Toprağın kendi başının çaresine baktığı güzel ve yeşil topraklar için şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bir avuç sağlıklı toprakta, şimdiye kadar yaşamış insanlardan daha fazla mikroorganizma yaşar. Gezegendeki mikroplarsa, evrendeki yıldızlardan bir milyon kat daha fazladır. Topraktaki bu görünmeyen mikroplar, normal (sağlıklı ve simbiyotik) şartlarda bitki kökleri tarafından şekerlerle beslenir ve kendilerine bu sayede tutunacak yerler bulabilirler. Bitkilerin mikroplara bu kıyağına karşılık mikroplar da, onların topraktaki besinleri emmesine yardımcı olurlar.


Dünyamızdaki tüm yaşam, bu karşılıklı yarar ilişkisine bağlıdır. Toprak, doğal mikroorganizmaların rahatça yerleşebileceği kadar sağlıklıysa, bu ilişki sorunsuzca devam eder ve bitkiler, karşılıklı üretilen bu zenginliğin meyvelerini doğal olarak verirler. Ancak bazen, topraktan daha fazla verim (yani aslında, daha fazla sayıda ürün ve kâr) elde edebilmek için, modern tarım uygulamaları ile toprak zarar görür. Toprağın mikroplarla olan mutlu ilişkisine, insan dahil olur.


Modern tarım toprağa nasıl zarar veriyor?

Toprak, sınırlı bir kaynaktır. Geniş arazilerde modern tarım yöntemleri ile toprağın hızlı bir şekilde işlenmesi, öncelikle toprağın kendini yenileme döngülerinin ortadan kalkmasına neden olur. Her ne kadar gübre ve ilave takviyelerle toprağın besleyiciliğini desteklemeye çalışsak da, doğal olarak kendini yenilememiş olan topraktaki mikroorganizma dengesi bozulmuştur. Bu toprakta yaşayan bitkiler, artık topraktan yeterli besini alamayacaktır.


Endüstriyel/modern tarım uygulamaları ile işlenen çiftliklerdeki toprağın, toprak sağlığı gözetilerek yönetilen çiftliklere göre %60 oranında daha az biyokütleye sahiptir, yani içeriğindeki toprak mikroorganizmaları önemli ölçüde azalmıştır. Toprağın bitkilere mikro besin sağlama yeteneğini yok etmek, yediğimiz bitkilerin besin yoğunluğunu da azaltmak demek oluyor. Fonksiyonel tıp hekimi Dr. Mark Hyman, istilacı tarım yöntemleri sayesinde bugün tükettiğimiz gıdalardaki besin yoğunluğunun 50 yıl öncesine göre %50 oranında azalmış olabileceğini söylüyor.


Öncelikle, modern tarım uygulamalarında çok fazla sulama yapılması, toprağın üst tabakasının hızlı bir şekilde eriyip yok olmasına neden olur. Sulama uygulaması toprağın yapısını geri dönülmez şekilde değiştirirken, aynı zamanda karbonu güçlü bir şekilde tutan topraktaki karbonun organik materyalden ayrılarak doğaya salınmasına neden olur. Karbon salınımı ile yeterince başımız dertteyken, bir de topraktaki karbonu suyla sıkıp çıkarmamız, bizi iki yönlü olarak kaynakların tüketilmesine ve küresel ısınmanın tetiklenmesine götürüyor.


Topraktaki bu yararlı, besleyici ve her yönüyle koruyucu tabakanın modern tarım uygulamaları ile erozyona uğraması, toprağın koruyuculuğunu da azaltarak bizi çevresel toksinlere daha açık hale getiriyor. Toprak, çeşitli atıklar ve kirletici parçalar için bir filtre görevi görür. Endüstriyel fabrika atıkları, yağ ve kimyasal madde sızıntıları, yol yapımı gibi inşaatlar, atık su sistemleri de dahil olmak üzere birçok faktör, toprağa ve suya çeşitli kirleticilerin bulaşmasına neden olur ve bu zararlı maddeler, toprakta uzun yıllar boyunca kalarak toprağın kalitesini ve besin içeriğini önemli ölçüde azaltır. Arazideki zararlı bakteri, virüs ve böcekleri yok etmek için kullanılan pestisitler de, topraklarımızı yok eden önemli faktörler arasında. Tarih boyunca arsenik, kükürt, kurşun ve cıva gibi maddeler zararlıları öldürmek için kullanıldı. Dikloro Difenil Trikloroetan (DDT) içerikli pestisitler de modern çağda en çok tercih edilen tarım uygulamalarından biri oldu. Ancak zararlı bakterileri öldürürken, bu kimyasalların faydalı bakterileri de yok edeceği ve toprağın doğal besin dengesinin bütünüyle bozulacağı hiç hesaba katılmamıştı.




Toprak kirliliği sağlığımızı nasıl etkiliyor?

Tarım, tarih boyunca hayatımızın merkezinde olan en önemli faaliyetimizdi ancak, tarihte ilk kez 2006 yılında hizmet sektöründeki büyüme, ekonomik anlamda tarım sektörünü geride bıraktı. Görünüşe bakılırsa, hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğumuz besinlerin topraktan geldiğini unuttuk. Günümüzde toprak kirliliği, mahsul verimini ve kalitesini önemli ölçüde düşürerek gıda güvenliğini endişe verici şekilde tehdit ediyor:


  • 2012 yılında, dünya çapında katı atık üretiminin 1,3 milyar ton olduğu tespit edildi. Atık üretiminin 2025 yılına kadar 2,2 milyar tona çıkması bekleniyor. Bu atıkların %60 ila %80’i, geri dönüştürülebilir malzemeleri içeriyor ancak ne yazık ki, sembolik denilebilecek çok küçük miktarda atık geri dönüştürülüyor.

  • Çin’de ekilebilir arazilerin %19’unun kadmiyum, nikel ve arsenik dahil birçok ağır metalle kirlenmiş olduğu biliniyor. Ancak bu araziler yine de, insan tüketimine yönelik tahıl üretiminde kullanılıyor.

  • Antimikrobiyal dirençli bakteriler nedeniyle her yıl, yaklaşık 700 bin ölüm gerçekleşiyor. 2050 yılına kadar, eğer gerekli önlemler alınmazsa bakteri kaynaklı ölümlerin kansere bağlı ölümlerden daha sık görüleceği ve dünya çapında akıl almaz bir ekonomik yüke de neden olacağı bekleniyor.

  • Sadece 7 yemek kaşığı kurşun, 1 hektar kadar bir toprağı ve 200 bin litre suyu tehlikeli ölçüde kirletebiliyor.

  • Her yıl 3 milyondan fazla insan pestisit zehirlenmesi nedeniyle hastaneye kaldırılıyor ve 250 bin kadarı da ölümle sonuçlanıyor.

Referanslar:

"How soil pollution works". Şuradan alındı: https://www.fao.org/about/meetings/global-symposium-on-soil-pollution/background/en/

"Modern Agriculture and its impact on the environment". Şuradan alındı:https://www.jagranjosh.com/general-knowledge/modern-agriculture-and-its-impact-on-the-environment-1518163410-1 (21.09.2020).



Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.