Her işin rekor hızla halledilmesi gerekir. Sürekli koşturmaca hali, aceleci olma ihtiyacı, içerisinde bulunduğumuz anı kaçırmamıza yol açar. Bu hız, tam olarak bu anda erişebileceğimiz sevgiden ve memnuniyetten mahrum kalmamıza sebep olur. Doğayı düşünün. Bir çiçek yalnızca hazır olduğunda açar. Bir yaprak dalından hazır olduğunda düşer. Doğal akışın gerçekleşmesi için her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. Bu anlayışı hayatınıza nasıl uyarlayabileceğinizi düşünün. İşte size hayatı daha yavaş yaşamanız için 10 neden:
Sezgiler çok güçlüdür. Gerçek ve özgün benliğimizin açığa çıkmasıdır. Bu sese yalnızca bizim erişimimiz var. Biraz yavaşlamak, bu sesin yüzeye çıkması için alan yaratır. Sezgilerimizi sürekli olarak bastırdığımızda, kendi benliğimizi geçersiz kılarız.
Hayat iki şekilde algılanır: sevgi merkezli ya da korku merkezli. Biraz yavaşlayarak sevgi merkezli algıya ulaşabiliriz. Böylelikle kendi benliğimizle temasa geçebilir, sevginin ve ışığın taşıyıcıları olabiliriz.
Sürekli olarak, yapılması gereken şeylere odaklandığımızda öz benliğimizi gözden kaybederiz. Beslenmeye ve sevgiye gereksinim duyan ruhumuzu unuturuz. Doğrulanmak için dış dünyayı kullanmaya daha çok ilgi duymaya başlarız. Kendimize ve içimizdeki iyiliğe odaklanarak sahip olduğumuz öz saygının önemini daha iyi kavrayabiliriz.
Özgüvenimizi artırabilmek ve kendimize saygı duyabilmek adına bu yönde davranışlarda bulunmamız gerekir. Yalnızca yavaşlayarak, ihtiyaçlarımızın ve arzularımızın neler olduğunun bilincine varabilir, kendimize verdiğimiz değeri gösterebilir ve özgüvenimizi artırabiliriz.
Birçoğumuz için, kalp ve akıl arasında ciddi bir bağlantı kopukluğu vardır. Ego aklın sınırları içerisindedir. Anı yaşayın ve kontrolü bırakın. Böylelikle kalbinizin sesini ortaya çıkarabilirsiniz.
Doyum kişinin içerisinden gelen bir şeydir. Kendimizi geçici şeylere bağlayıp işleri hızlı bir şekilde halletmeye çalıştıkça gerçeklikle olan bağlantımızı kaybetmeye başlarız. Bu durum tatmin hissinin azalmasına yol açar; halbuki nihai doyuma yalnızca anı kucaklayarak ulaşabiliriz.
Bizler, yalnızca hayatta olarak bile birer hediyeyiz. Ve hepimizin hedefleri, arzuları var. Bunları dünyayla paylaşmak bizim görevimiz. Hayatı yavaşlattıkça, bu hedeflerin ve arzuların gerçekte neler olduklarını daha rahat anlayabiliriz. Gereken şeyler yalnızca zaman ve sabır.
İçinde bulunduğumuz anı kucaklamaya vakit ayırarak hemen gözümüzün önünde olan güzellikleri kucaklayabiliriz. Parkta oyun oynayan bir çocuk ya da taze bir fincan kahve; bakış açımızı sevgi odaklı bir hale getirdiğimizde, minnettar olunacak ne kadar çok şey olduğunu görebiliriz.
Kabullenmek, sahip olduğumuz tüm sorunların çözümüdür, iyilik ve sevgiden başka bir şey getirmez. Kendinize kabullenmek ve gerçek deneyimlerinizi özümsemek için vakit vererek bunları rahatlıkla elde edebilirsiniz.
Hayatımıza ve deneyimlerimize çoğunlukla kesin gözüyle bakarız. İşimize, evimize ve ilişkilerimize de aynı şekilde. Ancak bir şeylere şüphe duymadan, kesin gözüyle baktıkça minnettarlığı unutur ve sürekli daha fazlasını istemeye başlarız. Biraz yavaşlayarak sahip olduğumuz hayat denilen armağanı kucaklamayı başarabiliriz.