Öylece durmak istiyorum

Beş yıl önce üç kadın arkadaş, o gün tanıdığımız bir adamla oturmuş iş konuşuyorduk. Adam pek iyi niyetli değildi, laf sokmak için fırsat kolluyordu. Bir ara birimize dönüp dedi ki: “Kilitlendin kaldın. Sen sakız çiğnerken yürüyemiyorsundur da...” İkimiz atladık hemen. “Sen öyle san. O beş işi aynı anda yapar.” Üçümüzün de yüzündeki zafer ve gurur ifadesini, biri o gün kayda alsaydı da bugün baksaydık. O ifadeyle ağzımızdan en sık çıkan sözler arasında bir ilişki kurardık herhalde.


“Çok yorgunum.”

“Hep yorgunum.”

“Bıktım artık.”

“Çok az uyuyorum.”

“Kendime hiç vakit ayıramıyorum.”

“Bütün işler hep bana kalıyor.”

“Herkesin arkasını hep ben topluyorum.”

“Her şeyi hep ben düşünmek zorunda kalıyorum.”


Bugün aşağı yukarı kırklarını yaşayan kuşağın kadını, çalışmayı, kariyer yapmayı, para kazanmayı yanlış yorumladı. Evde dört duvar arasında delirmemek, koca harçlığına muhtaç ve mahkûm olmamak, karı ve anne kimliklerine sıkışmayıp kendini ifade edebileceği bir alan yaratmak için işe sarıldı.

İş ve işyeri, ikisi ayrı şeyler, hayatında kaybedilmeyecek taşlardı. Ne kadar işe yaradığını, güçlü, dayanıklı ve yeterli olduğunu göstermek için çok çalıştı. Birden fazla işi, görevi aynı anda üstlendi. “Aferin” kamçısıyla çalışmanın dozunu giderek artırdı. Her şeyi kontrol altında tutması, ihtimalleri öngörüp önlem alması gerektiğine inandırdığı, düşünmekten yorgun beyni sinyal verirken, o ne kadar akıllı, ne kadar zeki olduğunu gösterdiği için gururluydu.


Bu “Ben her şeye yetişirim” hali, ev hayatına da yansıdı. At gibi koşan bedeni, bilgisayar gibi işlem sayan beyini, eve gidince durmadı tabii. Çocuğun bakımı, ödevi, yemek, çamaşır, bulaşık, genel ev idaresi de ondan sorulur oldu. Evlenip çoluğa çocuğa karışmayan, kendini yoracak –ek işler gibi– başka şeyler arayıp buldu.


Ve yoruldu, tıkandı.


Kırklarını yaşayan kuşağın onca beceri kazanmış, edindiği onca tecrübeyle kolayca her işin içinden sıyrılabilecek kadını, bugün en sık şu cümleyi kuruyor. “Hiçbir şey yapmak istemiyorum.”


Bizim kuşaktan çocuk kalp cerrahı bir kadın tanıyorum. “İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Tek yapmak istediğim, dağlarda kamp kurmak” diyor. Akranım olan bir arkadaşım, dünyanın bir ucuna yerleşip iş kuran arkadaşının “Öylece durmak istiyorum” dediğini söylüyor. Kendisi ise işinden henüz ayrıldı. Hayatını kaybeden bir yakınının cenazesinden çıkıp işe gitmek zorunda kalmıştı. O gün bana şöyle bir sesli mesaj bırakmıştı: “Bu iş, bana kaybettiğim kişi için ağlamayı bile çok görüyor.”


Ben mi? Kırk dört yaşında bir kadınım. Senelerce çok erken uyanıp, daha ayılamadan işe gitmek için yollara döküldüm. Gece yağan kara sokakta ilk basan hep ben oldum. Esnetemediğim için varlığını hissedemediğim bedenimi, üstünde başımla, bir yerden bir yere taşıdığım hissiyle yaşadım. Dört-beş günlük bayram tatilinde ne yapacağımı soranlara hep “Uyuyacağım” dedim. Öyle de yaptım. İş saatleri dışında telefonumun çalmasından hep nefret ettim.


Bizim kuşağın kadını, işle kendisi arasında bir denge kuramadı. Eve tıkılma, koca harçlığına muhtaç olma, sadece anne ve birinin karısı olma fikrinden öyle korktu ki, işe sarıldı. Bedenini ahtapot, beynini bilgisayar gibi kullanma yetisini zekâ belirtisi sandı. Kendi için çalışmaya başladı, kendini unuttu.


Bunca birikimi, deneyimi ile en verimli olacağı çağda hiçbir şey yapmak istemediğini söylüyor. Fakat bu kuşağın kadını, sadece çok çalışmayı ve hareket halinde olmayı, bir işe yaramayı biliyor. Hiçbir şey yapmadan, “Aferin” almadan, takdir görmeden, öylece durabilir mi?


Belki de öğrenmesi gereken bu. Önce kendi işine yaramak. Önce kendine "Aferin!" demek, kendini takdir etmek. Kendinden memnun olmak. Çok değil, normal çalışmak. Biraz yavaşlamak. Gerekiyorsa biraz duraklamak. Kendini hatırlamak. Ne istediğini bulmak, bilmek. Sonra asıl istediğini yapmaya koyulmak. Ama sakin sakin.

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Perihan Özcan kaleminize sağlık.
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Güzel yazı perihan hanım ama erkeklerde artık günümüzde farklı değil şu anki şartlar boyle gerektiriyor arasıra fişi prizden cekmek gerekiyor kısa sürelide olsa .......
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Sanku beni anlatmissiniz.cok yorgunum ve bikkinim..ama maalesrf boyke devam ediyor hayatim
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Gerçekten ,gerekgi zaman öylece durmak gerekir
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.