İlk romanınız Arafta Aşk, İnkılap yayınevinden çıktı. Arafta Aşk nasıl çıktı ortaya, sizi yazmaya teşvik eden ne oldu?

Günlük yaşamın koşuşturmalarından pek çok şeye dikkat edemiyor, çok önemli ayrıntıları kaçırıyoruz. Bazen de hiç unutmamamız gereken şeyleri bile unutabiliyoruz. Ülkeleri… Belki de bütün dünyayı etkileyen büyük olayları takip eder, haberlerde izler, hatta kendimizce yorumlar bile yaparız. Fakat o anda, insanların bu olaylardan nasıl etkilendiğini, yaşamlarında ne gibi değişiklikler olduğunu ve ne tür acılar çektiklerini pek düşünemeyiz. Kötü insan olduğumuzdan değil elbette. Günlük yaşamın koşuşturmalarından onu düşünmeye fırsat bulamayız. Belki de bir hatırlatan olmadığı için yapamayız bunu. Bundan yirmi yıl önce televizyonlarda konuşan pek çok yazar, akademisyen küreselleşmeyi anlatırken derlerdi ki, Sivas’ın bir köyünden yola çıkan genç Yusuf, hiçbir engelle karşılaşmadan Fransa’ya rahatlıkla gidebilecek, orada istediği şehirde iş bulup çalışabilecek, hatta oradan Nice şehrine geçip deniz kıyısında şarabını içerken Fransız sevgilisi Angelina ile el ele tutuşup sohbet edebilecek. Belki inanmayacaksınız, belki de birçoğumuz unuttu bile. Fakat, aynen böyle söylüyorlardı. Aradan geçen yirmi yıldan sonra bir de olanlara bakın. Sadece ama sadece hayatta kalabilmek uğruna, küçücük botlara doluşup, batının vadettiği medeniyete ulaşabilmek için Ege’nin derin sularında can veren insanlara bakın. Ve onlar canları pahasına uğraş içindeyken, önlerine türlü türlü engeller koyan, botlarını delip derin sularda can vermelerini izleyen batının ikiyüzlülüğüne, tükenen insanlığına bir bakın. Hani sınırlar kalkacaktı. Hani insanlar hiçbir engel olmadan Batı’ya gidip çalışabilecek, yeni hayatlar kurabileceklerdi. Arafta Aşk, bu küreselleşme yalanlarına, bu aldatılmışlığa karşı bize asla unutmamamız gerekenleri hatırlatıyor. Sadece onu değil elbette. Hani bir söz vardır “Filler tepişirken çimenler ezilir” diye. Arafta Aşk, işte o çimenlerin hikâyesini anlatıyor bize. İster savaşlarla ister mübadele kanunlarıyla olsun, hiç fark etmez. Acı her yerde acıdır. Sadece nedeni değişir. Kendilerinin hiç istemedikleri olaylar ve hiç dâhil olmadıkları kararlar yüzünden yaşamları alt üst olanları, daha iyi koşullarda yaşayabilmek için bilerek ve isteyerek de olsa doğup büyüdükleri yerleri terk eden ama ne gitmek istediği yere ne de bulunduğu yere ait olabilen arada kalmış insanları ve onların iç dünyalarındaki parçalanmışlığı anlatıyor Arafta Aşk. Bu nedenle yaşanan ayrılıkları, çekilen acıları ve yitirilen aşkları anlatıyor. Aşkın kutsallığını, aşkı için kendinden vazgeçmeyi seçen genç bir kızın hazin hikâyesini, anlatıyor. Aslında Arafta aşk bize hiç unutmamamız gerektiği halde unuttuklarımızı hatırlatıyor. Çıkış nedeni belki de budur.


Arafta Aşk’ta aşktan öte konular da var. Bodrum’a olan sevginizi de yansıtmışsınız, mültecilerin durumunu da… Doğu-Batı arasındaki farkları da başkarakterlerinizde görüyoruz. Bunların aşka gölge düşüreceğinden endişelenmediniz mi?

Bilirsiniz. “Bodrum’da aşk başkadır” Derler. Romandaki Kerim de cennetin kapısından içeri girer gibi, giriyor Bodrum’a. Bodrum gerçekten çok güzel. Bodrum’u sevmemek mümkün değil? Bu yüzden en güzel aşklar Bodrum’a yakışıyor. Bu bir Bodrum gerçeği. Diğer yandan Bodrum sadece güzelliklerden ibaret değil. Tarih boyunca pek çok acılara tanıklık etmiş, mübadeleden etkilenmiş, bu gün de kaçak göç olayını en dramatik şekilde yaşayan yerlerden biri. Bunlar da Bodrum’un gerçeği. Nasıl Bodrum’un güzellikleri Arafta Aşk’ı daha çok anlamlandırıp güçlendirmişse, sözünü ettiğiniz farklılıklar veya sorunlar da gölgelemek bir yana tekrar tekrar sınamalar yoluyla aşkı daha da öne çıkarmıştır diye düşünüyorum. Mesela karakterler arasındaki uyumsuzluk, beklentilerin farklılığı veya kaçak göç kazaları… Bütün bunlar sonunda gelip dayanıyor aşkınızın ne kadar sağlam olduğuna. Yani her defasında aşk tekrar tekrar sınavdan geçiyor. Bu durum aşkın sürekli gündemde kalmasını ve önemsenmesini sağlıyor. Aslında bu konu romanda da tartışma konusu oluyor. Mekanik şekilde kabul edilmiş olan bir aşk bu sınamalara karşı fazla dayanamıyor, günden güne değersizleşiyor, parçalanıp gidiyor. Buna karşılık aşk, sevdiği için kendinden vaz geçebilmek olarak kabul edilince devleşiyor. O zaman, sözünü ettiğiniz her farklılık, çekilen her zorluk, yaşanan her acı aşkı daha da önemli hale getiriyor ve sağlamlaştırıyor. İlginç biçimde Arafta Aşk’ta bu iki durumun her ikisi birlikte gerçekleşiyor. Böyle olması da çok doğal. Çünkü farklılıklar ya da zorluklar ne olursa olsun, sonuçta herkes aşkı kendi içinde yaşıyor.


Yazıyla olan mesainizi anlatabilir misiniz? Edebiyatta sizi etkileyen yazarlar kimler?

Hep birilerine bir şeyler anlatmak ve bir şeylere dikkat çekmek istemişimdir. Bu amaçla gazete köşelerinde çok sayıda makale yazdım. Zamanla dikkat çekmenin tek yolunun, hatta en iyi yolunun, düz yazı olmadığını fark edince, köşe yazılarımın bulunduğu o küçük köşelere ara sıra öyküler sığdırmaya başladım. Düz yazıyla anlatabileceğim bir konuyu öyküleştirdiğimde gösterilen ilgi karşısında o kadar şaşırdım ki… Edebiyatın gücünü o anda gerçekten anlamıştım. Kesinlikle bu yoldan devam etmeliyim diye düşündüm. Roman beni mutlu eden, amacıma ulaşmamı kolaylaştıran çok değerli bir uğraş olmuştu artık. Yerli yazarlardan Yaşar Kemal’den çok etkilendim. İnce Memed’i ilk okuduğumda bir daha okudum. Bir edebiyatçı Yaşar Kemal’i bir çınar yaprağını yere düşürmek için kırk sayfa yazmakla eleştirmiş. Oysa edebiyat işte onu yapabilmektir. Yaşar Kemal’in insanı ve doğayı anlatış biçimine hayranım. Yabancı yazarlardan da Dostoyevski’yi beğenirim. Onun yalın anlatımına bayılırım.


Yeni romanlarınızı okuyacak mıyız? Çalışmalarınızda bahseder misiniz?

Kısa zamanda ikinci baskı yapan Arafta Aşk beni çok gururlandı. Çok iyi geri dönüşler aldım. Bu da beni cesaretlendirdi. Zaten devam etmeliyim diyordum. Şimdi okuyucularımın desteğini görüyorum ve “devam etmek zorundasın” diyorum. Önümde tasarı halinde ikinci bir roman daha var. Şimdi onun üzerinde çalışıyorum. Umarım o da Arafta Aşk gibi okuyucu tarafından beğenilir.


Edebiyatın bir yolculuk olduğunu varsayarsak kendinizi nasıl bir yolda görüyorsunuz? Bu yola çıkmak isteyenlere önerileriniz olur mu?

Doğrusu kendimi çok iyi bilmediğim bir yolda yürür gibi görüyorum. Keşifteyim ve daha keşfedecek çok şey var. Gerçi onca yıl okumuş yazmışlığım var ama edebiyat çok geniş bir alan. Ben ise henüz yolun başlarındayım. Bir yandan öğrenmeye çalışırken bir yandan da yazmaya çalışacağım. Bu yola çıkmak isteyenlere öncelikle iyi bir gözlemci olmalarını tavsiye ederim. Çınar yaprağının yere nasıl düştüğünü iyi gözlemlemediyseniz eğer, yazacak kırk sayfanız yok demektir. Sadece doğayı değil tabi insanı ve insan ilişkilerini de iyi gözlemlemek gerekir. Fakat çok iyi gözlemlemek de yetmez. Bence, iyi yazabilmek için edebiyatla özellikle şiirle çok erken yaşlarda tanışmanız gerekir. Bir örnekle açıklayayım. Sevdiğine bir şiir yazacak. Cümleyi de kurmuş. Ama uygun sözcüğü bulamıyor. Çünkü en güzel sözcüğü arıyor. O sözcük olmayınca olmuyor. İşte bu yüzden şiir ile erken tanışmak gerekir. Çünkü şiir en güzel sözcüklerin billurlaşmış halidir. Çükü şiir en güzel ifade tarzıdır.


Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.