Gülsin Onay Ahmet Adnan Saygun’u anlattı

26 Ekim Cumartesi akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu çok özel bir geceye ev sahipliği yapacak. Ahmet Adnan Saygun’un hatırasına gerçekleştirilecek bu özel geceye bestecinin adına eser ithaf ettiği değerli piyanist Gülsin Onay solist konuk olarak katılacak.

Gülsin Onay Ahmet Adnan Saygun’u anlattı

Ahmet Adnan Saygun’un günümüzdeki en parlak temsilcisi,Türkiye’nin ve dünyanın da en iyi piyanistlerinden bir olarak kabul edilen Gülsin Onay dinleyicilerine harika bir “Saygun Gecesi” yaşatacak. Değerli sanatçımız Gülsin Onay ile konser öncesi hocası ve değerli besteci Ahmet Adnan Saygun ve kendisi hakkında çok özel sorular yönelttiğimiz harika bir sohbet gerçekleştirdik. Sizleri bu sohbetimizle başbaşa bırakıyoruz.

 

Gülsin Hanım Adnan Saygun’un sizin için ne ifade ettiği ile başlayalım isterseniz... Öğrencisiydiniz ve kalbinizdeki yeri mutlaka bambaşkadır. Bize biraz kendisini anlatır mısınız?

 

The New York Times’ın “Çağdaş Türk Müziğinin Devi” olarak tanımladığı Saygun’la ilk çalışmaya başladığımda daha çocuktum. 11 yaşımdan 13 yaşıma kadar birlikte çalıştık, sonra Paris’e gittim. Bir çocuk gözüyle kendisini çok ciddi ve büyük bir insan olarak algıladım. Biraz ürktüm açıkçası. O kadar çok bilgisi vardı ki… Bende “Öğrettikleri karşılığında ona layık olabilecek miyim, bunun altından kalkabilecek miyim?” sorularıyla tarif edebileceğim bir his uyanmıştı. Sonrasında çok gayret gösterdim, daha çok çalışarak seviyemin üzerine çıkmayı, ona layık olabilmeyi istedim. Size bu duyguyu verebilen bir büyüklüğü vardı. Saygun, sizi kendinizi aşmaya yönlendiriyordu; bu tablo, çocukluk çağı açısından düşünülünce müthiş bir şey. Sonrasında Paris’e gittim; fakat çalışmalarımız kendisi vefat edene kadar çok sıkı bir şekilde devam etti.

 

Diğer bestecilerden farklı Saygun’un müziğinde bulduğunuz en belirgin, onun kişiliğini yansıtan en büyük nüans neydi sizce?

 

“... Saygun’un müziği insana aşina gelemeyecek kadar alışılmadık ama dinleyicileri sıkmayacak kadar merak uyandırıcı.” – Fanfare Dergisi Saygun’un müziğini böyle tanımlıyor. Bir öğrencisi ve hayatı boyunca kendisiyle irtibat içinde kalmış bir piyanist olarak, bugünkü değerlendirmemi şöyle ifade edebilirim; Saygun gerçekten bitmez tükenmez bir hazinedir. O kadar derinliği ve her konuda o kadar engin bir bilgisi vardı ki hiçbir zaman sadece yüzeysel bilgi edinmekle yetinmezdi. Öyle ki bir konuyu yüzde yüz bilmeden “Ben bunu biliyorum” demezdi. Örneğin bir kitabı ancak o kitabın yazarı kadar tanıyorsa bildiklerini söyleyen bir insandı. Kendisi, bir yazarın eserleri hakkında “Maalesef ben onu pek bilemiyorum” dediğinde, belki de o yazara ait okumadığı yalnızca iki, üç kitap kalmış olurdu. Bunu ben inanılmaz bir özellik olarak görüyorum. Saygun bilgiyi, karşısındakini devamlı mahcup ede ede aşılardı herkese. Yani onunla tanışan insanlar kendi bilgisizliklerinden her zaman için utanırlardı. Bu her konu için geçerliydi aslında. Örneğin kendisini çok iyi çalıyor, çok iyi beste yapıyor, çok iyi yönetiyor diye niteleyen bir insan, Saygun’la tanıştığında, kendisini çok mahcup hissederdi ve bu istisnasız bir durumdu. Fakat onun bu hususta başka bir yönü daha vardı. Mesela, ona “Kusura bakmayın ben bu konuyu pek bilmiyorum” şeklinde yaklaştığınızda durum değişirdi. Saygun, onun o engin hazinesinden yararlanmak ve bunu samimiyetle yapmak isteyen, yetenekli bir insan gördüğünde, saatlerce, çekinmez sakınmaz, onunla uğraşır ve ona bütün bilgilerini aktarmak için adeta can atardı. Bunun için günlerini dahi verirdi. Ben de hakikaten, o tevazudan dolayı dersimi aldım ve o atmosferi pek çok defa yaşadım. Özetle diyebilirim ki Saygun’un iki ayrı yüzü vardı. Biri, son derece sevecen, aktarmak ve yetiştirmek isteyen, canla başla çalışan yüzü, bir diğeri ise, eğer haddinizi bilmiyorsanız, bunu son derece açık bir şekilde belirten yüzü. Bu sebepten dolayı, Saygun’u soğuk ve mesafeli şeklinde tanıyanlar da çoktur. Bu kişilik özellikleri, onun müziğini dinleyenlerin hemen hissedeceği şekilde eserlerine de yansımıştı.

 

 

Bu özel gecede icrası zor bir eser olan Adnan Saygun'un “1. Piyano Konçertosu”nu seslendireceksiniz. Bu eser hakkında bizi biraz bilgilendirir misiniz?

 

Eserin çok yoğun bir orkestra yazısı var. Ancak burada şef ve solistin dengeyi oluşturması ve böylelikle konçertoda belirtilen tekniğin ortaya çıkması lazım. Dengeyi kurmak için ciddi bir çalışma yapmak gerekiyor. Bu anlamda icrası oldukça zor. Konserde Filarmonia İstanbul’u yönetecek olan sevgili Hakan Şensoy hem Saygun’u hem de eseri çok iyi değerlendiren bir sanatçı. Geçtiğimiz yıllarda da kendisiyle Saygun icralarımız oldu. Bu konserde eseri, hocamın ruhunu mutlu edecek şekilde icra etmekten büyük mutluluk duyacağız.

 

İlk olarak A. Adnan Saygun’un hangi eserini, nerde, ne zaman seslendirdiniz hatırlıyor musunuz? O gün hissettiğiniz duygularınızından hatıralarınızda ne kaldı anlatır mısınız?

 

Adnan Saygun ile “Harika Çocuk” yasasından yararlandığım ilk yıllarda kendisinde müziğin temelini teşkil eden her tür teori yani armoni, kontrpuan, solfej, orkestrasyon, analiz derslerini yoğun bir şekilde alıyordum. Öyle ki bu geniş kapsamlı donanımla Paris’e gittiğimde “Bu çocuğa öğretilebilecek bir şey kalmamış, her şeyi biliyor” demişlerdi hocalarım. Tabii ki öğrenmenin hiçbir zaman sonu gelmez ama gerçekten Saygun beni her anlamda mükemmel yetiştirdi diyebilirim. Hocalığın dışında besteci olduğunu öğrenince eserlerini görmek istedim ve kendisi bana sorunca verdi birkaç nota... (Oysa kendi bestelerini her fırsatta çaldırmaya çalışan pek çok hocam oldu daha ileriki yıllarda.) Böylece 13 yaşındayken prelüd ve etüdlerinden bir kısmını çalışmaya başladım ve çok sevdim, tarif edilemez bir mutluluk oldu benim için, çok sevdiğim hocamın yarattığı notaları hissetmek.

 

26 ekim konserinde sizden A. Adnan Saygun'un “1. Piyano Konçertosu”nu dinleyeceğiz fakat biliyoruz ki kendisi “2. Piyano Konçertosu”nu sizin için bestelemişti. Bunun hikayesini kısaca sizden dinleyebilir miyiz?

Tabii öncellikle benim için çok heyecan verici bir olaydı. Bu konçertoyu benim için yazması, bana çok özel duyguları yaşattı. O kadar mutlu oldum, gurur duydum ve şeref duydum ki bunu kelimelerle ifade etmek çok zor. Böylesine önemli bir çalışmaya birlikte katılmış olmak, benim meslek hayatımda çok özel bir durumdur. Bunun yanı sıra, o konçertoda çok daha büyük bir yoğunluk olduğunu gözlemliyoruz. Saygun’un çok ileri yaşlarında yazdığı Orkestra için Varyasyonlar’ına baktığınızda yine o dönemin rengini alırsınız. 2. Konçerto’nun orkestrasyonu, 1. Konçerto’ya nazaran çok daha sofistikedir. Müthiş derinliği olan bir eser. Çok içe dönük, çok etkileyici. Bence orada ölüme yakın bir hüzün var hem de ulvî bir deyiş… Orada bunu hissedebiliyoruz.

 

Sevgili A. Adnan Saygun'dan bugünkü virtuzutenize dair en önemli edinimleriniz nedir ya da nelerdir?

Yukarıda belirttiğim gibi, Saygun’un kişiliğinin derin ve üstün özellikleri, biz öğrencilerine yansıyan, miras olarak geçen çok çok değerli bir hazine. Ciddiyet, donanım, yoğun entelektüel çalışma ve tevazu. Hocamın bana kattığı sonsuz zenginlikteki edinimlerin başında geliyor. Saygun’la yaptığımız çalışmalar çok ileri düzeydeydi. O bizlere çok farklı şeyler kattı. Çalışma disiplini ise onun için en önemli meselelerden biriydi.

 

Sanatçılığınızın yanı sıra ayrıca bir eğitmensiniz de Gümüşlük Festival Akademisi ve ya piyano masterclasslarınızda hocanız Saygun'dan edindiğiniz bilgi ve deneyimlerinizi öğrencilerinize siz nasıl aktarıyorsunuz?

Elimden geldiğince, sahip olduğum bilgi ve birikimi öğrencilerle paylaşmaya çalışıyorum, her fırsatta. Gümüşlük Festival Akademisi’ndeki çalışma ortamı tabii çok yoğun ve farklı. Konservatuar ortamı dışında bir konservatuar gibi, öğrenciler yaklaşık 10 gün süreyle her şeyden uzaklaşıp, sadece müziğe yoğunlaşıyorlar. Ders bitiminde hocalarıyla birlikte denize girmek, akşam yemeğinde sohbet etmek, arkadaşlarıyla müzik ve yorum üzerine düşüncelerini paylaşma imkanı buluyorlar. Gençlere en sık söylediğim şeylerin başında şunlar geliyor sanırım: “Öncelikle bu mesleği seçtikleri için kendinizi tebrik edin. Dünyanın daha güzel bir yer olması için yapılabilecek en güzel işlerden biridir müzisyenlik. Çünkü müzik insanın içindeki iyiliği artırır. Bilin ki; yolun sonu çok güzel. Müzik insanı olağanüstü zengin bir müzik alemine taşıyor. Bu yolda harcanacak her çabaya değecek. Etrafınızda bu konuda size destek verebilecek insanları toplayın. Köstek olanları hayatınızdan çıkartın. Muhakkak dünyayı takip edin. Farklı hocalarla çalışmanın yollarını araştırın. Size en uygun olanı bulun. Zihninizi size zarar veren olumsuz düşüncelerden arındırın. Hayat dünyanın her yerinde zor. Siz olağanüstü bir yeteneğin sahibisiniz. Bunu ziyan etmeyin. Ve şunu bilin; o muhteşem müzik aleminine ulaşabilmek için çalışmaktan başka, kestirme bir yol yok. Sabırla ve azimle çalışmak gerekiyor.”

 

 

Adnan Saygun ile mutlaka çok güzel anı ve hatıralınız vardır, kendisi ile unutamadığınız bir anınızı anlatır mısınız?

Birlikte evlerinde yemek yediğimiz bir günün anısı hep gözümün önündedir. Eşi Nilüfer Teyze sofrayı kurmuş, hocam da bana omlet yapmıştı kendi elleriyle… Aslında ders ve öğretici sohbetlerin hepsi de film şeridi gibi geçer hep gözümün önünden.

 

Ülkemizin Adnan Saygun gibi çok değerli bestecileri var. Lakin Türk piyanistlerimizin yurt dışında bu değerli bestecilerimizin birbirinden güzel eserlerinin yeterince icra edilmediklerini düşünüyorum. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Aslında bu yalnız bestecilerimizin çabasıyla bertaraf edilecek bir sorun değil. Ülkenin yurt dışındaki imajı çok önemli, takdir edersiniz ki... Bireysel çabalarla eserlerini yurt dışında icra ettiren bestecilerimiz var elbette. Ancak söylediğiniz gibi yeterli değil.

 

Adnan Saygun’u dinlediğimizde ezgilerinde Bartok ve Ravel'in tınılarını duyuyoruz. Bu düşüncemize katılır mısınız?

Bunu Saygun’un kendisi şöyle izah ederdi: Belli yörelerde belli müzik araştırmaları yapıldığında bakıyorsunuz ki farklı medeniyetler aynı yerlerde oldukları sürece, bir halk ezgisinden ortaklaşa yararlanmışlar ve ondan bir şeyler almışlar. Buna bağlı olarak, böyle bir ezgi hem Türklerin, hem Finlerin, hem Macarların ve daha pek çok kültürün ortak vasıtası oluyor. Dolayısıyla kaynak aynı olunca, bu benzerlik de doğasından, özünden geliyor. Ancak bestecinin onu işleyişi, elbette çok farklı.

 

Gülsin Onay'ın kendisini sıkı takip eden derinden bağlı bir hayran kitlesi mevcut. Hayranlarınıza yakın zamanda gerçekleştireceğiniz projelerinizden ve yapacağınız CD kayıtlarımızdan biraz bahseder misiniz?

Geçtiğimiz yaz oldukça yoğundu, sezon da hızlı başladı. Pek çok kentimizde sezon açılış konserleri ve resitalleri yapıyorum. 26 Ekim CRR Saygun Gecesi’nin ardından Tiflis’e gideceğim. Oradaki vatandaşlarımız ve diplomatlarımızla 29 Ekim’de Cumhuriyetimizin 96. yılını coşkuyla kutlayacağız.  Ankara’da bu yıl ilk kez düzenlenen bir piyano yarışmasında jüri başkanlığı yapacağım. Rossotrudniçestvo Federal Ajansı TC Temsilciliği, Devlet Sanatçısı Suna Korat Müzik Vakfı, Rusya-Türkiye Kültür ve Turizm Yılı Genç Yetenekler Piyano Yarışması, 18-21 Kasım tarihleri arasında Rusya Bilim ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Hemen ardından, 3 konserlik bir İsviçre turnesi olacak, Cenevre, Winterhure ve Zürih’te. Sonra Adana konserim ile Kasım ayını tamamlayacağız. Bu aralar yeni bir CD kaydı yapmaktan ziyade, mevcut kayıtlarımın yayınlanmasıyla ilgili çalışıyorum. Erkin ve Khachaturian konçertoları kaydım, Beethoven Sonatları kaydım gibi elimde yayınlanmayı bekleyen kayıtlar mevcut. Hazırlıklar tamamlandıkça, sizlerle paylaşacağım.

 

Sevgili Gülsin Onay'ın çok değerli hocası Ahmet Adnan Saygun'a ve kendisine dair anılarını, kendi özel arşivlerinden resimlerini ilk defa bu özel sohbette siz değerli okuyucularımızla paylaştığı için kendisine ne kadar teşekkür etsek azdır. Gülsin Onay’ın hocası Ahmet Adnan Saygun'la birlikte gerçekleştirdikleri bir sohbet ve sonrası çalışmalarına dair mevcut olan tek ve çok özel bu video kaydını mutlaka izlemelerini tavsiye ederiz.

 

 

Siz değerli okuyucularımızla bu özel konsere dair bilgiler de paylaşmak isterim. Gülsin Onay'a bu anlamlı gecede Hakan Şensoy yönetimindeki “Flarmonia İstanbul” orkestrası eşlik edecek. Ahmet Adnan Saygun’a atfedilen bu özel gecenin açılışı bestecinin “Op. 14 Orkestra Suiti” ile yapılacak. Arkasından değerli sanatçımız Gülsin Onay eşsiz yorumuyla bestecinin “1. Piyano Konçertosu”nu seslendirecek. Konser, Adnan Saygu’un unutulmaz “1 Numaralı Senfoni”siyle son bulacak. Değerli okuyucularımızın bu eşsiz geceye tanık olmalarını ve bu konseri kaçrımamalarını tavsiye ederiz. Bir sonraki Konser Arkası yazımıza kadar müzik kalınız...

 

Röportaj: Konser Arkası / Osman Enfiyecizade

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • 3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?
    3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 3549

  • Kabak tatlısı nasıl yapılır?
    Kabak tatlısı nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 4721

  • Fırında sıcak helva nasıl yapılır?
    Fırında sıcak helva nasıl yapılır?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 1854

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 2806

  • Yumurta sarısını böyle ayırın!
    Yumurta sarısını böyle ayırın!

    Süresi : 01:46 İzlenme : 1084

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön