Bu yazı MedAmerikan Tıp Merkezi'nden Dt. Mümin Güneş tarafından kaleme alınmıştır.


Bembeyaz, inci gibi dişler, güzel bir gülüş... Bu imgeyi zihnimizde canlandırdığımızda bile içimize güven ve hoşnutluk duygusu yayılıyor. Güzel bir gülüşü gördüğümüz anda, istemsiz olarak biz de tebessüm ederek karşılık veriyoruz. Doğal bir refleks... Modern diş hekimliğinin bize sunduğu imkânlarla hayalimizdeki ideal gülüşü elde etmek çok kolay. Son yıllarda bir hayli de trend oldu. Oysaki ağız ve diş sağlığı aslında bembeyaz, inci gibi dişlerden çok daha fazlası...


Diş çürüğü ve dişeti hastalıkları dünyada en yaygın görülen hastalıklar arasında

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, dünyada 3.5 milyar kişide diş çürüğü bulunuyor ve dünya nüfusunun yüzde 10’u da diş kaybıyla seyreden ileri derecede dişeti hastalığından mustarip. Erken tanı, koruyucu uygulamalar ve iyi bir gündelik bakım gibi çok basit temel araçlarla bu hastalıkları büyük oranda önlemek mümkün.


Ağız ve diş hastalıkları önlenmezse:

  • Ağrı,

  • Tekrarlayan enfeksiyonlar,

  • Gündelik yaşamın aksaması,

  • Yeme bozuklukları,

  • Sosyal kaygı ve

  • Diş hekimi fobisi gibi birçok istenmeyen duruma yol açabiliyor.

Bu belirtilerin dışında, yerleşik ağız ve diş problemleri uzun yıllar boyunca vücudumuzda birçok hastalığın oluşmasına ya eşlik ediyor ya da direkt sebep oluyor.



Diş çürüğü başlangıcı nasıl olur?

Normal şartlar altında bakterilerin vücudumuza girebilmesi için kimi doğal koruma kalkanlarını aşması gerekir. Sayıca çok fazla veya ileri derecede hastalık yapıcı güçte olmadıklarında, vücudumuzun koruyucu örtüsü onları dışarıda tutar. Ancak, vücudumuzun yapı bütünlüğü zarar gördüğünde, zayıf bakteriler bile vücudumuza kolayca girebilir. Diş çürüğü ve dişeti hastalıkları özellikle bu noktada önem kazanıyor. Diş çürüğünde dişimizin sert dokusu, dişeti hastalıklarında da dişi çevreleyen destek dokular zarar görüyor. Hasar gören bu alanlar ağrı, kötü koku ve kanama yapmakla kalmıyor, bakterilerin üreyip her yere yayılmak için kullandıkları korunaklı bir sığınak haline geliyor. Tedavi edilmediklerinde, bakteriler ve onların zararlı ürünleri, düşük düzeylerde de olsa bu alanlardan uzun yıllar boyunca vücudumuza sürekli geçiş yapıyor.


Bu geçişin oluşturacağı hasarı belirleyen çok etken var ama özellikle vücudumuzun savunma sistemi ve kendini tamir etme kabiliyetini etkileyen hastalıklarda, süregelen diş ve dişeti problemleri ayrıca önem kazanıyor.


Uzun süreli ağız ve diş problemlerinin şeker hastalığı, yüksek tansiyon, damar hastalıkları, otoimmün ve romatizmal hastalıklar, erken ve düşük ağırlıkta doğum, kalp dokularının iltihabi hastalıkları, vücuda yerleştirilmiş protezlere tutunma gibi hastalık ve durumlarla ilişkileri uzun yıllardır iyi biliniyor. Birçok yeni bilimsel çalışma, vücut tarafından tam olarak nereden geldiği algılanmayan bu sürekli iltihabi geçişin Alzheimer gibi başka hastalıkların seyrine de olumsuz katkı yapabileceğini gösteriyor. Özellikle gıda yoluyla vücudumuza girmeye çalışan mikroorganizmalar konusunda dikkatli olmamız gerekiyor.


Pandemi sayesinde sosyal hijyen alışkanlıklarımız da en üst seviyeye çıktı. Peki, vücudumuzda, diş ve dişetleri etrafında yerleşmiş tehlikenin farkında mıyız? Onlardan da kurtulmak için günde iki kez diş fırçalayıp, bir kez de diş aralarını temizleyerek düzenli kontrollere gidiyor muyuz?




Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.