan beş yesin” lafının hakkını vermek amacıyla arkadaşımdan kalan bir parça çikolatayı, kocacımdan kalan bir parça poğaçayı hüpletmiş ve bittabi elime telefonu almışım.

 

Hayat güzel! O da ne? Kocamdan mesaj var!

Kocam romantik! Kocam dünya tatlısı! Kocam bana aşık! Kocam kocam kocam!

Lan??? Kocam hamile! İçinden bir baba çıkacak!

Ve bize babalık yolculuğunun 12. haftasını anlatıyor:

 

 

***

 

“N’abersiniz be?

Bugün sabahtan 07:15'te sizi kontrol ettirmeye gittik.

Normalde var ya, ananızı hiçbir kuvvet oraya getiremez. Ama tabii başlangıç için yanlış bir cümle oldu bu!

Onu sonra anlarsınız zaten. Şu an mesela sizi sevemiyoruz.

Çünkü aklımızdaki tek şey, o karanlıktan sağ salim çıkmanız.

 

Şimdi size şunu çok açık ve net söyleyebilirim. Herkes her şeyi tanıyor. Ya da her şey olması gerektiği gibi oluyor.

Hiç tanımadığımız bir kadın, bizi ofisine ve teknolocik aletlerinin olduğu bir odaya alıyor.

Hiç anlayamadığımız görüntülerin oluştuğu bir ekrana bakıp, -çok kısık bir seste- ve hiç anlamadığımız yabancı bir dilde asistanına bir şeyler söylüyor. (Bu satırları yazarken az önce annenizle beraber geldiniz ve hepinizi öptüm.)

 

-beyin tamam.

-böbrekler tamam.

-el ve ayak parmakları tamam.

-ense kalınlığı: süper.

-burun kemiği göründü: oleyyy.

 

Yani milim milim, santim santim sizi takip ediyoruz. Evet haklısınız, çok sıkıcı. Ama malum, zaman bizi bu hale getirdi.

Bundan 100 yıl önceki doğum teknikleriyle ilgili merakınız varsa, anneniz size anlatır. Çünkü sizin anneniz bir bilgi kurdu. Sürekli okuyor. Araştırıyor. Malum zaman; araştırmadan, okumadan, kendi içinizdeki sese hangisinin yakın olduğunu bulamıyorsun.

İnsan suç ortağı arıyor sanki. Ama 'ana yüreği' diye bir şey var bu dünyada. Onu sonra zaten siz ergenken ateşli bir şekilde tartışacağız.

 

Son 5-6 gündür annenize mide bulantısı ve azca kusma verdiniz. Yani 12. haftaya kadar olanları saymıyorum bile -deyip bir tanesini sizinle paylaşmak istiyorum: Bir sabah uyandık ve ben gözlerimi açtığımda bana “ben hamile değilim!!!” diyerek bağırıp ağlamaya başlayan annenizi gördüm. Erkek algoritması nasıl işler bunu hiçbir erkek bilemez ama sabahın 8'inde gözlerinin içine bakıp içinde ikiz bebek taşıyan bir kadın “ben hamile değilim” diye ağlarsa, asla sesini çıkarmamalı. Erkek önce elini sırtına uzatır. Sonra onu yavaşça ve aşkla ovmaya başlar. Ben öyle yaptım.

 

Yani ben böyle yaptım en azından, diğer erkekler o an pek umurumda değildi. Daha sonra bu adam, işin aslını ve asıl kafasını taktığı şeyi öğrenip bir an önce o durumu ortadan kaldırmayı dener. Mesele aslında, bir gün önce çeşitli mağazaların ‘hamile koleksiyonları’ndan alınan kıyafetlerin ruhuna vermiş olduğu yüktür.

 

Anneniz (ve sanırım çoğu kadın) kendini hep 22 yaşında ve dipdiri vücuduyla görmek ister. Çocuklarının sorumluluğunu ve kendisinin olaylara hiçbir şekilde müdahale edememesinin gözyaşlarıdır bu. İtinayla “evet, hamile değilsin” telkinleri eşliğinde kıyafetlerin alındığı mağazalara gidilip, kıyafetler maalesef yeniden -hamile koleksiyonu- bölümünden alınır :) Hiç durmayan endişeler, yersiz yükselişler ve bir buçuk porsiyon mantılar eşliğinde bu zamana kadar gelinir.

 

Ha ama maalesef ülkemizde erkek olmak da çok zor. Bazen bunun hiç konuşulmadığını ve bahsinin geçmediğini fark ediyorum ve erkek denilen bıdının “güçlü olmalısın!” mottosuna dayanarak aslında hiçbir şeyi çaktırmamaya çalışıyorum. Neyse.

 

Şu an sizi A ve B bebekleri şeklinde ayırmış durumdayız. A canlısı her şeyini sere serpe bize gösterirken B kişisi nedense biraz hareketli.

Öyle yaptık olmadı, böyle yaptık olmadı. Görmemiz gereken hiçbir şeyi bize göstermedi. Bu arada anneniz 2 kez çişe ve 1 kez kusmaya gitti.

Herhangi bir sendrom izi var mı diye yaklaşık 2.5 saattir sizi gözetleyen doktorunuz, B bebeğinin burun kemiğini görmenin muhteşem önemli olduğunu ve Down sendromlu çocukların bu şekilde ilk tespite geldiklerini anlattı. Down sendromlu çocukları da zaten ilerde sana anlatırız. Mucizeler!

 

Anneniz tabii ki bu bilgiyi çoktan öğrenip paylaşmıştı. İşte ilk o zaman baba olduğumu anladım. Hiç doğmamış bir bebeğimiz için hiç bir tarifi olmayan bir endişeyi içime almış oldum. Ve bunu annenize taşımamak için elimden gelen bütün oyunculuk numaralarını yaptım. Az biraz da başarılı oldum sanırım.

 

Şimdi burada, bu saatte tüm bilinmeyenler ve nefret etmeye başladığım -risk- lafıyla birlikte bu satırları yazmaya çalışıyorum. Kabul edelim, anneniz bu konuda muhteşem. Kelimelerle arası çok iyi. Ama benim de daha sonrası için çok güzel planlarım var. Çünkü babalık demek planlar yapmak demek! :)

 

Mesela benim çok güzel planlarım var. Hep birlikte var edebileceğimiz. Size göstermek istediğim tekniklerden ilki -kalpten yön bulma.

Bu benim çok sonraları öğrenip, uygulayabildiğim bir teknik. Mesela sizi düşündüren, olumlu ya da olumsuz bir şekilde çıkmazlarda bırakıldığınız bir durumda kalbinize sığınıp, ona sorular sorup temiz,açık ve net bir şekilde “ben bunu istiyorum/ya da istemiyorum” diyebilmek.

Sanırım bence hayat dediğimiz, doğumla ölüm arasında sıkışıp kaldığımız zaman bıdısında; “ben ne istiyorum?” sorusuna kalbinizden, temiz ve açık bir şekilde cevap vermek. Ha bunu nerden biliyorum çünkü kendime bu soruları çoğu zaman hiç soramadım -üzgünsımayley.

Şimdi içinde olduğunuz ve oldukça tatlı bir kadın olan anneniz bana bunu hala öğretmeye çalışıyor.

 

12. haftanın bu ilk sabahında sizi sabırsızlıkla ama aynı zamanda sakinlikle bekliyorum. Burada. Hep birlikte güzel duygular, müzikler, tatlar, kokular ve en büyük savaş tüccarlarıyla bekliyor olacağız.

 

-hoş-geleceksiniz!"

 

ılgınananızaözenenbabanız

17.08.16 - çarşamba (12. hafta)

 

Hamileliğin 12. haftasında neler olur?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

***

 

Hamileliğin hangi haftalarında neler olur?

HTHayat.com Hafta Hafta Hamilelik sayfasına göz atın!

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

İlginizi çekebilecek diğer haberler
  • Prof. Dr. Bahçeci: Tüp bebek tedavisi kaç kez denenmelidir?
    Prof. Dr. Bahçeci: Tüp bebek tedavisi kaç...

    Süresi : 05:14 İzlenme : 490

  • Umur Bugay ve Zeynep Bugay'la Bizimkiler ve Sevgili Nasıl Bulunur?
    Umur Bugay ve Zeynep Bugay'la Bizimkiler ve...

    Süresi : İzlenme : 357

  • Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey
    Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey

    Süresi : 03:21 İzlenme : 8878

  • Son kullanma tarihleri ne zaman bitiyor?
    Son kullanma tarihleri ne zaman bitiyor?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 3512

  • Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...
    Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...

    Süresi : İzlenme : 2168

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön