Tom Cruise Görevimiz Tehlike ile zirvenin doruklarında

1966- 1973, 1988-1990 yılları arasında televizyon ekranlarında yayınlanan “Görevimiz Tehlike” serisinin beyazperdeye uyarlamasına vesile olan Tom Cruise’un hala seri ile içe içe oluşu kendini seriye kaptırdığını gösteriyor ve öyle görünüyor ki seyirci ilgi göstermeye devam ettikçe Cruise serinin peşinden koşmaya devam edecek. Bir bakacaksınız Cruise havadan uçmuş, bir bakacaksınız karaya atlamış. Unutmayın, o her an her şeyi yapabilir.

Tom Cruise Görevimiz Tehlike ile zirvenin doruklarında

Bazı seriler vardır bitsin diye can atarsınız, bazı seriler vardır hiç bitsin istemezsiniz, Görevimiz Tehlike (Mission Impossible) serisi de bunlardan birisi, çünkü kendini bir şekilde izlettirmeyi başarıyor. Peki, Görevimiz Tehlike serisinden neden sıkılmıyoruz, ya da artık son bulsun demiyoruz? Bunun başlıca sebebi Tom Cruise olabilir mi?

 

Eğer bir oyuncu ilerleyen yaşına rağmen rolünün hakkını veriyorsa, başarı kaçınılmazdır, tabii durum sadece bununla sınırlı değil. En tehlikeli sahnelerde bile dublör kullanmayan ve çekimlerde yaralanan Tom Cruise, bu seriyi artık ele geçirmiş durumda, zira bırakmaya hiç niyeti yok. Şu da ayrıca bir merak konusu: 56 yaşındaki Cruise’un halen nasıl eskisi gibi aynı fiziğe, hıza ve güce sahip olduğunu açıklamak için sanıyoruz ki, kelimeler kifayetsiz kalır. Kendini bu denli gösterebileceği ve aksiyon anlamında kanıtlayabileceği serilerin var oluşu hem izleyiciyi etkiler, hem de Cruise’un amacını ortaya koyar. Serinin yapımcılığını üstlenen Cruise, seyirciye iyi bir aksiyon filminin nasıl olacağını kanıtlayarak, heyecan ve gerilimin dozunu katlıyor. Serinin altıncı filmi Yansımalar’da kendini aşırı zorlayan Cruise, seyirciyi koltuklarına yapıştırıyor ve seyircinin “yine aynı klişeler, yine aynı meseleler” düşüncesine kapılmasına izin vermiyor. Tek sorun ara ara abartıya kaçan sahneler…

 

 

Vatan kutaran Ethan Hunt yine iş başında!

Aksiyon sahnelerinde dozajı tutturmak zordur ve çoğu zaman imkânsız görünen olaylar gerçeklikle örtüşmeyebilir, bunun en önemli sebebi görselliğin zaman zaman hikâyenin önüne geçiyor oluşudur. Serinin altıncı filmindeki hikâye çok derin olmamasına karşın, zekice yaratılmış diyaloglar, sekanslar hikâyeye ivme kazandırma konusunda yeterliliğini koruyor. Seyirci kilit sahneye/sahnelere odaklanırken, bazı sert ve akıl oyunları yaptıran hamleler hikâyenin yeni bir şekil almasına vesile oluyor ve hikâye adeta bir hamur gibi yoğrulmuş oluyor.

 

Az efekt, eşsiz aksiyon sahneleri eşliğinde seyirciyi, bir araba yarışı pistine davet eden film, hikâyeye monte ettiği kıvrımlar eşliğinde ajan Ethan Hunt (Tom Cruise)’ın macerasını göz önüne seriyor. Ethan Hunt’ın insani özelliği ve iyi niyeti filmin ana hatlarını oluştururken, diyaloglara sirayet eden “iyilik” mevzusu filme bağlanmamızı kolaylaştırıyor.

 

Hikâyeden kısaca bahsetmek gerekirse; Ethan Hunt birlikte çalıştığı IMF ekibi ve tanıdık birkaç dostu ile beraber sıkıntılı zamanlar geçirmektedir. Berlin'deki görevin ters gitmesi sonucunda Ethan Hunt, CIA ile ters düşer ve akabinde büyük bir darbe yer. İnsanlığı tehdit eden büyük bir tehlikenin ortaya çıkışıyla beraber Ethan Hunt ve ekibi yola koyulur.

 

Ethan Hunt’un arakasından dönen dolapların, aldatmacalı trüklerin, ihanet ve intikamın aynı çatı altında birleşmesi, kötücül insanların güçlenmesine sebebiyet verir, bu da Hunt’ın film boyunca koşup durmasına yol açar. Hem de dur durak bilmeden! Altıncı filmde diğer filmlerine oranla sanki daha fazla koşuyor. Aşırı tehlikeli ve ölüm riski taşıyan sahneleri de göz önünde bulundurduğumuzda Hunt’ın kararlılığından ve cesaretinden ödün vermediğini görüyoruz. Müzikle beraber ritmi artan hikâyeyi meydana getiren “yozlaşma”, ne yazık ki çarpık ve çürük sisteme göz kırpıyor. Tüm bu çarpıklığa rağmen görevlerini tamamlamaya çalışan Ethan Hunt ve ekibinin sürekli pusuda beklemeleri gerekiyor, çünkü içlerinde her zaman bir vatan haini oluyor.

 

Buradan hareketle, filmin dünyasına derin devlet meselelerinin de eklendiğini düşünürsek, karanlık güçlerin, hesapsız stratejilerin ve otoriter baskının gölgesinde kalmayan Ethan Hunt aynı distopik filmlerde olduğu gibi boynunu bükmüyor, hatta gerçek bir kahraman olduğunun savını ortaya atıyor. Film alt metinlerde aslında, bazı gizli siyasi mesajlar içeriyor.

 

İstihbarata atıfta bulunan filmin en can alıcı noktası, gerektiğinde maske aracılığıyla başkasının kılığına bürünen karakterlerin seyircide yarattığı şok etkisi… Bazen kimin kim olduğunu kestirmekte zorlanan seyirciyi şaşırtmakta hedefe ulaşan “Olağanüstü Şüpheliler” filminin yazarı (o dönem film hepimizin hayatında büyük bir yer edinmişti), Christopher McQuarrie, Yansımalar filmi için her yaptığı eylemi tartıp biçiyor. Filmin hem yazarı, hem de yönetmeni olan McQuarrie, hızlı sahneler arası kesme yapıyor ve sahneler arasındaki bağı güzel bir biçimde ortaya koyuyor.

 

 

Henry Cavill keşke Süperman olmaya devam etseydi

Bunum yanı sıra, herkesin ihtiyacını karşılamaya çalışan bir Ethan Hunt karakter profili çizen McQuarrie asıl meselenin milyonların hayatını kurtarmak olduğunu öne sürüyor ve milyonların hayatını kurtarmak ise bir veya birkaç yaşamı feda etmek anlamına geliyor. Erhan Hunt’ın mantığı da aynen böyle çalışıyor, onun amacı zarar vermeden görevi tamamlamak… Tabi bazen işler umduğu gibi gitmiyor, o vakit milyonlarca yaşamı bile riske atmak zorunda kalabiliyor. Tüm bu karmaşanın içinde sıkışan Hunt’ın her daim duygusal ve özverili oluşu da, ona kanımızın ısındığının bir göstergesi…

 

Buraya kadar her şey tamam ama Ethan Hunt gibi bir karakterin karşısına geçirilen kötü adam Walker (Henry Cavill) karakterine ne demeli? “Man Of Steel” filminin iyi niyetli süper kahramanı Clark Kent rolünün etkisinden çıkamayan Cavill, donuk bakışlarıyla Tom Cruise’un karşısında adeta kilitleniyor. Cruise ve Cavill’in muazzam bir ikili olduğunu söylemek çok zor, lakin filmde öyle bir sahne var ki, o sahneyi tamamen hariç tutabiliriz. Cruise ve Cavill’in tuvalette Uzakdoğulu adamla olan dövüş sahnesi dudak uçurtan cinsten, hakikaten şu ana gördüğümüz en göz alıcı aksiyon sahnelerinden biri. Bu sahnede Cavill’in oyunculuğu hakikaten başarılı, ama genel olarak sınıfta kalıyor. Bu olumsuz detayın yanına bir de olumlu bir detay eklemek gerekirse, şunu ifade etmek doğru olur: Simon Pegg ile Cruise’un uyumu oldukça dikkat çekici. Senkronize konusunda sıkıntı çekmiyorlar.

 

Toparlayacak olursak; şu ana kadar Görevimiz Tehlike filmlerinin en keskin ve en virajlı olanlarından biri olarak tanımlayabileceğimiz “Yansımalar” çılgınlık dozu yüksek bir film. “Rogue Nation”ın yavaş dönüşlerinden sonra bu denli hızlı kurgunun filme hâkim oluşu, seyirciyi bazı zamanlarda ürkütse de, tek bir lokmada mideye indirilecek kadar lezzetli. Cruise’un motora binme, dağa tırmanma, uçaktan atlama sahnesi bir oyuncu için her ne kadar muhataralı olsa da, filmin altını dolduran adrenalin ve puslu atmosfer beklentiyi karşılıyor. Geldik filmdeki en sempatik sahneye… Tom Cruise o sahnede Fransız polisiyle Fransızca konuşuyor ve Ethan Hunt karakterinin sınırlarını netlikle çizmiş oluyor, zira o noktada vicdanı devreye giriyor.

 

Netice itibariyle; Hunt’ın kafasını karıştıran karmaşık aşk üçgenini ve dramatik sahneleri elekten geçirdiğimizde sıradan aksiyon filmi olmanı ötesine giderek, adeta James Bond havası solutan “Mission İmpossible Fallout” (Görevimiz Tehlike Yansımalar) aksiyon filmlerine doymayan, hızdan hoşlanan, enerjiyi ve ritmi seven, şişirilmiş aksiyon sahnelerinden şikâyet eden ve soluk almadan izleme konusunda sıkıntı çekmeyen izleyicilere önerilir, sırf Tom Cruise’un performansını görmek için bile tercih edilebilir. Uçan, zıplayan karakterlerle yeni bir serüvene katılmak istiyorsanız, buyurun size yazlık sinema şöleni…

 

Film notum: 8

Yazı: Arzu Çevikalp

arzu.kultursanat@gmail.com

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön