Uçurumdaki kadın

Uçurumdaki kadın

Bu kadar şeyle karşılaşacağını nereden tahmin edebilirdi ki.  Tabii ki pembe hayalleri yoktu ama kömür karası da değildi geleceği. Uçurumun kenarında olduğunu hissetti ve gözlerini açmaya zorladı kendini. Ne ara buraya gelmişim dedi fakat bir tarafı biliyordu son zamanlarda yavaş yavaş oraya doğru ilerlediğini. "Çoktan kenara gelmişim, en iyisi atlamak" diye mırıldanıyor mırıldanmasına ama bir türlü cesaret edemiyordu atlamaya. Uçumun kenarında yaşadığı bu korku ve kararsızlık, adeta bir kağıdın kenarından yanmaya başlayıp kül olan yerlerinin kağıdın yüzeyini yine de korumasına benziyordu.  İçi yangın yerine dönerken silüeti öylece oradaydı işte.

 

Birden sırtında bir ağırlık hissetti ve gözleri büyümeye, kalbi sesini duyurmak ister gibi çarpmaya başladı. İşte o an düşüyor olduğunu fark etti. Nasıl olmuştu bu, yoksa sonunda o cesareti gösterebilmiş miydi? "Tanrım inanamıyorum, sonundaaa..." dedi fakat soluğu kesilmeye başladı. Düşlediği atlayış değildi bu; biri onu itmişti hem de ona nefesi kadar yakın biri. Bunun şaşkınlığını yaşayamadan kayalara çarpmaya başladı. Çok yara alıyordu oysa ki uçurumdan atlamak hayatının gözlerinin önünden geçtiği ve bir anda son bulduğu bir yolculuk olmalıydı. "Bunu defalarca planladım; böyle olamaz, biliyorum" diye çırpınırken onu iten kişinin kayalara çarpmasına neden olduğunu anladı. Ah, bir cesaret  edip atlasaydı o filmlerdeki düşüşü yaşayabilecekti. Biri onun hem hayat senaryosunu çalmış hem de bu kanlı sahneyi eklemişti. 

 

Bir süre sonra kayalar bitti ve kendi yükünün hızıyla düşmeye başladı. Üç farklı ben görmeye başladı; herkes karşısına oturmuş birbirini dinlemeden konuşuyor ya da ona benzer bir şeyler yapıyordu. Bir tanesi sevgi doluydu fakat çabaları hep boşa gitmişti; bildiği tek şey başkalarının sevdiği kadar kendini sevebilmekti. Nereden bilirdi ki insanın ancak kendini sevebildiği kadar başkalarını sevebildiğini. Çok heyecanlanmıştı, çok umutlanmıştı ve çok ağlamıştı. Diğer ben ise hep en kötüsünün ne olduğunu bas bas bağıran ve hep isyan edendi. Çok uyarmıştı, çok söylenmişti ve çok sinirlenmişti. En kenardaki ben ise vücudu sargı beziyle yamalı oturuyordu. Çok yaralanmıştı, yaraları pansuman yapılmak yerine açılıp çok kanatılmıştı ve çok korkuyordu.

 

Düşüyordu hala ve bir son olacak mı diye bir yandan korku bir yandan da sabırsızlık duyuyordu. Öyle bir yere geldi ki kendi isteğiyle atlasa düşmeye başlayacağı yerin burası olacağını anladı. İşte tam buradan başlasaydı, tüm güzelliğiyle bu sona ulaşsaydı olmaz mıydı?

 

Düşerken giysileri parçalanmış ve yavaş yavaş yırtılıp tenini ortaya çıkarmıştı. Tenine ilk defa dikkat ettiğini fark etti oysaki senelerdir en yakınıydı. Saçlarından tokası kayıp bilmediği o yere kendinden önce düşmeye başladı ve saçları dağıldı yüzünün her yanına. Ne garip saçları bu kadar güzel miydi ve bu kadar sarıp sarmalayabiliyor muydu onu. Ne çok başkasının saçlarını okşadığını düşündü gözleri dalarak. Ayakkabısı çıktı birden, o da hemen terk etti onu. Dünyaya ayak bastığını hissedememişti hiç bu ayaklarla, şimdi ise gerçekten ayak basacak bir yeri kalmamıştı. Gülümsedi bir an; insan düşerken mi kendini görebiliyordu acaba.

 

Kalan son gücü de bu düşüncelerle tükendi ve kendini tamamen bıraktı. Teslim olmasıyla daha yavaş düşmeye başladığını fark etti. Giderek daha da hafifliyordu. Gözlerini açtığında ise kocaman bir kuşa ait olabilecek bir tüyle aynı şekilde savrulduğunu, aynı hareketleri yaparak havada süzüldüğünü gördü. Tekrar kapattı gözlerini, bu olsa olsa ancak bir hayal olabilirdi çünkü. Bir anda esintinin kesildiğini, saçlarının tekrar aşağıya salınmaya başladığını hissetti.  Ve sert bir şekilde kumun üzerine bir çuval gibi yığıldı kaldı. Her yeri kum olmuştu; tükürdü, hapşırdı ve gözünden yaşlar geldi. Bir süre kalkamadı oradan çünkü yaşama atlamamıştı. Eline karıncalar tırmanmaya başladığında ancak gerçekten canlı olduğunu anladı ve kalkabildi. Önünde sonsuza uzanan bir deniz arkasında ise tepeleri aşan uzun uzun patikalar vardı.

 

Fakat asıl bunları görebilen bir de o vardı.

 

Naciye Kavas

 

Fotoğraf: Denis Simonet

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 17431

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 4441

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 7045

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8435

  • İlişkilerde bağlanma çeşitleri
    İlişkilerde bağlanma çeşitleri

    Süresi : 27:40 İzlenme : 1446

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön