Terk ettiğim de oldu, terk edildiğim de. Hatta hiçbir açıklama yapmadan ortadan kaybolan adamın arkasından yıllarca ağladığım bile oldu. (Sonra evlendik, o başka hikaye.) Güzel vakit geçirdiğim birinin benden biraz fazla hoşlanmaya başladığını fark ettiğimde/ nazikçe uzaklaşmak için birçok yöntem geliştirmişliğim de var. Aşkla aram hep acayip oldu ama; kimin aşk hayatı ‘normal’ ki? Aşkta normal olmaz, aşk yeterince acayiptir. Aşkına karşılık alamamak, aşkın kendisinden daha da acayipmiş.


Yazmaya oturduğumda önce kişisel gündemimi gözden geçirmenin de bir tür nezaket kuralı olduğundan eminim; eh, bu aralar gündemimde aynı hikaye dönüp durduğundan, bugün size oturup sarımsağın faydalarını yazmam da biraz ayıp olur. (Aşk acısı bir şekilde sarımsağa da bağlanıyor gerçi; eğer hastalıkların zihinsel nedenlerden kaynaklanabileceğine inanıyorsanız, öfke uyandıran bir seks deneyiminin ardından oluşabilecek enfeksiyonlara karşı etkili sarımsak tamponu yazıma göz atmanızı öneririm.)


Bugün, ayrılık ve bilhassa reddedilme ağrısını geçirmenin sağlıklı ve tamamen bilimsel yollarını yazmaya niyetliyim. Hayır, herhangi bir yerinize tampon yapmanız gerekmeyecek.


Kırık kalbim, aksak ritmim

Tamamen kişisel ve tek kişilik deneyimimle başınızı ağrıtmayacağım, dostlarımın ömründen birkaç ömür yedim zaten yakın zamanda. Yine de belki bir rakı sofrasında karşılaşırız da, biraz daha anarız adını hayırsızın.


Ortaklaşabilelim diye şu kadarını anlatayım; çok sıkıldığım bir dönemde karşıma çıkan birine tutuldum, çok da güzel vakit geçirdik. Sonra ben tutukluk yaptığım için işler saçmalaşmaya başladı, elim ayağım fena halde birbirine karıştı. Tam da şehri (çeşitli sebeplerden) terk etmek üzereyken, peynirli turtam benden öpücüklerini esirgeyeceğini beyan etti. Ne gerek vardı, dur az daha öpüşsek olmaz mı derken, zaten, aramıza kilometreler girdi.


Ondan uzaklaşınca ve hiç sıkılmayacağım bir döneme merhaba deyince unuturum gider sanmıştım fakat öyle olmadı. Çocukken kaybettiğim ve hep çok özlediğim pamuk dedemi bile bu kadar sık rüyamda görmemişimdir. Ergenlik hayallerimi süsleyen frontman’lerin sesi bile bu kadar kulağımda kalmamıştır. İlk önce sesleri unuturuz derler, onun saçma bir şey söylerkenki sesini hala o kadar net duyabildiğime göre (“peki büyükanne, neden...”) unutmama daha çok vardır. Beş duyumda beşyüzbinmilyon data bıraktı utanmaz, dosyalar mütemadiyen açık olduğundan veriler silinemiyor, pencereleri kapatmaya da gönlüm asla el vermiyor.


Büyücülükten beklediğim verimi alamayacak kadar güçlerim zayıflamış halde velhasıl, çareyi mecburen bilimde arayacağız. (Dünyadaki her şey hakkında konuşmuş olduğumuz gibi bilim ve büyücülüğü de masalara yatırmışlığımız var yıldızlı turtamla da, bu acıklı anımızı da rakı masasına saklayalım karakter sınırına takılmadan.) İşte, modern büyücülüğün kırık kalplere reçetesi:


Reddedilmeli kalp ağrısı ile baş etmenin 5 lezzetli yolu


1- Yasını kucakla

Annemin teselli yöntemleri daima acımasızdır. Kalp ağrısı çeken birine “aman boşver” denmez ama, “demek ki seni o kadar da istemedi kızım, istese arardı” hiç denmez. Bilim annemden daha şefkatli; “boşver” demek yerine, “ağrının gözünün içine bak ve bir yas sürecinde olduğunu kabullen” diyor. Psikoloji ilmi, yası beş evrede açıklar: İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme. Zamanın doğrusallığından hoşlanmayan biriyseniz, bu aşamaların döne döne sizi tokatladığına birçok kaybınızda şahit olmuşsunuzdur. “Yok ya aslında güzel hikaye” dediğim inkar evresinden, “g.tü yemedi tabii hıyarın!” gibi öfke-inkar karışık hallere; “dur şu şarkıyı göndereyim de sürekli onu düşündüğümü bilsin” pazarlıklarına, “bir daha asla aşık olamayacağım” depresyonunun sağlı sollu girişmelerine bir bir şahit oldum bu süreçte. Kabullenme aşaması, hepsini bağrına basmaya hazır bir şefkat vadisi. Evet, reddedildim ve bu canımı çok acıttı. Tebrikler! Artık onu unutmaya hazırım. (Şarkı John Maus – Just Wait ‘Til Next Year bu arada.)


Bunun üzücü bir deneyim olduğunu ve her kayıpta olduğu gibi, bunda da bir yas sürecinin olacağını kabullenmek, deneyimle baş edebilmenin ilk adımı. Sakın ha dikkatinizi dağıtmaya ve meseleyi görmezden gelmeye çalışmayın! Kadim büyücü Gandalf’ın da dediği gibi: "Size ağlamayın demeyeceğim, çünkü her gözyaşı şerden akmaz."



2- Beynine kızma, elinden geleni yapıyor

Hayatınızda hiç fil görmediyseniz bile, 'yüreğime fil oturdu' derken neyi kastettiğimi bilirsiniz.

Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) ile acı çektiğimizde beyinde neler olup bittiğini inceleyen araştırmacılar, beynin ayrılık acısını yoğun bir fiziksel acıdan ayırt etmediğini buldular. Beyindeki anterior singulat korteks (ACC) adı verilen bölge, fiziksel ağrı yaşadığımızda da, reddedildiğimizde de aynı şekilde aktive oluyor. Hani kaval kemiğiniz kırıldığında sinir sisteminiz korkunç şekillerde öleceğinizi zannediyor ya (hem acıdan, hem de o bacakla kaplandan kaçamayacağınızı bildiğinden); reddedilmenin de ‘ölüm gibi bir şey’ olmasının nedeni aynı.


Sosyal bağlanmayı ihtiyaçlar piramidine büyük harflerle yazmayı ihmal etmiş olan Maslow’un muhtemelen hiç reddedilmemiş olduğuna bakmayın. Açlıkla, kaplanlarla ve hayatın türlü cilvesi ile baş edebilmek için içgüdüsel olarak sosyal bağlantılara ihtiyaç duyarız. Sosyal olarak reddedilmek ise, sinir sistemimize ‘kaplan geldiğinde bir başıma olacağım ve korkunç şekillerde öleceğim’ mesajını veriyor. (Maslow'a içerlediğim başka bir yazıma buradan ulaşıverin.)


Tabii ki ölmeyeceğiz ama böyle hissetmemiz nörobiyolojik olarak tamamen normal. Nörobilimin tavsiyeleri de tam bu noktada biraz edepsizleşecek, hazır mısınız?


3- Sahalara geri dönün

(Tabii ki ismini verip de onu unutunca pişman olmak istemediğimden, baharatlı çilekli turtamdan bundan sonra Berthster Brightblade olarak bahsedelim, olur mu?)

Neredeyse bütün kadın arkadaşlarım ‘amaaaan, ortalık Berthster Brightblade dolu kızım manyak mısın?’ diyordu ama bu da annemin tesellisi kadar acımasız gelmişti bana. Bolca araştırıp bin kaynak taradıktan sonra gördüm ki, hovarda arkadaşlarım da bilimsel olarak haklıymış. Kuyrukluyıldız kekimin eşinin benzerinin olmaması bir kenara, bu hakikate vakıf olduktan sonra Kadıköy'de tam olarak onun gibi poz kesen en az on kişi fark etmiş olmam da tesadüf olamaz. (Berthster kuyrukluyıldızı bir daha ne zaman geçer Nil?)


Tabii ki gözüm Berthster Brightblade’den başkasını görmüyordu ama birilerinin beynime sosyal olarak reddedilmemin ölümle sonuçlanmayacağını anlatması gerekiyor. Missouri Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Lynne Cooper, ‘intikam seksi’ dediğimiz aktivitenin ayrılık acısı yaşayan bahtsızların %25’inin yöneldiği tamamen normal bir tepki olduğunu ifade ediyor. Araştırmacılar kalp ağrısıyla gidip başkalarıyla fingirdemenin hem özgüvenimizi tazelemek, hem de yalnızlıktan öleceğini zanneden beynimizi yatıştırmak için iyi bir hamle olacağı yönünde hemfikir. Yine de abartmamak gerek; hem mesele sinir sistemimizi yatıştırmaksa, bunu dostlarla meyhaneye giderek çözmemiz de gayet mümkün. Masadakileri her konuyu ballı turtanıza bağlayarak baymayın ve başkalarıyla sevişirken ‘bozkırların yiğit savaşçısı Brightblade, sen çok yaşa!’ diye bağırmayın, yeter.



4- Seks ve rakınrol... Biraz da uyuşturucu?

Michigan Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, fiziksel bir acı yaşadığımızda beyindeki opioid sistemin harekete geçerek doğal uyuşturucu/ağrı kesiciler salgıladığını ortaya koydu. Aynı araştırmada, bir yerimiz yandığında (veya kaval kemiğimiz kırıldığında) yaşadığımız fiziksel acının tetiklediği doğal uyuşturucuların duygusal/romantik bir acı çektiğimizde de salgılandığı görüldü.


Yasadışı yollara ve tek gecelik ilişkilere bağımlı hale gelmemek için, doğal uyuşturucu mekanizmamızı aktive etmek en mantıklı tercih olacak. İyi uyumak, dengeli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak tabii ki her musibete iyi geldiği gibi, aşk acısını hafifletmeye de birebirdir. Sevdiğiniz işlerle uğraşmak, sanat sepet deryasına dalmak, içli içli gözyaşı akıtmak yerine sporda terlemek; hem kendinizi daha güçlü ve canlı hissetmenizi sağlar, hem de frontal korteksi uyararak beynin korku ve endişe içindeki diğer kısımlarını yatıştırır. Hem birkaç kilo daha verip epik sevişmelere doyamaz olduğunuzda 'kendi kaybetti, hem zaten onunla…' diye başlayan tiradlara daha kolay yükselirsiniz, ağzı yüzü dağılmış egonuz da havalı bir güneş gözlüğü takıp kırmızı rujunu sürmüş bir kokainman kadar dik yürümeye başlar.


Kalp kırıklığı bazen elektrik çarpması gibidir, çarpıldığın yere bir müddet asla dokunmak istemezsin. Yine de yeni maceralara atılmaktan çekinmeyin. Başka bir kadim büyücü Raistlin’in de dediği gibi, “Tehlikeden saklanamazsın. Ölüm havada yüzer, pencereden içeri süzülür, bir yabancının el sıkışmasıyla gelir. Eğer ölümden korktuğumuz için yaşamayı bırakırsak, zaten ölmüşüz demektir.”


5- Kalp de kanar, beyin de

Tıpkı kalbimin Berthster Brightblade’in yalanlarına şıp diye kandığı gibi, beynim de kolay yalanlara kanmaya oldukça meyilliymiş meğer. Bu seferki müthiş araştırmamız Colorado Üniversitesi’nden geliyor: Araştırmaya katılan kalbi kırıklara ‘müthiş tesirli bir burun spreyi’ ile duygusal acılarının son bulacağını söyleyen araştırmacılar, önemli bir çoğunluğun bu yalanı yuttuğunu ve kendini iyi hissetmeye başladığını gördüler. Gerçekten kararlı olursanız, size iyi geleceğine inandığınız her şey ayrılık acısı ile baş etmenizi sağlayacak bir iksire dönüşebilir.


Beynimizi hack’lemek düşündüğümüzden daha kolay, eğer kalbiniz uğraşlarınıza cevap vermiyorsa, bir de nörobilimi deneyin. Bu diyeceğim herhangi bir akademide onaylanmadı ama bence nefis tavsiye; rastgele güzeller/yakışıklılar, eski dostlar, konu-komşu da dahil birçok insan kalp ağrını hafifletmene bir şekilde yardımcı olabilir, olsunlar da. En ‘boşver’ diyeni de, en tantanandan bıkanı da; yeter ki meseleyi eşek gözlü hayırsızla çözebileceğini zannedip ona yönelme. Çünkü, ne yazık ki ve tabii ki, annem haklı; reddedilmiş olmamızın tek bir açıklaması var, o da bizi ‘o kadar da’ istememiş olması! O senin ‘aslında’ nasıl biri olduğunu gördüğünde bu durum değişmeyecek. O seni hep o eli ayağı karışmış tutuk halinle bilecek, tüm dünyaya onun gözleriyle bakmaya devam edersen kendini başka türlü göremez olacaksın, dön geri, sen bu değilsin ve üstelik, beynin ne yapması gerektiğini gayet iyi biliyor.


Bir ara kendine dönüp, kendi iyiliğin için geliştirmen gereken yanlarını da gözden geçirirsin elbet ama, karamelli ejderhamın da dediği gibi, "not tonight honey!"

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.